10 Temmuz 2014 Perşembe

“Soru Çalanlar” Üzerinden “Sulh Ceza Hakimi” Yaratmak İsteyenler… Atilla KART, Konya Millet Vekili

“Soru Çalanlar” Üzerinden
“Sulh Ceza Hakimi” Yaratmak İsteyenler…
Atilla KART, Konya Millet Vekili
15 Haziran 2012 tarihinde yaptığımız basın toplantısında; “AKP İktidarlarında Özel Yetkili Mahkemeler bitmez !!!” başlığıyla hazırlamış olduğumuz metinde;
AKP döneminde artık yargıçlık sınavlarında bile “soru servis edilerek-sorular çalınarak” yargıçlık sınavlarının yapıldığını dile getirmiş; bu yönetim anlayışından “adalet ve toplumsal barışın” çıkamayacağını; haksız uygulamalar sonucunda sınavları “hakkıyla ve emeğiyle” kazanmış olan Yargıç-Savcı adaylarının da mağduriyet yaşadıklarını dile getirmiş ve bu süreci sorgulamıştık.
Hükümet eliyle yaratılan bu adaletsizliğe karşı, Cumhurbaşkanlığı Makamının, Devlet Denetleme Kurulunu ivedi olarak harekete geçirmesi gereğini ifade etmiştik.
Bu açıklama ve değerlendirmelerin devamında; 03 Temmuz 2012 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına, Adalet Bakanlığına ve ÖSYM Başkanlığına yaptığımız başvurularda ise;
06 Mayıs 2012 tarihinde yapılan Avukatlıktan Yargıçlığa Geçiş Sınavlarında, usulsüzlük ve ayrımcılık yapıldığını ve soruların bir bölüm adaya önceden servis edildiği gerekçesiyle, somut delillerle suç duyurusunda bulunmuştuk.
İleri sürülen iddiaların ciddiyeti ve
ortaya çıkan somut bulgular üzerine;
ÖSYM Başkanlığı 28.08.2012 tarihli ve 13 sayfalık raporu esas alarak; sınav sorularının sınavdan önce bir kısım adaya ulaştırıldığı, sınavın ölçme ve seçme niteliğini kaybetmiş olduğu, sınavın gizlilik ve güvenlik içinde gerçekleşmediği gerekçesiyle;  06 Mayıs 2012 tarihli “Adli Yargı-Avukat-1” sınav sonuçlarının iptaliyle, yerine eş değer sınav yapılmasının uygun olacağı yönünde işlem tesis etmiştir.
ÖSYM yapmış olduğu incelemede; usulsüzlük anlamında “skandal verilere” ulaşmıştır. Skandal boyutlarına ulaşan bu maddi bulguları yok edemeyen ÖSYM, sonuç bölümünde ise; “somut bir delil yok, bu sebeple faile ulaşamıyorum, ancak sınav güvenliği kalmadığı için sınavı iptal ediyorum…” diyerek; bir taraftan maddi olayın üstünü örtemez hale geldiğini itiraf etmiş; bir taraftan da kendi kurumunu ve personelini koruma telaşına düşmüştür.
Adalet Bakanlığı ve Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığı bu arada ne yapmıştır?
Bu konuları kararlılıkla dile getirdiğimizde, dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin; “…. Kart’ın bu tür iddiaları dile getirmesinden ötürü işi gücü bırakıp ona cevap verecek mecalimiz yoktur…” diyerek; bir taraftan kendi sorumluluğunun ve suçluluğunun üstünü örtme telaşına girmiş, bir taraftan da kendince bir kibir içerisinde, sorumsuz ve gayri ciddi tavrını sürdürmüştür.
Yaratılan “kaos ortamı” sebebiyle, Sayın Sadullah Ergin acaba “vicdani bir değerlendirme” yapma erdemini ve sorumluluğunu gösterebilecek midir? İhtimal vermiyorum….
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ise,
05.03.2013 tarih-2012/85109-213/15958 sayılı kararıyla;
ÖSYM Başkanlığının yukarıda sözü edilen 28.08.2012 tarihli inceleme raporuna atıfta bulunarak; 100’den fazla adayın usulsüzlük yoluyla sınavı kazandıklarını, ancak Adalet Bakanlığı görevlileri ile ÖSYM bürokratlarının bu kişilere soruları servis ettiğine dair delil elde edilemediğini; şüphelilerin tümü yönünden 06 Mayıs 2012 tarihli sınav ile 13 Ekim 2012 tarihli sınav sonuçlarına göre bariz farklılıklar var ise de, şüphelilerin sınavlara hazırlanma sürecindeki özel ve ailevi nedenlerin bu sonuçlarda etkili olabileceği gerekçesiyle; tüm şüpheliler yönünden “kovuşturmaya yer olmadığına” karar vermiştir.
17-25 Aralık 2013 tarihinde ortaya çıkan “yolsuzluk operasyonu”  sonrasında ise,  tablo ve dengeler bir kez daha değişmiştir.
Kartlar yeniden karılmış ve yeni bir dönem başlamıştır.
Takipsizlik kararıyla üstü örtülen dosya yeniden canlandırılmış, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/20429 soruşturma sayılı dosyasıyla soruşturma evrakı yenilenmiştir.
Dosyanın yenilenmesi, maddi gerçeğin ortaya çıkartılması Bizim de amaçladığımız bir durumdu.
Bu sebeple, dosyanın yenilenmesi üzerine, daha önce görev ve yetkilerini kötüye kullanarak takipsizlik kararını verilmesini sağlayan dönemin Başsavcısı İbrahim Ethem Kuriş, ilgili savcılar Ömer Faruk Tezel ve Şadan Sakınan hakkında, 2802 sayılı yasa uyarınca gereğinin yapılması için başvuruda bulunduk.
Ancak, gelinen aşamada da; maddi gerçeğin ortaya çıkartılması, tüm fail ve sorumluların tespiti yerine; ayırımcı bir anlayışla ve husumet duygularıyla soruşturmanın sürdürüldüğünü ve yönlendirildiğini görüyoruz. Şöyle ki;
ÖSYM Başkanlığı ve HSYK’nın tespitlerine göre; kendilerine soru servis edilen ya da soru çalarak Yargıç Adayı konumuna gelen ve halen Yargıç-Savcı olarak görev yapan 73 Kişi vardır. Bu kişilerin isimleri savcılık dosyasına ulaşmış durumdadır. Bu kişiler yönünden “meslekten ihraç” prosedürünün başlatılacağı anlaşılmaktadır. Bu kişiler yönünden, yasal unsurlarıyla eylem “sübut” bulduğu takdirde, elbette yasal gereği yapılmalıdır. Bunda tereddüt etmemek gerekir.
Ancak bu isimlerin arasında, AKP İl ve İlçe örgütlerine mensup olan isimlerin bulunmadığı, bu isimlerin özenle ayıklandığı görülmektedir. Bir başka ifadeyle, bu aşamada da kanunsuzluk, ayırımcılık ve görevi kötüye kullanma durumu devam etmektedir.
3 Temmuz 2012 tarihli suç duyurusu dilekçemizde somut olarak ortaya konulduğu gibi; suç ilişkileri içinde sınavı kazananlar arasında, AKP’nin Belediye Meclis üyeleriyle, İl ve İlçe yöneticileri de vardır. Bu şekilde suç ilişkileri sonucunda soru çalarak-soru servis edilerek sınavı kazandığı belli olan en az 50 Kişi, 73 Kişilik listenin dışında bırakılmıştır.
Tipik bir AKP klasiği yaşanmaktadır.
Yine görev suistimali yoluyla soruşturmaya müdahale edilmektedir.
Maddi gerçeğe ulaşmak yerine; intikam duygularıyla ve ayırımcı bir anlayışla soruşturma mercilerini araç olarak kullanan bir zihniyet yargıya müdahale etmektedir.
Süreç ve bulgular göz önüne alındığında; soruların servis edilmesi yoluyla, halen Yargıç ve Savcı olarak görev yapan kişilerin sayısının en az 125 Kişi civarında olduğu kanısındayız. Esasen, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yukarıda sözü edilen takipsizlik kararında ve ÖSYM’nin bulgularında da, usulsüzlük yoluyla Yargıç ve Savcı konumuna gelen kişi sayısının 100’ün üzerinde olduğu sabittir.
Hal böyle olduğuna göre; bu kişiler neden korunmaktadır?
Çünkü; bu kişiler, Başbakanın “bizim arkadaşlarımız” dediği yargıçlar ve savcılardır. Bunlara artık “Sulh Ceza Hakimi sıfatıyla” ve acil olarak ihtiyaç vardır!!!  El koymalarda, gözaltı, arama kararlarında, tutuklamalarda, itirazlarda bu savcılar-yargıçlar; üstlerine düşen görevi yapacaklardır….
Soruşturmayı sürdüren Savcılık
Makamına,   HSYK’ya ve Adalet Bakanlığına
bir kez daha  sesleniyoruz;
n                  Sınav soruları ÖSYM bünyesinde her Kim-Kimler tarafından servis
edilmiş ise, ayrım yapmadan bu durumu tespit edin ve bu kişiler yönünden “soruşturma izni” prosedürünü başlatın.
n                  Keza, servis edilen soruları alarak-çalarak Yargıç ve Savcı olan her Kim
Kimler varsa; ayrımcılık yapmadan,  AKP ile mevcut olan İl-İlçe Yöneticiliği, üyelik ya da Belediye Meclisi üyeliği ilişkisine bakmaksızın, tüm fail ve sorumlular yönünden yasal süreci başlatın.
n                  Adalet Bakanlığı olarak, soruşturmalara müdahale etmekten artık vazgeçin.
n                  Açıklaması yapılan bu tablo, tarafımızdan “genel unsurlarıyla” tespit
edilmiş durumdadır. Ancak, isimlendirmeyi yapmak-illiyeti kurmak, Bizim görev ve yetki alanımızda olmadığı için, isimlendirme yapmak yerine; Anayasal Kurumları, son 10 yıldaki haksız ve keyfi uygulamalardan ders alarak,  (HSYK ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı başta olmak üzere) görevlerini “doğru ve tarafsız” bir şekilde yapmaya davet ediyoruz.
AKP’ye de; “yeni ve Özel Yetkili Mahkemeler” yaratarak, “adaleti ve toplumsal barışı” tesis edemeyeceğini bir kez daha hatırlatarak; Türkiye’nin Hukuk Sistemini talan etmekten vaz geçmeye davet ediyor ve uyarıyoruz.
(Atilla Kart, CHP Konya Milletvekili, 10 Temmuz  2014 // Basın Toplantısı Metni; “Konuşmaya esas metin”)

9 Temmuz 2014 Çarşamba

İnternet haber sitelerine büyük müjde

İnternet haber (web) sitelerine büyük müjde
İnternet haber sitelerinin Basın Kanunu kapsamına alınmasını öngören kanun tasarısı, TBMM Adalet Komisyonu'nda kabul edildi.
Adalet Komisyonu, AK Parti Ankara Milletvekili Ahmet İyimaya başkanlığında toplanarak, Basın Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nı ele aldı.
Komisyonda kabul edilen tasarıya göre, internet ortamındaki resmi ilanlar, Basın İlan Kurumu aracılığı ile yayınlanacak.
İnternet ortamında yayınlanan resmi ilan ve reklamların tespiti ve takibinde, Basın-İlan Kurumu ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu iş birliği içinde çalışacak.
Kamu tüzel kişiliklerine ait resmi internet sitelerinde yayınlanacak ilan ve reklamlara ilişkin özel kanun hükümleri saklı olacak.
Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkındaki Kanun'daki haber ve fotoğraf ajansları ibaresine internet haber siteleri de eklenerek, internet haber sitelerinin çalışanları da aynı kapsama alınıyor. Ayrıca İnternet haber siteleri 5187 sayılı Basın Kanunu'nun kapsamına dahil ediliyor.
Tasarı ile internet haber sitelerinin Basın Kanunu'nun kapsamına alınmasına paralel olarak süreli yayın tanımına internet haber siteleri de ekleniyor ve internet haber sitesinin tanımı, "internet ortamında haber ya da yorum niteliğinde yazılı, görsel veya işitsel içeriklerin sunumunu yapan süreli yayın" olarak belirleniyor.
İnternet haber sitelerine sahibinin, varsa temsilcisinin veya sorumlu müdürünün adları, adresleri, haber sitesinin faaliyet gösterdiği işyeri adresi ile yer sağlayıcının adı, adresi ve ticari unvanı, kendilerine ait internet ortamında kullanıcıların ana sayfadan doğrudan ulaşabileceği şekilde ve iletişim başlığı altında bulundurma zorunluluğu getiriliyor. İnternet haber sitelerinde bir içeriğin internette ilk kez sunulmaya başlandığı tarih, her erişildiğinde değişmeyecek şekilde içeriğin üzerinde belirtilecek.
İnternet ortamında yayınlarını sürdüren internet haber siteleri, beyanname vermeleri halinde, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanundaki yükümlülükleri devam etmek kaydıyla faaliyetlerini Basın Kanunu çerçevesinde yürütecek.
İnternet haber siteleri, gazete ve dergi gibi süreli yayınlara Basın Kanunu'na göre belirtilen beyanname yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmemeleri halinde uygulanan yayın durdurma cezasına tabi olmayacak.
Beyanname vermeyen internet haber sitelerinin, Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından internet haber sitesi vasfının kaybedildiğine karar verilecek.
İÇERİKLER 6 AY MUHAFAZA EDİLECEK
İnternet haber siteleri yayınladıkları içerikleri, doğruluğu ve bütünlüğü sağlanmış şekilde 6 ay süreyle muhafaza edecek ve gerektiğinde, talep eden yetkili mercilere teslim edilmesi zorunda olacak.
Yayının herhangi bir şekilde soruşturma ya da kovuşturma konusu yapılması halinde, bu işlemlerin sonuçlandığının yetkili mercilere, ilgili internet haber sitesine yazılı olarak bildirilmesine kadar soruşturma ya da kovuşturma konusu yayın kaydının saklanması zorunlu olacak.
İnternet haber sitesi sorumlu müdürü, düzeltme ve cevabı, kullanıcıların ana sayfadan doğrudan ulaşabileceği şekilde ve tekzip başlığı altında bir hafta süreyle yayınlayacak.
İnternet haber siteleri, düzeltme ve cevap yazısının yayınlanmaması halinde, hakim, masraflar yayın sahibi tarafından karşılanmak üzere bu yazının iki internet haber sitesinde yayınlanmasına karar verebilecek.
"Gazetecilik sıfatını gerçekten taşımaya layık olmak için hangi ölçülere sahip olmak gerektiğini bulmalıyız"
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, TBMM Adalet Komisyonu'nda kabul edilen ve internet sitelerini Basın Kanunu kapsamına alan tasarının görüşmelerinde yaptığı açıklamada, alt komisyon çalışmalarının ardından mükemmele yakın bir metin otaya çıktığını kaydetti.
Haklı olan eleştirilerin alt komisyon raporunda yer bulduğunu ifade eden Arınç, "(Sıkışık zamanda niye geldi?) denilebilir. Geçmişi iki yıl öncesine dayalıdır. Hz. Peygamber 'kıyametin kopacağını bilseniz elinizdeki fidanı dikin' buyuruyor. 'Torba yasa vardır, o vardır, bu vardır, arkası sonrası tatildir' denilebilir. Tasarıyı Genel Kurul'a sevk edecek hale getirebilirsek bakarsınız görüşebiliriz ya da Ekim ayına kalır" dedi.
Tasarıyla, internet haber sitelerine Basın Kanunu içinde yer bulmak istediklerini belirten Arınç, "Bütün internet haber sitelerini bu kanun kapsamına alınacağı öngörülseydi, özgürlük ortamının tartışıldığı Türkiye'de belki aleyhte bir puan olacaktı. Girmek isteyenler beyannamesini vererek girecek ve bazı haklardan yararlanacak, girmek istemeyenler bugünkü gibi yayınlarına devam edecek. Bundan daha seçenekli, özgürlükçü tutum düşünülemez" diye konuştu.
Basın İş Kanunu'nda kapsamlı bir değişiklik yapacaklarını söyleyen Arınç, "Paydaşların iştirakiyle Basın İş Kanunu'nda yapılması gereken hususları bir mutabakat çerçevesinde gündeme getireceğiz" dedi.
"Patronların olumsuz tutum ve davranışları"
Tasarının kabul edilmesinin ardından Arınç, basın sektöründe sıkıntılarının çok büyük olduğunu kaydetti.
Bunların giderilmesinin, hem basında çalışanlarını hem de basınla ilgili özgürlük alanlarını doğrudan ilgilendirdiğini ifade eden Arınç, basında çalışanlarla ilgili fiili hizmet zamlarının 2012 yılında geri getirildiğini anımsattı. Ancak bunun meseleyi çözmediğinin altını çizen Arınç, bunun çok büyük parçanın küçük bir kısmı olduğunu söyledi.
Medya sektöründe özellikle patronların olumsuz tutum ve davranışları sebebiyle basın çalışanlarının hiçbir güvencesinin olmadığını dile getiren Başbakan Yardımcısı Arınç, "Çok düşük ücretlerle çalışıyorlar, her an kapı önüne konulma tehdidi var. Kıdem tazminatları yok, grev yapmaya kalkanlar da hiçbir hak elde edemiyorlar. Bunun doğrudan hükümetle olan kısmı çok azdır ama medya patronlarıyla ilişkili yönleri çok fazladır. Bu konuda çalışan sendikaların da çok fazla etkilerinin olmadığını düşünüyorum" ifadelerini kullandı.
Basın İş Kanunu ve diğer kanunlarda güncel olarak ne yapılması gerektiğini üç büyük şehirde çalıştaylar yapılarak ortaya koyacaklarını yineleyen Arınç, "Hangi bakan arkadaşımız bu konuda o zaman görev başında olur bilemem ama bunun mutlaka yapılması lazım. Çünkü bu Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren bir konu, sadece çalışanları değil" dedi.
"Gazetecilik tarifi"
Zaman zaman Türkiye ile ilgili raporlarda "Türkiye'de basın özgürlüğü yok" denilerek Türkiye'nin özgürlük olmayan bir ülke olarak tanıtıldığını belirten Arınç, şunları söyledi:
"Bir bakan olarak değil ama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bundan utanç duymamız lazım. Nasıl böyle raporlar tanzim edilebilir, gerçekten durum bu mudur, gerçek durum bu değilse niçin böyle raporlarda 'şu kadar gazeteci tutuklu, cezaevinde veya hükümlüdür' deniliyor.
Araştırma sonuçlarından birisi, gazeteciliğin ne olduğu konusunda düğümleniyor. Bir insana mesleğini sorarsanız, 'bakkalım, kasabım, taksi şoförüyüm' diyebilir. Aynen bunun gibi birileri de 'gazeteciyim' diyor. Gazetecinin hangi suçu işlediği için cezaevinde olduğuna baktığınızda, banka soyma teşebbüsünden veya öldürmek fiilinden dolayı cezaevinde olduğunu görüyorsunuz; bölücü veya başka terör örgütüyle doğrudan eylem birliği içinde patlayıcı sakladığını veya bir başka yere naklettiğini görüyorsunuz. 'Gazetecilik' sıfatı bu kadarı ucuz mu? Biz kime 'gazeteci' diyeceğiz? Herkes 'ben gazeteciyim' dediği zaman gazeteci mi olacak? Bunun bir sınırı yok mu? Türkiye'de 60, 70, 80'li yıllarda öyle müteahhitler türedi ki Manisa'nın en kıymetli müteahhidi ayakkabı tamirciliğinden gelmişti. Küçük bir sermaye ele geçirdi ve adı müteahhide çıktı. Sonradan Yalova'daki depremde evleri üst üste yığılan Veli Göçer'ler gibi bunların da yaptıkları sorunlu olmaya başladı. Bir insana niçin, nasıl, neyi başardığı için 'müteahhit' diyeceğiz? Bir meslek kriterimiz yok. Basın kartı sahibi 14 bin arkadaşımız var. Bir insanın 'gazeteciyim' demesi için basın kartı sahibi olmasına gerek yok. Onun ayrı şartları var. Nefret kusan insanlar var. Belli amaçlarla çıkan 500, 600 trajlı gazeteler var. Sadece Türkiye Cumhuriyeti'ne düşmanlık yapmak için attığı başlıklarla sadece propaganda yapan değil, 'öldür' diye emreden, şiddeti gösteren ama 'gazeteciyim' diyen insanlar var. Olumsuz noktalardan hareketle bir tarife gitmemiz lazım. Kim gazetecidir? Kendisine 'gazeteciyim' demesine rağmen gerçekten gazeteci sıfatını taşımaya layık mıdır, kriterlere sahip midir?
Mesele en son 49 kişi içeride tutuklu veya hükümlüdür. Bu sıfatı taşıyan veya taşıması gerekenleri dikkate aldığımızda bunun 5'i geçmeyeceğini görürsünüz. Gazetecilik mesleğini ve sıfatını gerçekten taşımaya layık olmak için hangi kriterlere ve ölçülere sahip olmak gerektiğini bulmalıyız."
MHP İstanbul Milletvekili Murat Başesgioğlu, basın çalışanlarının durumunun kritik olduğunu, çalışma şartlarının ve iş güvencelerinin korunması gerektiğini kaydetti.
Çalışma hukukunda "teşmil" diye bir yöntem olduğunu belirten Başesgioğlu, "Eğer siyasi irade basın çalışanlarını koruma konusunda bu karalılığını devam ettirecekse, Anadolu Ajansı'nda (AA) yapılan toplu sözleşmeyi bütün basın kuruluşlarına teşmil ettiğiniz zaman başka hiçbir şeye gerek yok. Hepsi AA'da çalışan kardeşimiz kadar güvenceye sahip olur" dedi.
(Yeni Haber: Giriş Saati: 09.07.2014  13:05 - Güncelleme: 09.07.2014  14:25)

5 Temmuz 2014 Cumartesi

HAKKANİYET, ADALET, DEMOKRASİ VE EŞİTLİK MEVZUATI HAKKINDADIR!...

O, Adalet ve Fazilet timsali idi
YÜKSEK SEÇİM KURULU
BAŞKANLIĞINA
ANKARA
Bilindiği üzere 10 Ağustos 2014 tarihinde Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turu yapılacaktır. Kurulunuzca belirlenen seçim takvimine göre, “Kamu Görevlisi olan adaylar; adaylıklarının kesinleştiği 11 Temmuz 2014 Cuma günü mevcut görevlerinden istifa etmiş sayılırlar” denilmektedir. Oysa 01 Temmuz 2014 tarihi itibariyle aday olduğunu açıklayan Başbakan Recep Tayip Erdoğan ve AKP yetkilileri, 61. Hükümetin Baş Bakanı Erdoğan’ın istifa etmesinin gerekmediğini iddia ve ifade etmiş bulunmaktadırlar. (01/02 Temmuz 2014)
Şu hale nazaran: Türkiye Cumhuriyeti Baş bakanı sıfatıyla “kamu ita ve icra amirliği” makamı ile iştigal eden biri, kamu görevlisi midir?, görev, yetki ve sorumluluğu gereği, tüm kamu dairelerine, memur, işçi ve çalışanlarına emir veren birinin “kamu görevlisi” olmaması kabil ve mümkün değildir. Böyle bir çelişki ileri sürülemez, tasavvur bile edilemez...
Kaldı ki; 59., 60. ve 61. hükümetlerin başı namı ve “kamu görevlisi” sıfatıyla Recep Tayip Erdoğan’ın bu sıfatı, defalarca Türkiye Cumhuriyeti Mahkemelerince kabul ve karara bağlanıp buna göre: “Başbakan’a, yayın yoluyla hakaret edildiği gerekçesiyle TCK 125/3.a maddesine göre defalarca para cezası hükmedilmiş” olmakla;
(1)- Adıyaman-Gölbaşı Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/229 Karar ve 2014/78 Esas No ile (2)- İzmir-Tire Sulh Ceza Mahkemesinin 2014/82 Karar ve 2014/279 Esas sayılı kararları ile sabit bu husus.; Asli Yargı tarafından hiçbir kuşkuya yer vermeyecek sarahatte kabul, ilân, ikrar, tescil ve ispat edilmiş bulunmaktadır.
Ayrıca, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu, 4. Maddesi’nde, Devlet Memuru (kamu görevlisini) şöylece tanımlamaktadır: Mevcut kuruluş biçimine bakılmaksızın, devlet ve diğer kamu (kurum ve kurul) tüzel kişiliklerince genel idare esaslarına göre yürütülen aslî ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilenler, bu kanunun uygulamasında memur sayılır.”
Baş Bakan ve Bakanlar Kurulu üyeleri; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 8, 10, 40, 104 ve 109. madde hükümleri dairesinde Cumhurbaşkanı tarafından “atama yoluyla” yetkili ve görevli kılınarak vazife tevdii edilir. Bu görevlerin seçilmişlikle doğrudan ilgisi yoktur; Zira seçilmemiş olanlar da aynı usul ve esaslara göre atanmak suretiyle görevlendirilebilirler. 
Dahası: (1) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.11.1985 tarih 410/595 sayılı kararında;
“TCK’nın 279. Maddesine göre memur, Devlete ait bir iktidar ve yetkiyi kullanarak hukuksal işlem veya eylemin uygulanmasını gerçekleştirenlerle, bu hukuksal işlem ve eylemin (şahsen) uygulanmasına kamu hukuku usulüne uygun bir şekilde katılan ve yardım edenlerdir.”
(2) 6136 Sayılı Kanuna dayanılarak 21. 03. 1991 yıl ve 91/1779 sayı ile çıkartılan Bakanlar Kurulu Kararına göre: Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkında Yönetmeliğin (a) bendi; “Kanunun 7. ci Maddesinin birinci fıkrasının (1) , (2) numaralı bentlerinde sayılanlar ile (3) numaralı bendi uyarınca “silah taşımalarına karar verilen Kamu Görevlileri”:
“Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar ve Yasama Organı Üyeleri ve bu görevlerde bulunmuş olanlar…” denilmektedir. Dolayısıyla, “Kamu Görevlileri” söylemi; Nerede, hangi anlam, bağlam ve kapsamda kullanılırsa kullanılsın, sonuçta çeşitli kamu kuruluşlarında çalıştırılan ve hukuki durumları birbirinden farklı olan tüm görevlileri içine almaktadır. Yani “Kamu Görevlileri” tanımı ve kapsamına Cumhurbaşkanından, kamuya ait herhangi bir kurum, kuruluş ya da fabrikada işçi olarak çalışan kimseye kadar herkes girmektedir.
Nihayet: Anayasamızın 39, 40, 71 ve 137. Maddelerinde vazedilen “Kamu görev ve hizmetlerinde bulunanlar”, “Resmi Görevliler”, “Kamu hizmetine girenler”, “Kamu (kurumu) hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse” deyimleri de, bu anlam ve kapsamda “KAMU GÖREVLİLERİNİ” ifade eder.
Netice Olarak: Seçimlerin tartışılmaz; Demokrasi, Adalet ve Hukukun vazgeçilmez, mutlak ilkesi olan eşitlik, dürüstlük ve şeffaflık gereği, Başbakan Erdoğan’ın, C. Başkanlığı adaylığının kesinleştiği 11.Temmuz.2014 tarihinden itibaren, istifa etmiş sayılacağının karara bağlanmasını; Saygılarımla arz, adalet, eşitlik ve hukukun tecelli ettirilmesini talep eylerim. 
Mustafa Nevruz SINACI
            [Not: İş bu dilekçe: 04.07.2014 tarih ve 17481 sayı ile YSK Başkanlığına teslim edilmiştir]

27 Haziran 2014 Cuma

TBMM’DEKİ YASA TASARISINA GÖRE: “YOĞUN BAKIM HİZMETLERİ TEHDİT ALTINDA‏”

TBMM’DEKİ YASA TASARISINA GÖRE: “YOĞUN BAKIM HİZMETLERİ TEHDİT ALTINDA‏”
TÜRK ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASON DERNEĞİ İLE 
TÜRK YOĞUN BAKIM
DERNEĞİ'NİN BASIN AÇIKLAMASI
-YOĞUN BAKIM HİZMETLERİ TEHDİT ALTINDA…
-YOĞUN BAKIM UZMANI SAYISININ YETERSİZLİĞİNE KARŞI GÜNDEN GÜNE ARTAN YOĞUN BAKIM HİZMETLERİNİN ARTMASI SAĞLIKTA ÖNEMLİ BİR KRİZİN YAKLAŞTIĞININ HABERCİSİ…
- TBMM’DEKİ YENİ YASA TASARISINA GÖRE TÜRKİYEDEKİ YAKLAŞIK 1500 SAĞLIK KURULUŞUNDAKİ YAKLAŞIK 26 BİN YATAĞA 208 YOĞUN BAKIM UZMANININ BAKMASI GEREKECEK…
- YOĞUN BAKIM UZMANLARINDAN YASA TASARISINA İTİRAZ:
TBMM SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONUNDA GÖRÜŞÜLEN; “ TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI KURULMASI İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDEKİ KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI” NIN 21. MADDESİ YENİDEN DÜZENLENMELİ. “ YASA TASARISI BU HALİ İLE YOĞUN BAKIM HİZMETLERİNDEKİ SORUNU ÇÖZMEKTE YETERSİZ KALDI”
Değerli basın mensubu,
TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler komisyonunda görüşülen, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmündeki Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın alanımızla ilgili olan ve kanunlaşması için desteklediğimiz 20 ve 21. Maddelerinin ilgili komisyonda nihai şekli belirlenmiştir. Esas anlamda bu yasa tasarısı, bu güne kadar mağdur olan Yoğun Bakım Emektarı doktorlarının haklarının iadesini sağlamanın yanı sıra ülkemizdeki yoğun bakım hizmetlerinin yürütülebilirliğinin de sağlanmasını amaçlamaktadır.  Ancak TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler komisyonunda değişik gerekçeler ile yapılan değişiklikler sonrasındaki bu özelliklerini kısmen kaybetmiş olup son hali aşağıdaki gibidir:
20. madde: Tıpta Uzmanlık Kurulunca süre artırımı yapılan ana dallarda, süre artırımının gerekçesi olan çekirdek eğitim müfredatının içeriği o uzmanlık dalına bağlı yan dal alanları ile ilişkili ise, ilgili yan dalın eğitim süresi, tıpta uzmanlık kurulunca üçte birine kadar müfredatta belirtilen süre kadar azaltılır.
21. madde: 25/11/2012 tarihinden önce en az 3 yılı eğitim kurumlarında olmak üzere toplam 5 yıl süre ile yoğun bakım ünitelerinde çalışmış bulunan yan dal yoğun bakım uzmanlık dalının bağlı olduğu ana dal uzmanları ile çocuk yoğun bakım ünitelerinde çalışmış olan çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanları, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1 yıl içerisinde ilgili yan dal uzmanlık belgesini almak üzere Sağlık Bakanlığına baş vurabilirler. Başvuranlardan, Bakanlıkça yapılacak veya yaptırılacak sınavda başarılı olanların uzmanlık belgeleri, Bakanlıkça düzenlenir ve tescil edilirler. Bu şekilde uzmanlık belgesi alanlar da diğer yan dal uzmanları gibi devlet hizmeti yükümlülüğünü yerine getirirler.
Yasa taslağının 20. Maddesinden konu ile alakalı başta Anesteziyoloji ve Reanimasyon ve Göğüs Hastalıkları ana dalları olmak üzere tüm ilgili ana dal uzmanları yararlanacaktır. Bu hali ile yasalaşması ileriye yönelik olarak yoğun bakım yan dal uzmanlık alanının teşviki ve yeterli uzmanlık sayılarına ulaşılabilmesi açısından önemlidir.
Ancak yasa tasarısının 21. Maddesi bu hali ile pratik anlamda işlevsiz bir madde haline gelmiştir.
Bu maddeye göre yoğun bakım yan dal uzmanlık belgesi almak üzere başvuruda bulunacak uzmanlar ortalama olarak 38 yaş üzerinde olan ve bu konuda yoğun bakımlarda aktif olarak çalıştıklarını belgeleyebilen uzmanlar olacaktır. 38 yaş altında olan ve yoğun bakımda çalışmakta olan uzmanların bu yasa maddesinden faydalanmaları söz konusu değildir.
Bu maddeye göre yoğun bakım yan dal uzmanlığına başvuracak değişik ana dallardan uzmanların 3 yılı eğitim hastanelerinde geçmiş olmak şartı ile en az 5 sene ile yoğun bakım ünitelerinde çalıştıklarını ispatlamaları gerekmektedir. Yoğun bakım yan dal uzmanlık eğitimi alacakların 3 sene süre ile eğitim hastanelerinde çalışmaları yeterli iken, uzun sürelerdir ülkemizde değişik kademelerde yoğun bakım hizmetlerini yürütmekte olan değişik uzmanlık ana dalından gelen hekimlerin 3 yılı eğitim hastanesinde olmak üzere 5 yıl süre ile yoğun bakımlarda çalışıyor olmasını beklemek eşitlik ilkesinin veya kazanılmış hakların yok edilmesianlamına gelmektedir.
38 yaş üzerindeki uzmanlar ile ilgili kısıtlamanın yanı sıra bir imtihan ile sınırlamanın olması bu haktan yararlanmayı düşüneceklerin sayısının 150-200’ün altında kalacağını düşündürmektedir.
Yaş sınırlaması ve imtihanın getirdiği sınırlamalara ek olarak  yan dal uzmanlık hakkı kazanacak olanların 2 yıl daha devlet hizmeti yükümlülüğü yapması gerekmektedir. Bu durumda mevcut konumlarının kaybı, aile bütünlüğü ile alakalı problemler, çocuklarının eğitimi, şu anda çalışmakta oldukları hastanelere ve konumlara geri dönme olasılığının olmaması gibi nedenler ile kabul edilmesi mümkün olan bir durum değildir.
Diğer taraftan, bu haktan yararlanması beklenilen değişik uzmanlık alanından gelen hekimlerin aslında 27 Ocak 2012 tarih ve 253 sayılı TUK kararı mağduru oldukları, bu karara göre yan dal uzmanlık belgesi alan 208  kişi ile aynı haklara sahip olmaları gerektiği ortada iken bu şekilde bir uygulama ile karşı karşıya kalmaları mağduriyetlerini arttırmanın yanı sıra küskünlüklerini ve bu alanda çalışma şevklerini tamamen yok etme potansiyeline sahiptir.
Ülkemizde mevcut olan 1458 sağlık kuruluşunun bünyesinde 2599 erişkin yoğun bakım ünitesi ve toplam 16.651 erişkin yoğun bakım yatağı bulunmaktadır. Pediatri ve yeni doğan yoğun bakım üniteleri de dahil edildiğinde toplam yoğun bakım yatağı sayıları 26.000 düzeyine ulaşmaktadır. Sağlık Bakanlığı kaynaklarına göre erişkin yoğun bakım ünitelerinde 1500’den fazla (1172’si Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı olmak üzere) meslektaşımız tam zamanlı olarak çalışmaktadır. Bu yoğun bakımlardaki hizmetlerin 24/7 ilkesi ile devam ettirilebilmesi amacı ile çok daha fazla sayıda farklı uzmanlık ana dallarından meslektaşımızın kısmi olarak yoğun bakım ünitelerinde görev aldığı da bilinmektedir. Sağlık Bakanlığının özellikle kalp cerrahisi yoğun bakımlarındaki eleman ihtiyaçlarının karşılanabilmesi amacı ile Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanlarının kalp cerrahisi yoğun bakım ünitelerinde nöbet tutmaları ile alakalı tebliğleri de mevcuttur.
Diğer taraftan yoğun bakım yan dal uzmanlık öğrencilerinin eğitimlerinde görev alan öğretim üyesi, öğretim görevlisi, uzman doktorların önemli bir kısmının yoğun bakım yan dal uzmanlık belgesi yoktur. TUK’un kararlarına göre 1 yıldan fazla  süreden beri yoğun bakım ünitelerinde çalışmakta olan farklı uzmanlık alanlarından uzman doktorların yoğun bakım yan dal uzmanlık eğitim protokollerinde görev almalarına olanak verilmiştir.
Ülkemizde yoğun bakım yan dal uzmanlık belgesi almak için 2009 yılında başvuruda bulunan farklı ana dal uzmanlarının toplam sayısı 800-900 arasındadır ve bunlardan sadece 208’i uzmanlık hakkını kazanabilmiştir.
Yan dal uzmanlık belgesi almak üzere 2009 ve 2011 yıllarında başvuruda bulunan farklı ana dal uzmanlarının tamamına (800-900 kişi) yoğun bakım yan dal uzmanlık belgesi verilmesi durumunda bile mevcut yoğun bakım ünitelerinin ve yoğun bakım yan dal uzmanlık eğitiminin yürütülmesi zordur.
Hal böyle iken 18.01.2014/6514 sayılı kanunun 46. Maddesine göre yetkisiz kişiler ile sağlık hizmeti verdirenlerin, bir yıldan üç yıla kadar kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adi para cezası ile cezalandırılacağı hükmü getirilmiştir.
Dolayısı ile şu anda yoğun bakım hizmetlerini ve yoğun bakım yan dal uzmanlık eğitimini yürütmekte olan farklı ana dal uzmanlarının karşı karşıya kaldıkları uygulamalar sonucunda ortaya çıkan mağduriyetleri, mağduriyetlerinin ortadan kaldırılmasına yönelik Sağlık Bakanlığının haklı kanuni girişimlerinin etkisiz hale getirilmesinin arttırdığı küskünlükler ve hukuki olarak ortaya konulan gerekçeler ile yoğun bakım ünitelerinin işlevlerinin sürdürülebilmesi ve bu ünitelerde çalıştırılacak farklı branşlardan hekimlerin istihdamı daha da zor hale gelmiştir.
Bu durumda ülkemizdeki tüm yoğun bakım hizmetlerinin 208 yoğun bakım yan dal uzmanı ile yürütülebilmesi gibi gerçeklere aykırı bir durum ortaya çıkmıştır.
Yoğun bakım yan dal uzmanlık eğitiminde ise şu anda sadece 108 kişi istihdam edilmiş durumdadır. Önümüzdeki yıllarda bunun sayısının arttırılabileceği umut edilse bile mevcut eğitmen kadrosu (118) göz önüne alındığında kaliteli uzman yetiştirme olanağının yıllık 150 üzerine çıkması beklenmemelidir.
Ortaya çıkan 208 uzman ve yıllık 150 civarındaki yeni uzman ile yoğun bakım yataklarının sayısı arttırılsa bile hedeflene yoğun bakım hizmetinin verilmesi mümkün olamayacaktır.
Hal böyle iken senelerdir yoğun bakımlardaki hizmeti yürütmekte olan uzmanlara yoğun bakım yan dal uzmanlık belgesi verilmesinin ciddi kıstaslara bağlanmasının yanı sıra bir de şu anda yan dal uzmanlık öğrencisi olanlarla kıyaslayarak mecburi hizmet şartının getirilmesi ileriye yönelik çözümsüzlükleri daha da arttıracak bir uygulamadır. Mecburi hizmet şartının kaldırılması durumunda yan dal uzmanlığını alma olasılığı olan en fazla 150-200 kişinin şu anda yan dal uzmanlığı yapmakta olan kişilerin önünü kapaması, onların geleceğini ortadan kaldırması gibi bir durum da söz konusu olamaz.  Ayrıca yan dal uzmanlık belgesi alacak olanlar ile yan dal uzmanlık eğitimi alanların konum, fonksiyon, kıdem, birikim, tabi olunan hukuki mevzuat açısından farklılıkları mecburi hizmet açısından kıyaslanabilirliklerini ortadan kaldırmaktadır.
Saygılarımızla,
PROF. DR. NESLİHAN ALKIŞ                                       PROF. DR. NECMETTİN ÜNAL
TÜRK ANESTEZİYOLOJİ VE REANİMASON                TÜRK YOĞUN BAKIM
DERNEĞİ BAŞKANI                                                      DERNEĞİ BAŞKANI
(POZİTİF MEDYA DANIŞMANLIK YAPIMCILIK; pozitifmedya@medyabilgirehberi.net)

13 Haziran 2014 Cuma

Cumhurbaşkanlığı seçimi arefesinde; "Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı af paketi!.."

Cumhurbaşkanlığı seçimi arefesinde; "Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı af paketi!.." 
Vergi, SGK ve idari para cezalarıyla ilgili çeşitli düzenlemeler getiren kanun teklifi Meclis'e sunuldu.
Teklif, cumhuriyet tarihinin en kapsamlı yeniden yapılandırma düzenlemesi olma özelliğini taşıyor.
Af düzenlemesi ile vergi, SGK ve idari para cezalarının faizleri silinecek ve borçlar enflasyona endekslendirilerek yeniden yapılandırılacak. Vatandaşa 36 ay içinde 18 taksitle ödeme imkanı tanınacak. Aftan sadece “sigara yasağı”na uymayanlar yararlanamayacak.
Ak Parti, kamuya borçlu vatandaşların yüzünü güldürecek Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı af düzenlemesi olarak nitelendirilen yasa teklifini dün akşam Meclis’e sundu. Milliyet gazetesinden Şebnem Hoşgör paketin ayrıntılarını yazdı.
YATIRIMI İYİLEŞTİRMEK
Ak Parti Bursa milletvekilleri Hüseyin Şahin ve Önder Matlı ile arkadaşlarının imzasıyla dün akşam TBMM Başkanlığı’na sunulan Bazı Kamu Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanun ve KHK’larda Değişiklik Yapılmasına Dair teklifin gerekçesinde düzenlemenin amacı şöyle ifade edildi:
“Borçluların kamuya olan borçlarının enflasyon oranına endekslenmek suretiyle ödenmesi, kamu ile olan mali ilişkinin belli bir plan dahilinde çözümlenmesi suretiyle faaliyetlerine devam edilmesine imkan verilmesi amacıyla hazırlanan teklifle ekonomik kalkınmanın sürdürülebilir şekilde devamlılığını temin etmek, yatırım ortamını iyileştirmek, özel sektörün kamuya olan borç yükünü azaltmak, maliye ve para politikalarının daha etkin şekilde kullanılmasını sağlamak amaçlanılmıştır.”
Teklifin Maliye Bakanlığı ile SGK’ca tahsil edilen alacak türlerini kapsadığı belirtilen gerekçede yapılacak ödemelerde finansman sıkıntısı ile karşılaşılmaması için uzun sürede taksitle ödeme imkanı getirildiği vurgulandı.
Kesinleşmiş vergi, SGK ve belli bir miktarın üzerindeki idari para cezalarını yeniden yapılandıran teklif ile ayrıca kasa fazlaları ile ortaklardan alacaklara ilişkin düzenlemelerle işletmele kayıtlarının gerçek duruma uygun hale getirilmesi de öngörülüyor.
MTV BORCU HARİÇ
Teklif 30 Nisan 2014 tarihine kadar verilmesi gereken beyannamelere ilişkin vergi ve bunlara bağlı vergi cezaları, gecikme faizleri ve gecikme zamları, 2014 yılına ilişkin tahakkuk eden motorlu taşıtlar vergisi 2. taksiti hariç 30 Nisan tarihinden önce tahakkuk eden vergi ve bunlara bağlı vergi cezaları, aynı tarihten önce yapılan tespitlere ilişkin olarak vergi aslına bağlı olmayan vergi cezaları ile Askerlik, Karayolları Trafik Kanunu, Karayolu Taşıma Kanunu, Nüfus Hizmetleri Kanunu kapsamında verilen idari para cezaları ve oy kullanmama nedeniyle verilen para cezalarından kesinleşmiş olan borçları kapsıyor.
Yeniden yapılandırma
Düzenleme uyarınca bu kapsamda vadesi geçmiş ya da ödeme süresi henüz geçmemiş alacakların ödenmemiş kısmının tamamı ile bunlara bağlı faiz, ceza faizi, gecikme faizi, gecikme zammı gibi amme alacakları yeniden yapılandırılacak. Bu çerçevede düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihteki TEFE/ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutar üzerinden, ikişer aylık dönemler halinde en çok 18 eşit taksitte ödemelerini tamamlayanların, faiz, cezai faiz, gecikme faizi, gecikme zammı silinecek.
TEFE/ÜFE aylık değişim oranı esas alınarak hesaplanacak tutarın, ödenmemiş alacağın sadece gecikme zammından ibaret olması halinde, öngörülen süre ve şekilde ödenmesi şartıyla cezaların kalan yüzde 50’sinin ve bu cezalara bağlı gecikme zamlarının tamamının tahsilinden de vazgeçilecek.
Borçluların bu imkandan yararlanması için dava açmamış olmaları, açılmış davalarından vazgeçmeleri şartı aranacak.
120 TL'YE KADAR İDARİ CEZAYA AF
Düzenleme uyarınca devlet 120 TL’ye kadarki idari para cezalarını da affedecek. Buna göre Kabahatler Kanunu ve Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanunu kapsamında verilen idari para cezaları hariç olmak üzere, 1 Ocak 2014 tarihinden önce idari yaptırım kararı verilmesine karşın, yasanın yürürlüğe girdiği tarihe kadar tebliğ edilmemiş olan ve genel bütçeye gelir kaydı gereken 120 TL’nin altındaki idari para cezaları tebliğ edilmeyecek.
Tebliğ edilmiş olanların ve bunlara bağlı feri alacakların tahsilinden vazgeçilecek. Ayrıca Maliye Bakanlığı’nca 1 Ocak 2008 tarihinden önce takibe alınmış ve yeni yasa yürürlüğe girene kadar ödenmemiş olan Amme Alacakları Kanunu kapsamındaki 50 TL’yi aşmayan alacaklar ile bunlara bağlı feri alacaklar ile, aslı ödenmiş feri alacaklardan tutarı 100 TL’yi aşmayanların tahsilinden de vazgeçilecek. Çıkartılacak kanun kapsamına giren alacaklara ilişkin kanunun yayımlandığı tarihten önce tahsil edilmiş tutarlar ile ödenen faizler için bu kanun hükümlerine dayanılarak red ve iade talepleri kabul edilmeyecek.
G-20’DE ÖZEL HÜKÜM 
Teklifte Türkiye’nin 2015’te üstleneceği G-20 dönem başkanlığı kapsamında yapılacak harcamalar da unutulmadı. Bu çerçevede Kamu İhale Kanunu’na eklenecek geçici bir maddeyle, Türkiye’nin üstleneceği dönem başkanlığı kapsamında, 2014 ve 2015 yıllarında yapılacak mal ve hizmet alımları ile yapım işleri Kamu İhale Kanunu ile Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu’ndan istisna tutulacak.
EN FAZLA 18 TAKSİT OLACAK
Yeniden yapılandırılan borçlarını taksitle ödemek isteyenler, 6-9-12 veya 18 eşit taksit şeklindeki ödeme seçeneklerinden biri tercih etmek zorunda olacak. Vatandaş tercih ettiği taksit süresinden daha uzun sürede ödeme yapamayacak. Bir ya da iki taksidin süresinde ödenmemesi durumunda, yüzde 4’lük gecikme zammı ile birlikte ödenecek.
TEMİNATLAR İADE EDİLECEK
Bu kanun çerçevesinde ödenecek alacaklarla ilgili olarak tatbik edilen hacizler yapılan ödemeler nisbetinde kaldırılacak ve ödenen tutarlara isabet eden teminatlar da iade edilecek. Benzer sistem SGK’ya olan sigorta primi, emeklilik keseneği ve kurum karşılığı, işsizlik sigortası primi, genel sağlık sigortası primi borçları için de uygulanacak.
(REF: ULUSAL HABER & ULUSAL AJANS; 13 06 2014 – Ankara)

28 Mayıs 2014 Çarşamba

BEDELSİZ ARAÇ İTHALATI; NEDİR VE NE DEĞİLDİR?...

BEDELSİZ ARAÇ İTHALATI
BEDELSİZ İTHALAT NEDİR?
Bedelsiz ithalat; bedeli için döviz transferi yapılmadan yurt dışında elde edilen ve yurda getirilmesi mecburi olmayan dış kazanç ve tasarruflarla satın alınan bazı şahsi ve ticari mahiyette eşyanın yurda ithalidir.
BEDELSİZ İTHALAT YOLUYLA GETIRILEN ŞAHSİ MAHİYETTE EŞYANIN KAPSAMI NEDİR?
Motorlu ve motorsuz özel nakil vasıtaları, kullanılmış ev eşyası, işyeri nakli suretiyle getirilen sermaye malları, teknik malzemeler ile büro ve dükkân malzemeleri.
BEDELSİZ ITHALAT KAPSAMINDA YURDA GETIRILEBILEN MOTORLU VE MOTORSUZ ÖZEL NAKIL VASITALARI NELERDIR?
Motorlu özel nakil vasıtaları: Otomobil ile bunlarla birlikte getirilen römorklar ve karavanlar, motosikletler, özel uçaklar ile diğer eğlence ve spor amaçlı vasıtalar.
Motorsuz özel nakil vasıtaları: Her türlü bisiklet ile kürekli kayıklar ve kanolar.
TİCARİ ARAÇLARIN BU MUAFIYETTEN FAYDALANARAK GETİRİLMESİ MÜMKÜN MÜDÜR?
Hayır. Motorlu ticari araçlar ve diğer ticari nakil vasıtalarının bu muafiyet kapsamında getirilmesi mümkün değildir.
BEDELSİZ ARAÇ İTHALATINDA VERGI MUAFIYETİNİN KAPSAMI NEDİR?
Bedelsiz araç ithalinde yalnızca gümrük vergisi muafiyeti söz konusudur. Aracın motor hacmine göre değişen oranda Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) ve KDV serbest dolaşıma girişi sırasında gümrük idarelerince tahsil edilir. Bununla birlikte, veraset yoluyla intikal eden araçların ithalinde gümrük vergisinin yanı sıra ÖTV ve KDV muafiyeti de söz konusudur.
KİMLER BEDELSIZ ARAÇ İTHALI YAPABILIR?
a) Türkiye Gümrük Bölgesi dışında en az 24 ay ikamet ettikten sonra, yerleşim yerini Türkiye Gümrük Bölgesine kesin olarak nakleden gerçek kişiler.
Bu kişilerin, Türkiye’ye son giriş tarihinden geriye doğru bakıldığında yurtta bir takvim yılında altı aydan fazla kalmamış olmaları gerekir. Türkiye’de 45 güne kadar olan kalışlar yurt dışında kalış süresinden sayılır. Türkiye Gümrük Bölgesi dışında son on yıl içinde en az beş yıl ikamet eden gerçek kişiler için yerleşim yerine ilişkin bu süre şartı aranmaz.
b) Yurt dışındaki milli veya milletlerarası kadrolara sürekli görevli olarak atanıp da bu görevlerinden dönen kamu görevlileri (Bu kişiler için Türkiye gümrük bölgesi dışında en az 24 ay ikamet şartı aranmaz)
c) Türk vatandaşlığına geçmek suretiyle yerleşim yerini yabancı bir ülkeden Türkiye Gümrük Bölgesine kesin olarak nakleden gerçek kişiler. (Bu kişiler için Türkiye gümrük bölgesi dışında en az 24 ay ikamet şartı aranmaz)
d) Türkiye Gümrük Bölgesi dışında yerleşik kişilerin vefatı halinde, Türkiye’de ikamet eden gerçek kişi mirasçıları.
Murisin, Türkiye’ye son giriş tarihinden geriye doğru bakıldığında yurtta altı aydan fazla kalmamış olması gerekir. Türkiye’de 45 güne kadar olan kalışlar yurt dışında kalış süresinden sayılır. Türkiye Gümrük Bölgesi dışında son on yıl içinde en az beş yıl ikamet etmiş olan gerçek kişiler için yerleşim yerine ilişkin bu süre şartı aranmaz.
YERLEŞİM YERİ, YERLEŞİM YERI NAKLİ NE DEMEKTİR?
Yerleşim yeri; Türkiye Gümrük Bölgesi dışında en az beş yıl ikamet eden gerçek kişiler hariç olmak üzere, kişisel veya mesleki bağlar nedeniyle bir kişinin Türkiye’ye son giriş tarihinden geriye doğru bir yılda en az yüzseksenbeş gün yaşadığı yeri ifade etmektedir.
Yerleşim yerinin nakli; Kişinin yabancı bir ülkedeki yerleşim yeri ve işine ait bağlarını keserek Türkiye Gümrük Bölgesine yerleşmek amacıyla kesin olarak gelmesini ifade eder.
KIMLER BEDELSIZ İTHALAT KAPSAMINDA YURDA ARAÇ GETİREMEZ?
a) Yirmi dört ayı aşmayan süreyle Türkiye Gümrük Bölgesi dışında geçici olarak görevlendirilen kamu görevlileri,
b) Evlilik suretiyle Türk vatandaşlığına geçenler,
c) Çifte vatandaşlık statüsünü haiz Türk vatandaşları,
d) Sürekli görevle yabancı bir ülkede bulunmakta iken, yine sürekli görevle başka bir yabancı ülkeye atanması nedeniyle yerleşim yerini Türkiye Gümrük Bölgesine kesin olarak nakledemeyen kamu görevlileri,
bedelsiz araç ithal edemezler.
BEDELSİZ İTHALATI YAPILACAK ARACA İLİŞKİN ŞARTLAR NELERDİR?
a) Aracın; bedelsiz ithalattan yararlanacak kişilerin Türkiye’ye, ikamet nakil belgesindeki tarihten sonraki ilk giriş tarihinden; veraset intikali neticesinde yapılan bedelsiz ithalatlarda ise murisin vefat tarihinden geriye dönük olarak en az 6 ay boyunca, yurt dışında yerleşik bulunulan ülkede adlarına kayıtlı olması,
b) Aracın, kişilerin adlarına kaydının yapıldığı yıl itibarıyla, kayıt ve model yılı dahil, üç yıldan eski olmaması,
gerekmektedir. Aracın ilk ediniminde kayıt ve model yılının farklı olması durumunda, en yakın tarih esas alınır. Model yılının tespit edilemediği durumlarda üretim yılı esas alınır.
MOTORLU VEYA MOTORSUZ VASITALARINDAN HER BIRINDEN KAÇ ADET GETİRİLMESİ MÜMKÜNDÜR?
Muafiyet şartlarının sağlanması halinde; motorlu ve motorsuz nakil vasıtalarından her birinden birer adet getirilmesi mümkündür.
Örneğin, kişi, bir adet otomobil, bir adet motosiklet ile bir adet bisikleti bedelsiz ithalat kapsamında bir defada yurda getirebilir.
BEDELSİZ İTHALAT KAPSAMINDA YURDA ARACINI GETİREN VE DAHA SONRA YURT DIŞINA TEKRAR YERLEŞEN BIR KİŞİ YURDA DÖNÜŞÜNDE BİR KEZ DAHA ARAÇ GETİRME HAKKI VAR MIDIR?
Bedelsiz araç ithalatından yararlanma hakkı 5 yılda bir verilmiştir. İlk aracın fiili ithalat tarihi üzerinden beş yıl geçmiş olması ve diğer şartların sağlanmış olması halinde tekrar bu kapsamda araç ithal edilmesi mümkündür.
EŞLER BU KAPSAMDA AYRI AYRI ARAÇ GETİREBİLİRLER Mİ?
Hayır. Veraset yoluyla yapılan araç ithali hariç bedelsiz araç ithalinde “aile ünitesi” esas alınır. Aile ünitesi, karı-koca ve 18 yaşından küçük çocuklardan oluşmaktadır. Muafiyet hakkı aile ünitesine tanınmaktadır.
Haktan yararlanmayan eşin, 5 yıl geçmedikçe yeniden ithal izni için gümrük idaresine müracaat etmeyeceğine dair taahhütnamenin gümrük idaresine ibrazı zorunludur.
EŞİ ADINA KAYITLI ARACIN BEDELSİZ İTHALATINI KIŞI KENDİSİ YAPABİLİR Mİ?
Hayır. Verilen hak şahsın taşıması gereken şartlara bağlı olduğundan, eşlerden biri, diğeri adına kayıtlı aracı ithal edemez. Ancak, ithalat işlemleri eşlerden herhangi birisi tarafından gümrük idaresine müracaat edilip sonuçlandırılır.
BEDELSİZ İTHALAT YOLUYLA GETİRİLEN ARACIN SATIŞI VEYA DEVRİ İÇİN BİR SÜRE ŞARTI VAR MIDIR?
Bu kapsamda getirilen araçlar 12 ay geçmedikçe, gümrük idaresine izin alınmaksızın belli bir para karşılığı veya karşılıksız olarak ödünç verilemez, teminat olarak gösterilemez, kiralanamaz, devredilemez veya satılamaz.
Muafen ithalinden itibaren geçmesi gereken 12 aylık sürenin bitiminden önce ödünç verilen, teminat olarak gösterilen, kiralanan, devredilen veya satılan motorlu veya motorsuz özel kara nakil vasıtalarına ait gümrük vergileri, 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 181 ila 194 üncü maddelerindeki esaslara göre tahsil olunur. Bu durumda yükümlüler hakkında ayrıca cezai takibat yapılır.
BAŞVURULAR HANGI GÜMRÜK İDARELERİNE YAPILMAKTADIR?
Ankara Naklihane ve Bedelsiz İthalat Gümrük Müdürlüğü
İstanbul Yeşilköy Otomotiv İhtisas Gümrük Müdürlüğü
İzmir Yolcu Salonu Gümrük Müdürlüğü
Gebze Gümrük Müdürlüğü
BAŞVURU IÇIN SÜRE KISITI NEDIR?
a) Yurt dışında 24 ay ikamet eden Türk vatandaşlarının; ikamet nakil belgesindeki tarihten sonraki ilk giriş tarihinden itibaren 6 ay.
b) Kamu görevlilerinin; görev sürelerinin bitiminden sonraki ilk giriş tarihinden itibaren 6 ay.
c) Türk vatandaşlığına geçenlerin; vatandaşlık kararından sonra adlarına nüfus kağıdının düzenlendiği tarihten itibaren 6 ay.
ç) Muafiyetten yararlanacak olan varisin; murise aidiyetinin ve namlarına gelenlere intikalinin kanaat verici resmi belgelerle ispatı şartıyla, veraset ilamı tarihinden itibaren 24 ay içerisinde yetkili gümrük idarelerine başvurmaları gerekmektedir.
BAŞVURU SIRASINDA İSTENEN BELGELER NELERDİR?
a) Türk vatandaşlığına geçiş hali hariç olmak üzere, pasaport veya NATO Seyahat Emri, Lasse-Passe vb. pasaport yerine geçen belgeler.
b) Teslim-Tesellüm Belgesi.
c) Aile ünitesi uygulanan hallerde vukuatlı nüfus kayıt örneği.Formun Üstü
ç) Yerleşim yeri olan ülkede, işverenden ilişiklerinin kesildiğine dair belge ile İş ve İşçi Bulma Kurumundan işsizlik parası veya yardımı almadıklarını, keza ilgili makamlardan mevcut ikamet kaydını sildirdiklerini belgelemeleri; ayrıca ihtiyarlık sigorta primi kesintilerini durdurduklarına dair belge ve öğrenci iseler okulla ilişiklerinin kesildiğini gösteren belgeyi dış temsilciliklerimize ibraz etmeleri üzerine, yerleşim yerlerinin nakledildiğine dair ilgili temsilciliklerce düzenlenecek ikamet nakil belgesi.
d) Türkiye Gümrük Bölgesi dışında son on yıl içinde en az beş yıl ikamet etme süresinin tespitine yönelik kişinin yurda giriş-çıkış kayıtları.
e) Motorlu nakil vasıtaları için hak sahipleri adına kayıtlı mülkiyet veya trafik belgeleri aslı; yurtdışında bulunduğu ülke makamlarınca aslının alıkonulması sonucu ibraz edilemediğine ilişkin belgenin dış temsilciliklerimizce onaylı örneği. Trafik veya mülkiyet belgesinin herhangi bir nedenle yenilenmesi halinde, aracın önceden de aynı kişi/kişilerden biri adına kayıtlı olduğunun belgelendirilmesi şartıyla önceki trafik veya mülkiyet belgelerindeki tarih esas alınır.
f) İthal talebinde bulunmayan eşin 5 yıl geçmedikçe yeniden ithal izni verilmesi için müracaat etmeyeceğine dair taahhütname
g) Kamu görevlilerince yapılacak serbest dolaşıma giriş işlemlerinde atama kararı ve görevin sona erdiğini gösteren bağlı bulundukları kamu kurum veya kuruluşu tarafından verilecek belge.
ğ) Türk vatandaşlığına geçişi gösteren belge.
h) Veraset yoluyla yapılacak serbest dolaşıma giriş işlemlerinde veraset ilam
ı) Veraset yoluyla yapılacak serbest dolaşıma giriş işlemlerinde, miras bırakacak kişinin Türkiye Gümrük Bölgesi dışında yerleşik olduğunun ispatı için yurda giriş-çıkış kayıtları.
i) Veraset yoluyla yapılacak serbest dolaşıma giriş işlemlerinde muafiyetten yararlanacak kişinin Türkiye’de yerleşik olduğunun ispatı için vukuatlı nüfus kayıt örneği.
j) Veraset yoluyla yapılacak serbest dolaşıma giriş işlemlerinde, birden fazla varis bulunması halinde, Türkiye’de bulunan diğer mirasçılar için noter tasdikli “feragat mukavelesi”.
KONUYLA İLGİLİ MEVZUATA NASIL ULAŞABILİRİM?
07/10/2009 tarih ve 27369 (1. Mükerrer) sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2009/15481 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki “4458 sayılı Gümrük Kanununun Bazı Maddelerinin Uygulanması Hakkında Karar”
06/07/2011 tarih ve 27986 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 Sıra No.lu Gümrük Muafiyeti Tebliği’nden ulaşmak mümkündür.
BEDELSİZ İTHALAT YOLUYLA GELEN ARAÇLARDA MALİ YÜKÜMLÜKLER VE ORANLARI NELERDİR?
Aracın motor hacmine göre değişen oranda Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) ve aracın CIF Değeri (Navlun ve sigorta bedeli dahil kıymeti) ve ÖTV Toplamının % 18’i oranında Katma Değer Vergisi (KDV) aracın serbest dolaşıma girişi sırasında gümrük idarelerince tahsil edilir.
MOTOR HACMİ (cc)
ÖTV ORANI (%)
0-1.600 
37
1.600-2.000
80
2.000-
130
Amortisman indirimi sonunda bulunan ve vergiye esas kıymetin tesbitinde aracın model yılındaki FOB kıymetiyle çarpılacak oranlar:

ARACIN YAŞI
ORAN (%)
0
100
1
80
2
68
3
57,8
4
49,13
5
41,76
6
35,49
7
30,17
8
25,64
9
21,79
10
20
Navlun ve Sigorta :
AĞIRLIK
AB VE EFTA MENŞELİ
ABD VE UZAKDOĞU MENŞELİ
AB VE EFTA'DAN GELEN UZAKDOĞU MENŞELİ
0-1.200
150 €
650 $
300 $ + 150 €
1.200-1.600
200 €
700 $
400 $ + 200 €
1.600-
230 €
800 $
500 $ + 230 €
ÖRNEK:
CIF bedeli 10.000 € olan ve motor hacmi 1.600 cc’yi geçen ancak 2.000 cc’yi geçmeyen bir araç için ödenmesi gereken vergilerin hesaplanması aşağıda gösterilmiştir:
CIF Bedeli =10.000 €
Motor hacmi =1.600 cc üzeri (1.800 cc)
Özel Tüketim Vergisi = CIF Bedeli x Özel Tüketim Vergisi Oranı
= 10.000 € x % 80 = 8.000 € = ÖTV
Katma Değer Vergisi = (CIF Bedeli + Özel Tüketim Vergisi) x KDV Oranı
= (10.000 € + 8.000 €) x % 18
= 18.000 € x % 18 = 3.240 € = KDV
Gümrükte ödenecek vergiler toplamı = ÖTV + KDV
= 8.000 € +3.240 € = 11.240 €
Kaynak: T.C. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı (Güncelleme: Kasım 2012)

15 Mayıs 2014 Perşembe

Yılmaz Dönmez, (Yeminli Mali Müşavir) "İhraç Kaydıyla Ürün Alan İhracatçıların İadesinde Son Durum"

Yılmaz Dönmez
Yeminli Mali Müşavir

İhraç Kaydıyla Ürün Alan İhracatçıların İadesinde Son Durum 
Tarih: 14.05.2014 

KDV Genel Uygulama Tebliğiyle Katma Değer Vergisi Kanunu’nu ile ilgili olarak yayımlanan 123 genel tebliğ, tek bir tebliğ çatısında birleştirilerek KDV Genel Uygulama Tebliği, 26.04.2014 tarihinde yayınlanan ve 01 Mayıs 2014 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir. Bu tebliğ ile sadece daha önce yayımlanan genel tebliğler birleştirilmemiş olup; tebliğlerde hüküm olmaması nedeniyle özelgelerle yön verilen uygulamalar da tebliğde yer almıştır.

İhraç kaydıyla ürün alan ihracatçıların, genel yönetim giderleri ve amortismana tabi iktisadi kıymetler nedeniyle alabileceği azami KDV iadesinin ne olacağı sorusunun yanıtı, ne kanunda ne de tebliğlerde yer almaktaydı.

Bu sorunun yanıtı, Vergi İadesinin özelgeleriyle cevap bulmaktaydı. Ancak bu konuda verilen iki farklı özelge bulunması nedeniyle ihracatçıların da kafaları biraz karışıktı.

KDV Genel Uygulama Tebliğiyle bu konudaki sorun, artık çözülmüş ve konuya açıklık getirilmiştir.

Bilindiği üzere; KDV ödeyerek aldığı ürünleri ihraç eden ihracatçıların, genel yönetim giderleri ve amortismana tabi iktisadi kıymetler (ATİK) için ödedikleri KDV’nin bulunması durumunda iade edilebilecek azami KDV iadesi tutarı, 24 Seri No.lu KDV Genel Tebliği ile sınırlandırılmıştır.

Buna göre; ihracatçı firmaların, ihraç edilen ürünler için ödedikleri KDV ile genel yönetim giderleri ve amortismana tabi iktisadi kıymetlerden (ATİK) iade olarak alabilecekleri azami KDV tutarı, ihracat tutarının genel KDV oranıyla ( % 18 ) çarpımı suretiyle bulunacak tutardan fazla olamaz.

Bir örnekle açıklamak istersek;

Firmamızın satışlarının tamamı yurt dışınadır, bir başka deyişle yurtiçi satışı bulunmamaktadır.
İhraç edilen ürünler için ödenen KDV 1800 TL
Genel yönetim giderleri için ödenen KDV 100 TL
ATİK için ödenen KDV 5.000 TL
Yapılan ihracatın TL karşılığı 12.000 TL

Bu durumda ihracatçı firmamızın ödediği KDV tutarı 6.900 TL’dir. Bu tutarın tamamının iadesi, 24 Seri No.lu KDV Genel Tebliğindeki sınırlama nedeniyle mümkün değildir.

Buna göre, maksimum iade edilebilecek KDV tutarı, yapılan ihracat bedelinin genel KDV oranıyla çarpılması suretiyle bulunacak tutar olacaktır. Örneğimize göre bu tutar, (12.000 x % 18=) 2.160 TL olacaktır. 2.160 TL’nin 1.800 TL’si ihraç edilen ürün için ödenen KDV, 100 TL’si genel yönetim giderleri için ödenen KDV ve geriye kalan 260 TL ise ATİK için ödenen KDV’dir.

İhracatçı firmamız, ATİK nedeniyle ödediği KDV’den geriye kalanının iadesini, sonraki dönemlerde yapacağı ihracat ile almaya hak kazanacaktır.

Sonradan mevzuatımıza girmiş olan Tecil – Terkin uygulaması, ihracatçılara kolaylık sağlamak için getirilen bir uygulamadır. Bu uygulamanın amacı, ihraç edilecek ürünler için ihracatçılar tarafından KDV ödenmemesi suretiyle ihracatçılara kaynak sağlamaktır. Çünkü ihracatçılar, bir yandan KDV ödeyip diğer yandan ihracatın gerçekleştiği dönemde ödediği KDV’yi iade olarak almaktaydı.

Tecil – Terkin uygulaması, bir ön ihracat istisnası değildir. Bu nedenle ihraç kaydıyla ürün satanlar, düzenledikleri faturada KDV hesaplayıp göstermek ve KDV beyannamesi ile hesaplanan KDV olarak beyan etmek zorundadır. Faturada hesaplanan ve beyan edilen KDV, ihracatçıdan tahsil edilmediğinden ödenmesi gereken KDV çıkması durumunda ödenecek KDV tutarı, tecil edilmekte ve ihracatın gerçekleşmesiyle birlikte terkin edilmektedir. Ödeme çıkmaması veya kısmen ödeme çıkması durumunda da ihraç kaydıyla ürün satanlar iade almaya hak kazanmaktadırlar.

Genel Uygulama Tebliğinden önce, ihraç kaydıyla ürün satın alan ihracatçı firmaların, maksimum alabileceği iade tutarı ile ilgili olarak yukarıda da belirttiğimiz gibi ne kanunda ne de tebliğlerde bir hüküm bulunmamaktaydı. Bu nedenle yaşanan sorunlar, özelgelerle çözülmekteydi.

Gelir İdaresi vermiş olduğu bir özel gede; ihraç kaydıyla ürün alan ihracatçılar için de 24 Seri No.lu KDV Genel Tebliği uyarınca ihracat tutarının genel KDV oranıyla çarpımı suretiyle bulunacak tutarın iade edilebileceğini belirtmiştir.

Gelir İdaresi sonradan görüş değiştirerek başka bir özelgesinde, azami iade edilebilecek KDV tutarını, ihracat bedelinden ihraç kaydıyla alınan ürünlerin bedelinin düşülmesi sonucunda bulunacak tutarın % 18 olarak belirlemiştir.

İlk özelgeye göre yukarıda verdiğimiz örnekteki ihracatçı firma, ihracat bedelinin genel KDV oranıyla çarpımı suretiyle bulunan 2.160 TL KDV iadesi alabilecektir. İade olarak alınan 2.160 TL’nin, 100 TL’si genel yönetim giderleri için ödenen KDV, geriye kalan 2.060 TL ise ATİK için ödenen KDV olacaktır.

İkinci özelgeye göre ise örnekteki ihracatçı firmanın alabileceği maksimum iade tutarı, ihracat bedelinden ihraç kaydıyla satın alınan ürün bedeli düşüldükten sonra kalan tutarın % 18’i olacaktır. Buna göre, ihracatçı firmanın, ihraç kaydıyla aldığı ürün bedelinin 10.000 TL olduğunu varsayarsak, alınabilecek azami iade tutarı ((12.000 – 10.000 =) x % 18 =) 360 TL olacaktır.

İki görüş arasında 1.800 TL’lik fark bulunmakta ve bu fark da gelir idaresi ile mükellefler arasında sorunlar yaşanmasına neden olmaktaydı.

KDV Genel Uygulama Tebliğine hüküm konulmasıyla ile bu sorun, sorun olmaktan çıkmıştır.

Genel Uygulama Tebliğinin IV/A-1,3 bölümü uyarınca; ihraç kaydıyla mal alan ihracatçının ödemediği KDV’yi iade olarak talep etmesi mümkün olmayıp, varsa genel giderler ve Atik’ler nedeniyle iade talep etmesi mümkündür. Bu durumda ihracatçının genel giderler ve ATİK nedeniyle yüklendiği KDV için iade talebinde bulunabileceği KDV tutarı, ihracat bedeline genel vergi oranı uygulanması sonucu hesaplanan tutar ile ihraç kayıtlı teslim bedeli üzerinden hesaplanan KDV arasındaki farkı aşamaz.

Bu hükümle, genel olarak yukarıda belirttiğimiz ikinci görüş benimsenmiş gibi görünmektedir. Her ikisi de ihraç kaydıyla alınan ürünün KDV’sinin iadesini kabul etmemektedir.

Ayrıldıkları nokta ise, azami iade tutarının belirlenmesinde ortaya çıkmaktadır. Özel gede azami KDV tutarı belirlenirken; ihracat bedelinden ihraç kaydıyla satın alınan ürün bedeli düşüldükten sonra kalan tutarın % 18’i esas alınmış, Genel Uygulama Tebliğinde ise, ihracat bedeline genel vergi oranı uygulanması sonucu hesaplanan tutar ile ihraç kayıtlı teslim bedeli üzerinden hesaplanan KDV arasındaki fark esas alınmıştır.

Bu da, Bakanlar Kurulu Kararıyla KDV oranı indirilmiş ürünleri ihraç kaydıyla alan ihracatçılara artı bir avantaj sağlamaktadır.

Şöyle ki, 10.000 TL tutarında ihraç kaydıyla mal alan üç ayrı ihracatçı düşünelim. Birincisinin aldığı ürünün % 18, ikincisinin aldığı ürünün % 8 ve üçüncüsünün aldığı ürünün % 1 KDV oranına tabi bir ürün olduğunu düşünelim. Her üç ihracatçı da almış oldukları ürünleri 12.000 TL bedelle ihraç etmişler ve 5.000 TL ATİK nedeniyle yüklenmiş oldukları KDV’leri olduğunu varsayalım.

Buna göre, her üç ihracatçının ATİK nedeniyle alabilecekleri azami KDV iadesi söyle olacaktır.

I. İhracatçı II. İhracatçı III. İhracatçı
Yapılan İhracat Tutarı 12.000 TL 12.000 TL 12.000 TL
İhracat Bedelinin % 18’i 2.160 TL 2.160 TL 2.160 TL
İhraç Kaydıyla Alınan
Ürünün KDV’si 1.800 TL 800 TL 100 TL
İade Alınabilecek Azami
KDV Tutarı 360 TL 1.360 TL 2.060 TL

Yukarıdaki tablodan da anlaşılacağı üzere; II. ve III. İhracatçı, özelgeye göre ((12.000 – 10.000) x % 18=) 360 TL iade alabilecekken Genel Uygulama Tebliği uyarınca II. ihracatçı 1.360 TL ve III. ihracatçı ise 2.060 TL iade alabilecektir.

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya elektronik ortamda kaynak göstermeden yayınlanamaz)