Anadolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anadolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2017 Salı

Türkiye'nin sınırları yakında değişecek!.. "İşte Michael Rubin'in Türkiye'nin bölünme senaryosunu yazdığı o yazısı:"

Türkiye'nin sınırları yakında değişecek!..
Amerikalı neo-con yazar Michael Rubin'e göre Türkiye'nin bölünme sürecinin psikolojik aşaması tamamlandı ve Erdoğan tarihe 'kibiri uğruna Türkiye'yi yıkan kötü adam' olarak geçecek. 
15 Temmuz darbesini önceden yazan Amerikalı neo-con yazar Michael Rubin, Türkiye'nin bölündüğünü, ancak henüz Kürtlerin ayrı bir devlet mi kuracakları yoksa Türkiye'nin içinde bir federasyon mu olacaklarının belli olmadığını öne sürdüğü bir yazı kaleme aldı. Rubin'e göre Türkiye'nin bölünme sürecinin psikolojik aşaması tamamlandı ve Erdoğan tarihe 'kibiri uğruna Türkiye'yi yıkan kötü adam' olarak geçecek.
Rubin yazısını şöyle bitirdi: "Türkiye parçalara ayrılmış durumdadır. Sınırları yakında değişecek; tek mesele bölünme iki ayrı devlet şeklinde mi olacak yoksa Türkiye'ye dahil bir federasyon mu henüz belli değil. Erdoğan kendisini büyük bir lider ve yeni Atatürk olarak görüyor olabilir. Fakat Atatürk modern Türkiye'yi inşa ederken, Erdoğan onu yıkmaktan başka bir şey yapmadı. Erdoğan tarihe bir kahraman olarak geçmeyecek, kibiri uğruna Türkiye'yi yıkan yozlaşmış bir kötü adam olarak geçecek."
İşte Michael Rubin'in Türkiye'nin bölünme senaryosuna dair yazdığı menfur yazısı:
Bir ülke ne zaman parçalanır? İç savaş ve şiddet dolu karışıklıklar parçalanma aşamasının ön adımlarıdırlar. Çekoslovakya'nın barışçıl bölünmesinin karşısında Yugoslavya ve Hindistan örnekleri de bulunuyor. Etiyopya'dan kopmasından önce Eritre'de onlarca yıl çatışmalar sürmüştü, ya da Güney Sudan bağımsızlığını ilan ederek Sudan'dan koparken de durum farklı değildi. Bangladeş'in Pakistan'dan kopması ise sadece bir yıl almıştı fakat o bir yıl içerisinde Suriye'de son beş yılda ölen insandan daha fazlası hayatını kaybetmişti. 
Ancak bu örneklerin hepsinin ortak özellikleri politik ayrışmalar ile bölünme öncesinde ortaya çıkan psikolojik bölünme halidir. Eritreliler bağımsızlıklarını ilan etmeden çok uzun zaman önce kendilerini Etiyopyalı olarak görmekten vazgeçmiş ve ayrı bir topluluk olarak düşünmeye başlamışlardı. Bangladeşliler içerisinde yaşadıkları toplumdan farklı bir dil konuşuyorlardı ve oldukça farklı bir kültürel kimliğe sahiptiler. Çekler ve Slovaklar zorla birlik haline getirilirlerken farklı tarihsel altyapılara ve dillere sahiptiler.
Donald Trump'ın seçim galibiyetinden sonra ayrılık konuşmalarının ortaya çıktığı California'da ise durum aynı değil. Eyaletler arası otoyol sisteminden tutun da Hollywood'un Ulusal Futbol Ligine kadar, California Amerika'nın ta kendisidir. Californialılar, öteki 49 eyalette bulunan vatandaşlarıyla birlikte dünyanın farklı yerlerinde savaşmışlardır. California halkının büyük bölümü trump'tan hoşlanmıyor olabilir, California halkının büyük çoğunlu da kendisine oy vermemiştir. California'nın ayrılık konuşmaları strest atmaktan başka bir anlama gelmeyecektir.
Şimdi bir de Orta Doğu'ya bakalım: Kürtler kendilerini ulus olamamış büyük bir topluluk olarak görüyorlar. Onlarca milyon Kürt dört bölge ülkesine yayılmış halde yaşamaktadırlar: Türkiye, Suriye, İran ve Irak. Kürtler Irak'ta onlarca yıldır süren bir mücadele içerisindeler. Irak monarşisi süresince, Kürtler ve monarşi güçlerinin arada sırada çatıştıklarına şahit oluyorduk fakat o günler 1961'de kaldı, sadece üç sene sonra Irak ordusu bir darbe ile monarşiyi yıktı ve Kürtlerin mesafeli kaldığı Bağdat bu topluluğun üzerine ateş püskürmeye başladı. Ayaklanmalar ve düşük yoğunluklu çatışmalar sonraki on yıl da sürdü. 1970 senesinde, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Molla Mustafa Barzani, şimdiki lide Msut Barzani'nin babası olur, Saddam Hüseyin'in barış sağlanabilecek pragmatik bir lider olduğunu düşünmüştü. Baba Barzani ve Saddam birlikte Kürtlere otonom haklar tanıyan bir anlaşmaya varmışlardı. Çok kısa bir süre sonra ise Barzani Saddam'ın samimiyetsizliğine tanık olacaktı. Çatışmalar bir kez daha başlamıştı. Çatışmaların sertleşmesi ve Saddam'ın baskıcı bir tutumu benimsemesi Kürtlerin kendi tarihsel miraslarına yönelerek Iraklı liderin kafalarına sokmaya çalıştığı düşünceleri reddetmeye yöneldiler. 1991 senesi, Saddam'ın bir hesap hatası ile şekillenmişti: Saddam sivil devlet memurlarını geri çekmiş ve ablukaya aldığı Kürtlere boyun eğdirmenin yolunu aramıştı. Irak Kürtleri ise durumdan avantaj sağlayarak kendi hükümetlerini kurmuşlardı.
TÜRKİYE'NİN SINIRLARI YAKINDA DEĞİŞECEK
O günlerin üzerinden 25 yıldan fazla zaman geçti. Genç nesiller Saddam'la asla karşılaşmadılar, ve çoğu sivil Kürt savaşı asla deneyimlemediler, İslam Devleti'nin Kürt kentlerine birkaç düzine mil yaklaşmasını önemsemediler. Kürtçe konuşuyorlar ve Arapça anlamıyorlar. Kürt şarkıcıları dinliyorlar ve Kürt televizyonu izliyorlar. Bırak Irak'ın güneyini, pek azı daha önce Bağdat'ta bulundu. Çok azı kendisini Iraklı hissediyor. Bu yeni birşey değil, çok sayıda akademisyen ve gazeteci Irak Kürdistan'ını ziyaret ederek aynı gözlemlerde bulunuyorlar. Basra, Necef, Kerbela ve hatta Bağdat'ta Irak Kürdistan'ının ne kadar farklı olduğuna dair konuşmalar yapılıyor fakat onların da pek azı bölgeyi ziyaret etmişler. Eğer Kürdistan dağlarında yaz tatili merkezleri inşa edilmiş olsalardı, Iraklılar buraları ziyaret ederlerken sanki yabancı bir ülkeye giriyormuş gibi pasaport kontrolünden geçeceklerdi. Oysaki bir zamanlar okullarda Arap milliyetçiliğinin birlik olabilmek için verdiği savaşı öğreniyorlardı, çok sayıda genç Iraklı genç Irak Kürdistanı'nın ülkeye bütünüyle entegre olması gerektiği konusunda umursamaz durumda. Irak Kürtlerinin kazançları sadece bölgelerinin kontrolü ile kısıtlı kalmadı, aynı zamanda psikolojik olarak kendilerini kabul ettirmeyi de başardılar.
Türkiye'de, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kürtlere karşı kanlı ve küçük düşürücü bir girişim içerisinde. Yapmaya çalıştığı seçimlerde Kürtlerin büyük bölümünün oyunu alabilmekti, fakat kısa süre önce Kürtlerin oylarına ihtiyacı kalmadığında verdiği sözleri de unuttu. Barış sürecine olan inancında samimi değildi. Çok geçmeden gördü ki Kürtler HDP'ye oy veriyorlar, kavurucu dünya siyasetini benimseyerek Cizre, Silopi, Nusaybin gibi kasabaları yıkarak Suriye'nin Halep'ine benzetirken, düşmanının kaynaklarını kurutmaya yöneldi. Barış görüşmesinin ardından gelen ve 1980'lerin ortalarını anımsatan şiddet deneyimi Türkiyeli Kürtlerin Türk vatandaşları ile müşterek gelecek düşüncesinden vazgeçmelerine neden oldu. Kafa yapısı değişen ise sadece Kürtler değiller. Erdoğan Türk basını üzerinde oldukça güçlü bir kontrole sahip, Türkler şimdiye kadar olmadığı denli baskı altında tutulan ve konuşmasına izin verilmiş kısık seslere maruz kalıyorlar.
 Sonuç olarak, yeni nesil Türkler eğer düşman olarak değilse Kürtleri en azından öteki olarak görüyorlar. Batılı yaşam tarzına sahip Türklerin büyük çoğunluğu Türkiye'nin Güney Doğu bölgesine adımını bile atmamış, bölgede yaşayan Kürtlerin büyük çoğunluğu ise Antalya, Bursa ve İzmir'i asla ziyaret etmeyecekler. Türkiye psikolojik anlamda bir bölünme sürecinden geçiyor. Hatta Erdoğan'ın kendisi dahi bir aşamada bu bölünmenin kaçınılmaz olduğunu anladı, ve hatta ekonomi politikalarından Kürt bölgelerini silmesinden bu durumu anlayabiliriz.
Psikolojik bölünme etnik bir temizliği tersine çevirmeyi imkansız hale getirmektedir. Neredeyse imkansız hale gelmesi bir yana, Kürtler de silahlı ve savaş deneyimine sahipler. Türkler gerçeklerle yüzleşmeliler: Türkiye parçalara ayrılmış durumdadır. Sınırları yakında değişecek; tek mesele bölünme iki ayrı devlet şeklinde mi olacak yoksa Türkiye'ye dahil bir federasyon mu henüz belli değil. Erdoğan kendisini büyük bir lider ve yeni Atatürk olarak görüyor olabilir. Fakat Atatürk modern Türkiye'yi inşa ederken, Erdoğan onu yıkmaktan başka bir şey yapmadı. Erdoğan tarihe bir kahraman olarak geçmeyecek, kibiri uğruna Türkiye'yi yıkan yozlaşmış bir kötü adam olarak geçecek. Michael Rubin & 10.12.2016
Kaynak: https://www.aei.org/publication/has-there-been-psychological-partition-in-turkey/
KAYNAK NOT'U: CNN'in tanınmış İranlı röportajcısı Christian Amanpour ' un eski eşi,   Amerikalı  araştırmacı yazar  Michel Rubin 'in   Türkiye ile ilgili makalesi...  Rubin, bir ara Beyaz Saray'ın Sözcülüğünü de yapmıştı. Halen, Washington' da kl " Middle East Instıtute" 'un Başkanıdır.

4 Kasım 2016 Cuma

KOSOVA - FETÖ - PARTİGÖÇ - Yalçın KOÇAK

KOSOVA - FETÖ - PARTİGÖÇ
 Yalçın KOÇAK
            Balkanlar bizim eller hem de yâd eller..,
Erken kaybettiğimiz mahalleler.
Kaybedilmesi mukadder olan bir Balkan savaşıyla zorlu ve zorunlu göçe tabi olan en az 5 milyon insanımız, telef olan tarih ve coğrafyamız, tarlalarımız, hayvanlarımız, sönen ocaklarımız, kararan hayatlarımız. Güvenliksiz  topraklar, eşkıya, komitacı ve çetnik tuzaklı yollar ve akan kanlar, giden canlar. 
            Bizim yaşayan Anadolu nesli olarak Tarihten alacağımız var.
İstemek en doğal hakkımız…
Bu hakları ve alacakların ardını aramamak cehalet değil gaflet ve ihanettir.
            Vakıflarımızı bir kez yazdık, geniş olarak yine yazacağız ancak ehemmi, mühimme tercih edelim.
Önümüzde üç önemli gündemimiz var;
İlgi, bilgi ve fikir bekliyor.
            Birincisi;
Anayasa; bizi vesayetten kurtaracak bir Anayasa yaptırtmalıyız.
            İkincisi; 
FETÖ ve daileri. Sindiler, aldanmayalım, köklerini kazıyalım, yeniden baş vermeyecek hale getirelim, çok paraları var, çok mesafe aldılar, kozalandılar. Bilenler söylemeli, icra edecekler, dinlenmeli.
            Üçüncüsü;
Musul Meselesi; Ne dedik tarih bize borcunu ödemek için tekrar kapımızı çalıyor. Tayyip bey Başbakan iken Irak’ın kuzeyinde petrol arama konsensüsümüzün nasıl iç ayak oyunlarıyla heder edildiği bilinciyle, unutmadan Musul Meselemizde inisiyatif  kullanmalı bizlerde bu konularda destekçi olmalıyız.
            Anayasalarında dünyada Türk dilinde eğitim yapılabilen 3 yer bulunmaktadır. 
            Bilmeyenlerde öğrensinler.
Kıbrıs, Kırım, Kosova. 3 K'yı birleştirin bir üçgen ortaya çıkar; taradığı alana bir bakın, size çok şeyler anlatatır bu üçgen, misyonunuzu anımsatır size. Köşelerin gösterdiği ufuk cizgisini takip edin, yeni bir vizyon sunar belleğinize.
            İşi dil olanlar, eğitimden geçinenler ne yapmış bu coğrafyalarda dilimizin daha gelişmesi ve genişlemesi amaçlı hangi çalışmaları yapmışlar ve ne kadar arttırmışlardır Türkçe'yi, dünyanın konuşulan kaçıncı dilidir biliyorlar mı acaba?. Enstitüler, Konseyler, Birlikler, Daireler kurduk, milyon dolarlar FETÖ ve Dailerine kadro oluşturmakta kullandırdık. TİKA’da Yunus Emre Enstitüsünde, Yurt Dışı Türkler dairesinde, Türk Konseyinde ve Dış İşleri ile YÖK ve katmanlarında uyuyan Kripto kozalar var.
            Kosova Prizren eski Belediye Başkan yardımcısı Orhan LOPAR ( Kendisi 1994 yılında Türkiye’de devlet bursu ile okuduğunu iftiharla söylüyor ve Türk dilinin mücadelesini veriyor.) Kosova da adı Türk okulu olup zengin Arnavut çocuklarına İngilizce eğitim veren cemaat maskeli okulların mezunlarının da Türklerin ve Türkçenin önünü nasıl kesmekte kullanıldığını, bu perdeleme ve engellemeleri yapanların kimliklerini de hem yazdı, hem söyledi. O dönemde TİKA temsilcisi Metin ARSLANBAŞ, Tabur Komutanı Mehmet PARTİGÖÇ ve yardımcısı, yardakçısı Levent TÜRKKAN dı. (Nasıl Türk kanı vardıysa bu adamda?) Şimdi hepsi tutuklu, tahribatları ve okumasına mani oldukları Türk çocuklarının bedduaları boyunlarına dolansın.
            Adamın aklına neler geliyor; 2011 yılında Rumeli de Türk dilinde Türk Hukuku öğretecek Ankara Üniversitesi ve European Politecnical Üniversitesinin açılım olan Prizren Hukuk Lisans eğitimini baltaları ve entrikaları ile sabote edenlerin ortak kimlikleri şimdi ortaya çıkmıştır. YÖK’te Türkçenin önünü kesenler Gökhan ÇETİNSAYA, Şaban ÇALIŞ, Yavuz ATAR, İlyas DOĞAN, Ömer ANAYURT ve Ankara Hukuk Fakültesinde uzantıları eski Dekan Hüseyin ALTAŞ sahte türetme karar ve yazılarla asılsız, mesnetsiz hüküm üretirlerken  Dış işlerinde uzantıları kimdi? Prishtina’da cemaatin bir dediğini iki etmeyen eski Büyükelçi Songül OZAN ve Ulvi DERENDELİ adında cemaat beslemesi katibi vardı. O asılsız naylon bilgi notlarını tutan istihbaratçılara dost ve öğrencilerimiz olarak içimize sokulan EULEX Polislerine; 
            El Hasıl dilime ihanet eden tüm dailere lanet olsun.