13 Mart 2015 Cuma

Gümrük işlemlerinde ithalâta konu ürünler gümrük lâboratuvarları dışındaki akredite laboratuvarlarda da tahlil edilebilecek.

Gümrük işlemlerinde ithalâta konu ürünler gümrük lâboratuvarları dışındaki akredite laboratuvarlarda da tahlil edilebilecek.
13 Mart 2015 CUMA 
Resmî Gazete   
Sayı: 29294
YÖNETMELİK
Gümrük ve Ticaret Bakanlığından:
GÜMRÜK YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK
MADDE 1 – 7/10/2009 tarihli ve 27369 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gümrük Yönetmeliğinin 198 inci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki (e) bendi eklenmiştir.
“e) 201 inci maddenin dördüncü fıkrası uyarınca yapılacak tahliller için numune alınmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir.”
Tahlillerin yapılması ile ilgili hususlar
MADDE 201 – (1) Laboratuvar tahlillerinin gümrük laboratuvarında yapılması esas olmakla birlikte gümrük laboratuvarları dışındaki akredite laboratuvarlara da tahlil yaptırılabilir. Tahlilin yaptırılacağı akredite laboratuvarın tespitinde eşyanın özelliklerine göre istenilen tahlili yapabilecek sırasıyla en yakın üniversite, ilgili bilimsel kuruluş, uzman ve uygulayıcı kurum laboratuvarları, özel laboratuvarlar dikkate alınır. Akredite laboratuvarlarca düzenlenecek tahlil raporları doğrudan gümrük beyannamesinin tescil edildiği gümrük müdürlüğüne gönderilir. Muayene ile görevli memur tarafından eşyanın tarife tespitinin yapılamaması durumunda, tahlil sonuçları tarife tespiti amacıyla en yakın gümrük laboratuvarına gönderilir. Tahlil masrafları yükümlü tarafından karşılanır.
(2) Tahlilin gönderildiği gümrük laboratuvarında yapılamaması halinde bu tahlil, masraflarının yükümlülerce karşılanması şartıyla gümrük müdürlüklerince uygun görülen akredite laboratuvarlarda yaptırılabilir. Tahlilin yaptırılacağı laboratuvarın tespitinde birinci fıkrada belirtilen sıra takip edilir.
(3) Numunenin gümrük laboratuvarlarına gönderilmesinin tehlikeli veya külfetli veya özellik arz ettiği belirlenen durumlarda ithalatın gerçekleştiği gümrük idarelerinde analiz cihazı bulundurulmasına veya yükümlüsünce yerinde tahlil için gerekli laboratuvar olanaklarının sağlanması halinde, laboratuvar tahlilinin buralarda yaptırılmasına ve söz konusu tahlilleri yapmak üzere kimyager görevlendirilmesine ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir.
(4) Bakanlık birinci fıkra hükmüne göre gümrük laboratuvarında tahlile tabi tutulan eşyayı, akredite dış laboratuvarlarda tekrar tahlil yaptırma yetkisini haizdir. Gümrük laboratuvarının analiz sonuçları ile akredite dış laboratuvara yaptırılan analiz sonuçlarının uyuşmaması halinde, tahlil masrafları yükümlüsünce ödenmek şartıyla eşyanın tahlili başka bir akredite laboratuvarda tekrar yaptırılabilir. Bu durumda eşyanın mahiyeti ve GTİP’i hakkındaki nihai karar Bakanlıkça verilir.
(5) Diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca kendi mevzuatları gereği yapılan ve yaptırılan tahlillere ilişkin raporların gümrük laboratuvarlarına ibrazı durumunda, hangi hallerde yeniden tahlil yapılmayarak ibraz edilen tahlil sonuçları üzerinden laboratuvar raporu düzenleneceğine ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir. 
(13 Mart 2015 CUMA Resmî Gazete   Sayı: 29294)

28 Ocak 2015 Çarşamba

"Ekonomide Dönüşüm Programı" açıklandı

Ekonomide Dönüşüm Programı açıklandı
Türkiye ekonomisinde yeni sıçramalar yapacak olan 10. Kalkınma Planı Öncelikli Dönüşüm Programı'nda konuşan Başbakan Davutoğlu, "Bu programla başta yurt dışındaki vatandaşlarımız olmak üzere ülkemizi cazibe merkezi haline getireceğiz." dedi.
İŞGÜCÜ PİYASASININ ETKİNLEŞTİRİLMESİ
Davutoğlu, İşgücü piyasasının etkinleştirilmesi, temel mesleki becerileri geliştirme, nitelikli insan gücü ile beyin göçünü çağırma, sağlıklı yaşam ve hareketlilik, yerelde kurumsal kapasitenin gelişitirilmesi, rekabetçiliği ve sosyal uyumu geliştirme, kalkınma için uluslararası işbirliğini geliştirme, kayıtdışı ekonominin azaltılması programıyla birlikte, işsizliğin azaltılması, kadın istihdamının artırılması, iş gücü piyasasının etkin hale getirilmesini hedefliyoruz. Esnek çalışma biçimlerini yaygınlaştırmayı hedeflediklerini söyledi.
İşgücü piyasasının etkinleştirilmesi
Bu programın hedefi işsizler ve işgücü piyasasına giremeyen kadınlar. Bu program ile işsizliği düşürmeyi hedefliyoruz. Kadınların işgücü piyasasında daha etkin olmalarını amaçlıyoruz. Program sonunda kadınların işgücünekatılım oranlarını her yıl 1 puan arttırmayı planlıyoruz. Esnek çalışma planlarını arttırmayı hedefliyoruz. Kadın girişimciliği arttıracağız. Aktif işgücü için bir izleme sistemi kuracağız.
Programların takibini 81 il üzerinden gerçekleştireceğiz. Kıdem tazminatı için gerekli mevzuati düzenlemeleri yapacağız. İşsizlik sigortalarında yararlanma sürelerini uzatıp yararlanma koşullarını esneteceğiz. Sosyal yardım bilgi sistemini geliştireceğiz. Sosyal yardım ile istihdam arasında bağlantı kuracağız.
Temel mesleki becerileri geliştirme
Mesleki eğitimleri iş gücü piyasasına göre ayarlayacağız. İki sömestr, üç sömestırlı uygulamaları başlatacağız. Burada tatili kaybetmiyoruz. Fabrikaların sektörlerine yönelik okul açabilmeleri için destek sağlayacağız. Atölye ortamlarını iyileştireceğiz. Yerel yönetimlerin ve sektörlerin bu kapsama dahil olmasını sağlayacağız. Eğitim müfredatını sanat ve sportif faaliyetleri öne çıkartacak şekilde geliştireceğiz. Sanat ve sportif faaliyetin eğitimin bir parçası olarak kabul edilmesi gerekiyor.
Nitelikli insan gücü
Beyin göcünde geri dönüş de diyebiliriz. 28 Şubat ve 12 Eylül gibi darbe dönemlerinde yurtdışına kaçan iyi eğitim görmüş insanlar Türkiye'ye geriye dönüyor. Bizim burada bir çekim merkezi oluşturmamız gerekiyor. Bu program ile yerli ve yabancı niteliki insan gücü için ülkeyi çekim merkezi haline getireceğiz. Yurtdışında iyi eğitim görmüş insanlarımız Türkiye'de daha iyi şartlarda çalışmak istiyor. Amacımız beyin göçünü engellemek ve Türkiye'yi cazip kılmak."
Sağlıklı yaşam ve hareketlilik
Hastanalere ihtiyaç olmasın diye bir çabayla yaparsak işte o zaman hastaneleri bir sektör olarak uluslararası alana açarız bizim insanımız da gelen hastalara ev sahipliği yapar. Okulların artması eğitim için önemli. Hapishanelerin artması Adalet Bakanlığı için ihtiyaç değildir. Öyle bir anlayış yapalım ki hapishanelere ihtiyaç olmasın. Yine bu programla tütün, alkol ile mücadelemiz devam edecek. Hareketli yaşam alışkanlığını temin etmek, gıda güvenilirliğini arttırmak. Bu programda da 57 adet eylem var.
Yerelde kurumsal kapasitenin gelişitirilmesi
Yerel yönetimlerin proje üretme kapasitesini geliştireceğiz. Vatandaşın belediye memnuniyetlerini belirli aralıklarla ölçeçeğiz. Büyükşehir belediyelerinin akıllıkent programlarını geliştireceğiz. Büyükşehirlerde kırsal alanın ihmal edilmemesi için bütçelerinden belli oranda bu alanlara ayrılmasını titizlikle takip edeceğiz. Şehir bilincinin yerleşmesi için hertürlü çalışmaya yapacağız. Yöneticiler için sistematik programlar gerçekleştireceğiz. Proje bazlı destekler ile STK'ları geliştireceğiz.
Rekabetçiliği ve sosyal uyumu geliştirme
Şehirlerimizin dezavantajlarını azaltmayı, yaşam kalitesini artırmayı planlıyoruz. Şehir sakinleri arasında sosyal uyumu geliştirecek uygulamaları hayata geçireceğiz.
İmar değişiklikleriyle oluşan değer artışlarından kamunun pay almasını sağlayacağız. Bu kesinlikle rant vergisi değil. Arsa geliştirme çalışmaları olarak yerel yönetimlere destek vereceğiz. tarihi şehirlerinin canlandırılmasına yönelik hizmet vereceğiz.
Piyasaya arz edilen uygunsuz ithal ürünlerin kullanılmasını engelleyeceğiz.
Kalkınma için uluslararası işbirliğini geliştirme
Küresel farkındalığı artırmaya yönelik eğitimler vereceğiz. Eğitim kurumlarında yabancı dilin etkinliği konusunda çalışmalar yapacağız. Eğitimde uluslararası hareketlilik ve işbirliği sağlayacağız.
Kamu kurumlarında dış ilişkiler uzmanlığı kadrosu oluşturacağız. kamu kuruluşlarını bütçe ve insan bakımından güçlendireceğiz.
Kayıtdışı ekonominin azaltılması
Kayıtdışı istihdamı analiz edip yol açtığı sorunları ortaya çıkartacağız. Vergi tahsilatını artırmak amacıyla ödeme terminalleri kuracağız.
Akaryakıt ve LPG taşımacılığında kullanılan ürünün takibini sağlayacak bir sistem kuracağız.
Vergi ve sosyal güvenlik bilincini geliştirmek için görsel medyayı kullanacağız.
[Ulusal Haber & Ulusal Ajans; 28 Ocak 2015 Çarşamba 12:31; Güncellenme Tarihi 28 Ocak 2015 Çarşamba 12:32]

20 Aralık 2014 Cumartesi

Fethullah Gülen'in Amerika'dan iadesi istenecek!.. Bir başka ülkenin, bir kişi hakkındaki iade talebinde ABD’de süreç nasıl işler?

Bir başka ülkenin, bir kişi hakkındaki iade talebinde ABD’de süreç nasıl işler?
ABD’nin suçluların iadesini düzenleyen yasasına(18 U.S.C. § 3184) göre suçluların iadesi sadece ABD ile talepte bulunan ülke arasında suçluların iadesi antlaşması mevcutsa söz konusu olabilir. Çok istisnai durumlarda böyle bir sözleşme yoksa bile iade talebi kabul edilebilir. Suçluların iadesi, her ülke ile yapılan ayrı ayrı antlaşmalara göre olduğundan, süreç o ikili antlaşma çerçevesinde ilerler. Yani ülkeden ülkeye farklı süreçler söz konusu olabilir.
İşte ABD’nin diğer ülkelerden gelen iade talebine uyguladığı sürecin temel işleyişi ile ilgili sorular ve cevapları:
Bir kişinin iade talebinde ABD’deki muhatap devlet erki hangisidir?
Kişinin bir başka ülkeye iadesi, temel olarak bir dış politika kararıdır. Yargısal değil idari bir süreçtir. Bu sebeple muhatap ABD yürütme erki adına Dışişleri Bakanlığı’dır. Talep diplomatik yoldan iletilir. Yani ilgili ülkenin Washington DC’deki büyükelçiliği, mahkum olmuş suçlunun veya hakkında yakalama müzekkeresi bulunan zanlının iadesi talebini gerekli belgelerle beraber ABD Dışişleri Bakanlığı’na iletir. Eğer, ABD açısından da kabul edilebilir bir gerekçeyle ‘acil tutuklanma’ talebi varsa Dışişleri Bakanlığı yerine doğrudan Adalet Bakanlığı’na bir müracaat da yapılabilir.
Dışişleri Bakanlığı süreci nasıl yönetir?
İade talebini alan ABD Dışişleri Bakanlığı talebin iki ülke arasındaki anlaşmaya uygun olup olmadığına ilişkin ön incelemesinden sonra, talebi yerinde görürse, hazırladığı belgelerle birlikte ABD Adalet Bakanlığı Uluslararası İlişkiler Dairesi’ne (OIA) gönderir.
OIA, talebin ABD yasalarına ve iki ülke arasındaki antlaşmaya uygun olup olmadığını, atılı suçun, ikili antlaşmada sayılı suçlardan biri olup olmadığını inceler. Belgelerin (talep eden ülkenin mahkeme kararı, yakalama müzekkeresi, suça uygulanacak veya uygulanmış yasa maddelerinin tam metinleri vb) eksiksiz olup olmadığına bakar. Bazı suçlarda, iadesi talep edilen kişinin, ABD vatandaşı veya kalıcı göçmen statüsüne (green card sahibi) sahip olmaması gerek.
OIA talebin hukuksal olup olmadığına ve ABD yasasınca varlığı zorunlu görülen talep belgelerinin eksiksiz olup olmadığını kontrolden sonra tekemmül eden dosyayı, zanlının ikametinde yetkili mahkemeye gönderir.
Mahkemeye neye göre kara verir?
Her ne kadar zanlı veya suçlunun bir başka ülkeye iadesi süreci yargısal değil idari bir süreç olsa da, ABD mahkemeleri, Dışişleri Bakanlığı iade yönünde görüş bildirmişse bile, iadenin reddine karar verebilir. Çünkü ABD Anglo-Sakson hukuk sistemine sahiptir. Mahkemelerin hukuk yarattığı bir sisteme sahiptir. ABD mahkemeleri, kendilerine gelen ‘iade’ taleplerinde, suça ilişkin somut deliller bulunup bulunmadığını ve zanlının bu suçla ilişkisine dair delilleri çok titizce incelemeleriyle ünlü.
İade taleplerinde mahkemeler genellikle şu beş faktöre bakar:
İade konusunda iki ülke arasında geçerli bir antlaşma var mı?
Atılı suç, bu antlaşmada açıkça belirtilen bir suç mu?
Atılı suç, ABD yasalarına göre de suç mu?
Talep edilen kişinin talep eden ülke ile yasal bağı var mı? Suç nerede işlenmiştir?
İadesi talep edilen kişinin, iadeye konu edilen suçu işlediğine ilişkin inandırıcı bir gerekçe var mı? Adil şekilde yargılanmayacağı endişesi mevcut mu?
Eğer mahkeme, hakkında ülkesinde yakalama kararı olan kişinin iade edilmesi gerektiğine ikna olursa, hazırladığı ‘iade edilebilir’ zaptını ABD Dışişleri Bakanlığına gönderir. Bu aşamadan sonra ABD Dışişleri Bakanlığı’nın zanlıyı veya suçluyu iade edip etmeme konusunda idari takdir hakkı yine vardır. Dışişleri Bakanı’nın nihai kararına karşı yargı yolu kapalıdır.
Eğer Bakanlık, kişiyi talep eden ülkeye iade etmeye karar verirse durumu Adalet Bakanlığı’nın OIA dairesi aracılığıyla ilgili ülkeyi bilgilendirir ve kişinin iadesinin zamanı, şekli karşılıklı görüşmeyle kararlaştırılır.
İadesi talep edilen kişinin mahkeme kararına karşı temyiz hakkı var mı?
Hayır. Ne iadesi talep edilen kişi ne de ABD hükümeti mahkeme kararını temyiz edemez. Ancak bununla beraber iade edilmesine karar verilen kişi, bir mahkemeye çıkarılma dilekçesi verebilir. İkamet ettiği bölge mahkemesinde hakim karşısına çıkarılacak kişi hakkında bu mahkemenin vereceği karar ise ABD Anayasası gereği ‘temyiz edilebilir’ bir karardır. Bu dava ve temyiz süreci ise iade sürecini uzatır.
Peki iadeye konu olmayacak suç var mı?
Evet. ABD yasalarına göre siyasi suçlar, iadeye konu olamaz. Kişiye atılı suçların ‘’politik doğası’’ olup olmadığı gerek ABD Dışişleri Bakanlığı’nın ön incelemesinde, gerek Adalet Bakanlığı incelemesinde öncelikle mahkeme aşamasında ise titizlikle incelenir. Talep eden ülkenin politik yönetiminin, talep edilen hakkındaki politik kampanyası mevcutsa, talebin mahkemece kabulünü imkansıza yakın hale getirir. Kaldı ki iade talebine konu kişi talep eden ülkede bizzat bir şiddet eylemine karışmışsa bile, eğer, şiddet eyleminin savaş, devrim, isyan gibi politik şiddet ortamlarında işlendiğini ispatlarsa, yine mahkemece bu muafiyetten yararlandırılabiliyor. Günümüzde kimin ‘terörist’ olup olmadığı ülkeden ülkeye değişkenlik gösterdiği için talep eden ülkenin ‘terörist’ veya ‘şiddet suçu’ ile talebinden çok, atfedilen bu eylemlerin ABD yasalarındaki tariflere uygunluğu, ve talep edici ülkenin bu atıflarında politik motivasyon bulunup bulunmadığı kendiliğinden dikkate alınır.
Türkiye ile ABD arasında suçluların iadesi antlaşması var mı?
Evet iki ülke arasında bir sözleşme var. 1979 yılında imzalandı ve 1 Ocak 1981 tarihinde yürürlüğe girdi.
Bu antlaşmaya göre iadeye konu olmayacak suçlar hangileridir?
Talebe konu suç siyasi nitelikte ise, siyasi suçlarla veya suç atılı kişinin siyasi görüşleriyle irtibatlı ise ilgili kişinin iadesi söz konusu olamaz. Bir devlet başkanına veya hükümet başkanına veya aileleri üyelerinden birine karşı işlenmiş veya işlenmeye teşebbüs edilmiş bir suç siyasi suç sayılamaz. Yine,
– Talebe konu suç sırf askeri nitelikte bir suç ise,
– Zamanaşımı gerçekleşmişse,
– İadesi istenilen kişi, iade talebine konu olan suçtan ötürü istenilen devlette yargılanarak kesin ve bağlayıcı bir hükümle beraat etmiş veya mahkum olmuş ise,
– Talebe konu olan suç, istenilen tarafın ülkesinde işlenmiş olup da yargı yetkisi nedeniyle onun adli makamlarına intikal ettirilmiş veya intikal ettirilecek ise,
– Talebe konu olan suç, taraflardan birinde çıkarılan genel veya özel affa konu olmuş veya olmakta ise, iadesi talep olunan kişi iade edilmez.
İade süreci ne kadar sürede gerçekleşir?
Bu vakadan vakaya değişir. Açık delilli tartışmasız vakalarda yazışma ve mahkeme süreci hızlı ilerler. Ancak, atılı suçun ‘politik doğası’ şüphesi varsa, oldukça uzun bir süreç işler. Bu tür durumlarda yıllar sürebilir.
REF: AMERİKA BÜLTENİ (19 Aralık 2014)
SÖZLEŞME İLE İLGİLİ AYRINTILI BİLGİLER:
Türkçe metin:
İngilizce metin:

11 Aralık 2014 Perşembe

UND, UTİKAD, İGMD, MÜSİAD VE İTO TARAFINDAN YAPILAN ORTAK AÇIKLAMA: ‘Mevzuat değişikliği ihracatı geriye götürür, 10 yıl heba olur’

‘Mevzuat değişikliği ihracatı geriye götürür, 10 yıl heba olur’

UND, UTİKAD, İGMD, MÜSİAD ve İTO üyeleri yaptıkları ortak açıklamada, gümrük mevzuatındaki son değişikliği eleştirerek, “Son 10 yılın kazanımları heba ediliyor” dedi
‘Mevzuat değişikliği ihracatı geriye götürür, 10 yıl heba olur’
İİSTANBUL (DÜNYA) - Gümrük Yönetmeliği’nde ve Yetkilendirilmiş Gümrük Müşavirliği Tebliği’nde yapılan değişikliklere tepki gösteren UND, UTİKAD, İGMD, MÜSİAD ve İTO üyeleri İstanbul’da bir araya gelerek ortak bir basın açıklaması yaptı. Gümrük mevzuatında yapılan değişikliklerin son 10 yılın kazanımlarını bir kalemde heba ettiğini belirten üyeler, “Sektörün görüşü alınmadan yapılan son değişiklikler, dış ticaretimize büyük zarar verecek ve 2023 hedeflerini imkânsız hale getirecektir. İhracata dayalı bir büyüme politikası izleyen ülkemizin dış ticareti daralacaktır. Gümrük mevzuatı değişikliği ile yavaşlayacak ithalat ve ihracat operasyonları sebebiyle şehiriçi TIR trafiği artacak ve bu durum İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşamı zorlaştıracaktır” yorumunda bulundu. 
Ekonomiye zarar verir 
Birkaç suiistimal sebebiyle tüm sorumluluğun Yetkilendirilmiş Gümrük Müşavirleri (YGM) üzerine bırakılmasının yanlış bir uygulama yarattığını ifade eden sektör temsilcileri gümrük idarelerinin denetim ve gözetim yetkisinin her zaman mevcut olduğu düşünüldüğünde iki ayrı kontrol mekanizmasını bire indirmek ve bu işleri “sayıca yetersiz” gümrük memurlarına vermek ciddi gecikmelere neden olacağını ve ülke ekonomisine zarar vereceği görüşündeler. Sektör temsilcileri ayrıca uygulamanın Kyoto Sözleşmesi”ni ihlal ettiğini ifade ettiler.
Antrepo teminat sistemi değişti 
Antrepolardaki mevcut “götürü teminat” sisteminin iptal edilmesi ile birlikte antrepo işleten sektör mensupları büyük mağduriyet yaşayacağı belirtilen açıklamada, mevcut sistemde, antrepo işleticileri tarafından verilen teminatların yeterli olmadığı gibi durumlar ile karşılaşılmazken anılan teminatların arttırılması antrepoların işletme maliyetlerini artıracağı ve ilave bürokratik işlemler yaratacağı ifade edildi. 
Devletin depolama yerlerinin kapasitesi ve koşulları yetersiz 
İstanbul genelindeki 216 adet genel antrepo yaklaşık 1 milyon metrekarelik toplam alana sahip olduğu vurgulanan ve teminat tutarını karşılayamayacak olan antrepolara konulamayan eşyalar sadece 20’de 1 oranındaki 50 bin metrekare ile sınırlı olan ve son derece yetersiz koşullara sahip, elleçleme ve aktarma işlemlerinin herhangi bir sigorta koruması kapsamında yapılmamasından dolayı hasar durumlarında muhatapsız kalınan devletin geçici depolama yerlerine konulmak zorunda kalınacağı belirtilen açıklamada; İthalat ve ihracat işlemlerinde büyük kayıplar ve beklemelerin yaşanacağı, taşımacılık sektöründe büyük düşüş olacağı, ve iş kayıplarının yaşanacağı ifade edildi. 
Tüm sektör cezalandırılmamalı 
Açıklamada, "Son dönemde birkaç firma tarafından gerçekleştirilen ihlallerin tüm sektöre mal edilmesi ve tüm sektörün töhmet altında bırakılması, yapılan haksızlığın bir başka boyutunu oluşturmaktadır. Yaklaşık yıllık 6,.5 milyon Antrepo Beyannamesi ve Serbest Dolaşıma Giriş Beyannamesi içindeki sadece birkaç suiistimalin tüm sektöre yüklenmesi ile büyük mağduriyet yaratılmakta ve suçlu ile suçsuzu ayırt etmeksizin herkesin cezalandırılmakta" denildi. 
Artan fiziki kontrol zarar veriyor 
Uygulamayla, "1996 yılında gümrük idarelerinin revizyonu ile ilgili Dünya Bankası'ndan almış olduğu kredi kapsamında verilen "fiziki kontrol oranları ihracatta %5, ithalatta ise %15’i geçmeyecek” taahhüdünden uzaklaşılmaktadır" denilen açakamada son derece modern ve elektronik risk analizlerinin yapıldığı bir ortamda etkin denetim uygulamalarının işletilememesi ve ticaretin kolaylaştırılması hedefl erine aykırı şekilde fiziki kontrol oranlarının %80’e yaklaşması ticari hayata zarar vereceği belirtildi.
2023 yılı hedefleri risk altında! 
2023 dış ticaret hedefimizin sekteye uğrayacağı vurgulanan açıklamada “Ülkemizin 2023 yılına ilişkin 500 milyar dolar hedeflerine ulaşılması ve hükümetimizin ihracata dayalı büyüme modelinin devam ettirilmesi adına birkaç vaka sebebiyle ülkemiz dış ticaretine zarar verecek uygulamalara gidilmemesi, son yapılan Gümrük Mevzuat değişikliklerinin Gümrük ve Ticaret Bakanlığı önderliğinde yeniden gözden geçirilmesi ve yasal ticaretin önündeki engellerin kaldırılması ve yasal olmayan ticaret ile etkin ve ortak akıl ile mücadele edilmesi önem arz etmektedir” denildi

1 Kasım 2014 Cumartesi

Rıfat Serdaroğlu: BADEM MADEN

BADEM MADEN 
Rıfat Serdaroğlu: 
Türk Devlet sistemine göre, madenlerin ruhsatlandırılması, işletme izni verilmesi yetkisi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğüne aittir.
Eski Türkiye’de Bakanlık bürokratları bu konudaki çalışmaları yapar ve Bakanlığa arz eder, Bakan, Müsteşar veya yetkilendirilen Genel Müdür uygun gördüğü takdirde iznin, AÇIK İHALE yöntemiyle verilmesine onay verirdi.
Böylece hem siyasi hem idari sorumlular belirlenmiş olur ve hak eden maden işletme ruhsatına sahip olurdu.
AKP’nin ilk Enerji Bakanı Hilmi Güler zamanında, Cumhuriyet Tarihinin en fazla sayıdaki ruhsat dağıtımı yapıldı.
Öylesine özensizce dağıtıldı ki, Ankara’da "Çantacılar" denen ruhsat satıcısı AKP’liler türedi.
Daha sonra, ne hikmetse Hilmi Güler görevden alındı ve madenlere ruhsat verme işini, zamanın Başbakanı Erdoğan, Recep Tayyip Erdoğan’a bağladı!
Böylelikle kendi kendini görevlendiren Başbakanı da görmüş olduk…
Siyaset dilinde bunun açılımı şudur;
"Bundan böyle kim maden ruhsatı isterse bana gelecek.
Ben tek başıma karar vereceğim.
Kime hangi maden işletmesi, kaça verilecek, karşılığında ne gibi yükümlülük altına girilecek, hepsini ben yapacağım…"
Haysiyet sahibi, dürüst, namuslu bir Bakan böyle bir müdahaleyi kabul etmez ve derhal istifa ederdi!
Öyle ya Başbakan, Bakanını yetersiz görüyor ve onu şaibeli hale düşürüyordu!
Ama nerde bizde o kalitede Bakanlar?
Onlar eski Türkiye’de kaldılar!
Gerek Soma’da gerekse Ermenek’te yaşadığımız maden felaketlerine bakınca, Erdoğan’ın gözünün sadece AKP’lileri gördüğünü bir kez daha anladık.
Hem Soma hem Ermenek maden sahipleri AKP’li kişilerdi.
Madenlerdeki "Badem Düzeni" şöyle işler.
Temsili olarak anlatalım;
-"Oğlanın dediği kişi sen misin?"
-"Benim efendim ve emrinizdeyim"
-"Soma’daki madeni sana verdim.
Bu madenden yılda "x" milyon ton kömür çıkaracaksın.
Devlet bu kömürün tamamını "y" liraya alacak, nerelere ne vereceğini oğlan sana söyleyecek, tamam mı?"
-"Emriniz olur efendim ama bir yılda "x" milyon ton kömür çıkarmak çok zor olacak!"
"Kardeşim kafamı bozma.
Sendika yok taşeron var, kontrol yok- başka sahaya dalmak var!
1000 kişilik madene doldur 1500 kişi.
Ücret zaten asgari!
Sana kaymak gibi bir iş veriyoruz, daha ne istiyorsun?"
-Sağ olun efendim, Allah sizi başımızdan eksik etmesin.
Ben emrettiğiniz yere hemen gideceğim…"
İnsana köle muamelesi yapan, sömürü düzeninin devlet eliyle uygulanmasını sağlayan, işe-ekmeğe muhtaç zavallı insanları sinek gibi gören Bademler,
kaza ve ölümler olunca derhal bambaşka bir kimliğe bürünürler!
Cumhurbaşkanı;
"Bu iş adamları çıkardığımız yasayı anlamamışlar.
Biz anlamayana, anladığı dilden anlatmasını biliriz.
Yazık değil mi bu kardeşlerimize, ayıptır yahu!"
Başbakan;
"Kimse kendini soruşturmadan azade ve bigâne kalacağını sanmasın.
Konu ile bizzat ben ilgileneceğim!"
Görgüsüz Bademler;
Siz niçin ve hangi yüzle hesap soracaksınız?
Esas hesap vermesi gerekenler sizlersiniz.
Neden mi?
-Tüm ruhsatları dönemin Başbakanı verdi, şimdi de Erdoğan onaylamadan kimseye ruhsat veremiyorsunuz.
Tıpkı İstanbul’daki kupon araziler gibi!
-13 senede sendikalı işçi sayısını 2.700.000 den 875.000 e siz düşürdünüz!
-Tüm Devlet ve Özel sektör işletmelerinde "Taşeron İşçiliğini" siz başlattınız ve yaydınız!
-Devletin tüm denetim kadrolarını siz felç ettiniz!
-Madenlerde, her türlü kontrolü İlçe-İl Başkanlarınız ve Milletvekillerinize bırakıp, oraları arpalık haline getirdiniz!
– Torba Kanun ile madenlere düzenleme getirdik dediniz ama kanunun uygulamasını sanki "Yazar Kasa Uygulamasını" ertelermiş gibi, 2015 yılına
siz ertelediniz.
Siz, madenlerde çalışanların İNSAN olduklarını, onların da bir aileleri çocukları olduğunu unuttunuz.
Bu zavallı insanları çiftçilik ile nafakalarını temin edemez hale getirip, yer altına mahkûm ettiniz.
Eyy insafsız Bademler;
Tarihteki en fazla sayıdaki işçi ölümleri sizin döneminizde gerçekleşti.
Doymayan mideniz, bitmeyen kibriniz ile insan ölümleri üstünde tepinip durdunuz!
Siz can vermeyeceğinizi, hesap sorulmayacağını mı sanıyorsunuz?
Aynaya bakın kimlerin sorgulanacağını net olarak göreceksiniz…
(Ulusal Haber & Ankara_a45UyF587661-141101112514-01)

23 Ekim 2014 Perşembe

Bakan Elvan: Uzay Ajansı için mevzuat çalışmaları ve "uzay ajansı mevzuatı" tamamlandı

Bakan Elvan: Uzay Ajansı için mevzuat tamamlandı
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, Türkiye Uzay Ajansı'nın kurulacağını, bununla ilgili mevzuat ve kanun yapım çalışmalarının tamamlandığını bildirdi
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, Türkiye Uzay Ajansı'nın kurulacağını, bununla ilgili mevzuat ve kanun yapım çalışmalarının tamamlandığını bildirdi.
Elvan, Bakanlık Müsteşarı Feridun Bilgin, müsteşar yardımcıları ve bürokratlardan oluşan heyetle Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ'yi (TUSAŞ-TAI)) ziyaret etti.
Ziyarette TUSAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Kaya, TUSAŞ Genel Müdürü Muharrem Dörtkaşlı'dan bilgi alan Bakan Elvan, daha sonra uçak, ATAK helikopteri ve uydu çalışmalarının yürütüldüğü birimleri gezdi.
Elvan, burada yaptığı açıklamada, TUSAŞ'ın oldukça etkileyici ve Türkiye'nin son yıllarda karşı karşıya kaldığı cari açık probleminin giderilmesi açısından oldukça önemli bir tesis olduğunu söyledi.
TUSAŞ'ın helikopter ve uçak tasarımından üretimine kadar oldukça etkin altyapıya sahip olduğunu ifade eden Elvan, şu ana kadar burada üretilen 5 ATAK helikopterinin Hava Kuvvetleri Komutanlığına teslim edildiğini anımsattı. Yıl sonuna kadar 4 ATAK helikopterinin daha Hava Kuvvetleri Komutanlığına teslim edileceğini belirten Elvan, ilerleyen dönemde toplamda bu sayının 50'ye yükseleceğini kaydetti. Bakan Elvan, insansız hava aracına yönelik çalışmaların da son derece etkileyici olduğunu dile getirdi.
TUSAŞ'ta uydu çalışmalarının da yapıldığını ifade eden Elvan, Bakanlığının işbirliğiyle uydu montaj ve test merkezi kurduklarını, kasım ayında açılışını yapacaklarını bildirdi.
Elvan, TUSAŞ'ın uçak, helikopter ve insansız hava aracı üretimi konusunda çok sayıda yetkin personele sahip önemli bir kurum olduğunu ifade etti.
-Hedef bölgesel yolcu uçağı
Gelecek dönemde bölgesel yolcu uçağı üretmeyi hedeflediklerini dile getiren Elvan, TUSAŞ yöneticilerinden bu konuda detaylı bilgi aldıklarını söyledi. Elvan, şunları kaydetti:
"İnşallah en kısa sürede bölgesel uçak üretimi altyapısını burada oluşturacağız. Nasıl ilerleyeceğimize karar verip, yol haritamızı net olarak ortaya koyup çalışmalarımıza başlayacağız. TAI çok sayıda mühendisi ve teknisyeni ile istenilen her şeyi yapabilecek düzeyde bir kurumumuz. Bunu değerlendirmek ve TAI'yi güçlendirmek istiyoruz. Bakanlık olarak gereken tüm desteği vereceğiz."
Daha sonra uydu merkezini gezen Elvan, tesisin Türkiye'nin ilk uydu entegre ve test merkezi olduğunu ifade etti. Tesiste bir uydu için ihtiyaç duyulan tüm testlerin yapılabildiğini belirten Elvan, uzaydaki ortamın bu merkezde oluşturulduğunu ve testlerin buna göre yapıldığını söyledi. Bakan Elvan, Türksat 6A uydusunun yapımını da bu merkezde yapacaklarını kaydetti.
Elvan, gelecek ay içerisinde Türksat 6A ile ilgili sözleşmenin imzalanarak ilk adımın atılacağını bildirdi.
- Türkiye Uzay Ajansı
Uzay ve havacılık alanında Türkiye'de son yıllarda çok önemli gelişmeler sağlandığını ifade eden Elvan, "Bu gelişmelere paralel olarak Türkiye Uzay Ajansı'nı kuracağız. Bununla ilgili mevzuat ve kanun yapım çalışmaları tamamlandı. İlgili kurumların görüşünü aldıktan sonra Bakanlar Kuruluna sunacağız, oradan da TBMM'ye sevk edilecek" diye konuştu.
Bakan Elvan, ajansla birlikte bu alandaki çalışmaların tek bir merkezden koordine bir şekilde yürütüleceğini ve daha hızlı adım atılacağını söyledi. Elvan, bu kapsamadaki çalışmaların daha sonra kamuoyu ile paylaşılacağını bildirdi. [23 EKİM 2014, AA]

27 Eylül 2014 Cumartesi

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, "Gazetecilerin ve basın çalışanlarının çalışma hayatlarına ilişkin yasal mevzuatın yeniden ele alınması gerekiyor" dedi.

“MEVZUAT YENİDEN ELE ALINMALI!...”
MEVZUAT YENIDEN ELE ALINMALI BASBAKAN YARDIMCISI AKDOGAN, "GAZETECILERIN VE BASIN CALISANLARININ CALISMA HAYATLARINA ILISKIN YASAL MEVZUATIN YENIDEN ELE ALINMASI GEREKIYOR" DEDI.
Başbakan Yardımcısı Akdoğan, "Gazetecilerin ve basın çalışanlarının çalışma hayatlarına ilişkin yasal mevzuatın yeniden ele alınması gerekiyor" dedi.
ANKARA - Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, "Bugün gazetecilik tanımından, mali ve özlük haklara kadar birçok konuda gazetecilerin ve basın çalışanlarının çalışma hayatlarına ilişkin yasal mevzuatın yeniden ele alınması gerekiyor" dedi.
Akdoğan, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM) tarafından, Bera Otel'de düzenlenen "Basın İş Kanunu Çalıştayı"nda yaptığı konuşmada, kısa bir süre önce Başbakanlıkta medya sektörünün temsilcileriyle bir araya gelerek hem tanıştıklarını hem de sektörün temel meselelerini ele aldıklarını, bugünkü çalıştayın da o toplantının bir sonucu olduğunu kaydetti.
Çalıştaya çalışanlardan, çalıştıranlardan, kamudan, sivil toplum kuruluşlarından, üniversitelerden, bürokrasiden temsilcilerin katıldığını ifade eden Akdoğan, üç halkadan oluşan çalıştay zincirinin ilkinin Ankara'da yapıldığını, gelecek aylarda Erzurum ve İstanbul'da da çalıştaylar gerçekleştirileceğini söyledi.
Çalıştayların, meselenin tüm boyutlarıyla ele alınması ve tüm tarafların düşüncelerini, beklentilerini, kaygılarını gündeme getirmeleri için önemli bir fırsat olduğunu dile getiren Akdoğan, bu çerçevede söyleyecek sözü olan kim varsa, herkesi dinlemenin kendileri için önemli bir görev olduğunu ifade etti.
Bugünkü toplantının, teknik düzeyde olduğunu belirten Akdoğan, "Özellikle ben katılmayayım, çok rahat herkes konuşsun, tartışsın diye düşünüyordum. Ama bu, basın emekçilerinin meselesi olmasına rağmen basın, bakan düzeyinde katılım olmadan ilgi göstermez diye, basının meselelerini, basının ilgisine sunabilmek için önce biz bir katılalım konuşalım, basın emekçilerini belki patronları göndermez, bakan geldi diye gelip kayıt yapsınlar istedik" dedi.
Bilgi ve İletişim sektöründe baş döndürücü gelişmelerin yaşandığı bir dönemde olunduğunu dile getiren Akdoğan, medya sektörünün tüm alanlarıyla hızlı bir değişimden geçtiğini, klasik medya araçlarının yanına yenilerinin eklendiğini, hızlı teknolojik dönüşümün, sektörün kabuk değiştirmesine sebep olduğunu söyledi.
Yeni medya ortamında, iletişim, yayıncılık ve bilişim hizmetlerini sağlayan sektörlerin sınırlarının iç içe geçtiğine dikkati çeken Akdoğan, "Dün gazeteciliğin en temel araçları daktilo, fotoğraf makinesi, matbaa ve Kağıt iken, bugün saymakla bitiremeyeceğimiz yeni yeni araçlarla karşı karşıyayız" diye konuştu.
-"Gazetecilik zor bir meslek"
Daha önce muhabir, fotomuhabiri, musahhih, mizanpajcı, matbaa ustası, yayın yönetmeni gibi birtakım unvanların bulunduğunu anımsatan Akdoğan, şimdi elektronik, bilgisayar mühendislerinin de doğrudan sektörün bir parçası haline geldiğini, iş kollarının ve unvanlarının çeşitlendiğini dile getirdi.
Gazeteciliğin, teknoloji yoğunluklu bir mesleğe dönüşmesi sebebiyle, istihdam alanında daralmalar yaşandığını belirten Akdoğan, "Bizim yapacağımız bu değişime direnmek değil, elbette bu değişimi kavramak ve en yararlı şekilde mesleğimize, yaşamlarımıza aktarmaktır" diye konuştu.
Akdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yeni medya ortamında hızlı bir değişim yaşanırken ve bu değişimden hayatlarımız, mesleğimiz olumlu ya da olumsuz bir şekilde etkilenirken kenarda durup izleyemeyiz. Gazetecilik doğası gereği zaten zor bir meslek. Gazeteci hem bedenen işçilik yapar, hem de yoğun bir zihinsel faaliyet yürütür. Karda, kışta, sıcakta, tehlike altında, kan ter içinde haberin peşinde koşar. Bir taraftan zihinsel, bir taraftan bedensel bir faaliyet yürütür. Bu yüzden hem fikir, hem de beden işçisidir. İşvereninden en alt kademede çalışan arkadaşımıza kadar, bu sektörde çalışan arkadaşlarımızın büyük zorluk ve fedakarlıkla işlerini yaptığını biliyorum."
-"Hükümet olarak sorumluluğumuzun farkındayız"
"Başta ekonomik olmak üzere birçok sorunla mücadele eden gazetecinin işini hakkıyla yapabilmesi nasıl sağlayabiliriz? Bunu nasıl geliştirebiliriz?" diye soran Akdoğan, bunun, çok boyutlu iyileştirmeler gerektiren bir konu olduğunu söyledi.
Yalçın Akdoğan, şöyle devam etti:
"Kaderi patronunun sadece iki dudağı arasında olan ve her an işten çıkarılma korkusu yaşayan bir gazeteci, bu işin hakkını layıkıyla verebilir mi? Kıdem ve tecrübe gibi bu mesleğin yaslandığı en önemli iki özelliğin, ucuz iş gücüne kurban edildiği bir ortamda gazeteci yarına güvenle bakabilir mi? Bazı meslekler doğası gereği esnek bir mesai gerektirir. Ancak gece geç saatlere kadar mesaide kalan, haftada ancak bir Gün izin yapabilen veya yapamayan, bayramda, tatilde çalışmak zorunda kalan bir gazeteciyi normal bir çalışan olarak görebilir miyiz? İşten çıkarıldıktan sonra bile hakkı olan tazminatı ancak aylarca süren mahkemeler sonucunda alabilen bir gazetecinin iş güvencesinden söz edebilir mi? Üzülerek belirtmek istiyorum ki, her gün gazeteci arkadaşlarımız yalnızca birkaçını sıralayabildiğim bu sorunlarla yüzleşerek iş yapmaya çalışıyor. Bu durumu düzeltmek için hiç şüphesiz herkese büyük sorumluluklar düşüyor. Biz, hükümet olarak sorumluluğumuz farkındayız."
Bugüne kadar medya sektörünü daha Sağlıklı bir yapıya kavuşturmak için çeşitli adımlar attıklarını belirten Akdoğan, bugün ise hem çalışanı, hem de işvereni yakından ilgilendiren önemli bir çalışmanın ilk adımlarını attıklarını söyledi.
-"Çalıştayda tüm boyutlarıyla ele alınacak"
Türkiye'de uygulanmakta olan iş mevzuatının, gazeteciye özel bir önem verdiğini, gazeteci ile işvereni arasındaki hukuki ilişkinin, İş Kanunu dışında, "5953 Sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun"la da düzenlendiğini hatırlatan Akdoğan, "1953 yılından beri yürürlükte olan bu kanun birçok defa tadil edilmiş olmasına rağmen bugün geldiğimiz noktada ihtiyaçları karşılamadığı yönünde çok yoğun bir tartışma var. Bugün gazetecilik tanımından, mali ve özlük haklara kadar birçok konuda gazetecilerin ve basın  çalışanlarının çalışma hayatlarına ilişkin yasal mevzuatın yeniden ele alınması gerekiyor" dedi.
Medya sektörü ile ilgili hangi çalışmanın yapılması gerekiyorsa, bunu sektörün emekçileriyle, temsilcileriyle yapmak istediklerini vurgulayan Akdoğan, böylece sektörün sorunlarına çözüm bulmaya çalışacaklarını ifade etti.
Akdoğan, gazeteciliğin tanımı, Mali ve Özlük Haklar, Medya Veritabanı, İnternet Gazeteciliği ve Yeni Medya, Basın İş Sözleşmesi, Kıdem Tazminatı,  İş Kanunu ve Basın İş Kanunun karşılaştırılması, bildirimlerin tek bir kurumda toplanması, abonelik sistemi, gazetecilerin basın sektörü dışında başka işlerde çalışması, Basın Kartları, iş güvenliği, sendikalaşmanın önündeki engeller gibi başlıkların çalıştayda tüm boyutlarıyla ele alınacağını söyledi.
Bu çalışma ile sadece çalışanların karşı karşıya kaldığı sorunlara çözüm aramayacaklarını, işverenlerin de yasadan kaynaklanan sorunlarının olduğunu düşünerek, bunları da ortaya çıkarmayı hedeflediklerini anlatan Akdoğan, işverenlerin bir kısım mali yükümlülükler sebebiyle, basın emekçilerini farklı bir kategoride çalıştırmak istemelerinin büyük mağduriyetler yaşanmasına sebep olduğunu kaydetti.
-"Önceliğimiz güçlü bir sektörün varlığı"
"Değil basın kanunu, birçok çalışan kayıt dışı çalıştırılabiliyor. Yani basın kanunu kapsamına almadan çalıştırmanın ötesinde, sigortasız, kayıt dışı çalıştırılan basın emekçileri var" diyen Akdoğan, düşük maaşla çalıştırılan basın emekçilerinin, maaşlarını bile almakta zorlandığını belirtti.
Basın kanununun getirdiği imkanları yük olarak gören bu anlayışın ürettiği sorunları iyi bildiklerini ifade eden Akdoğan, bu konunun tüm boyutlarıyla ele alınması gerektiğine inandıklarını söyledi.
Sermaye düşmanlığı yapmanın doğru bir yol olmadığını dile getiren Akdoğan, şunları kaydetti:
"Bizim bu çalışmaları  yapmadaki amacımız, çalışanlar üzerinden işverene örtülü mesaj göndermek değil, bizzat çalışanı ve işvereni ile daha sağlıklı bir medya düzenini nasıl oluşturabiliriz, bunu tüm boyutlarıyla ele almak. Her açıdan güçlü ve sağlıklı şirketlerin varlığı sektörün de sağlıklı işlemesinin garantisi olacaktır. Hükümet olarak nasıl ki, diğer iş kollarında güçlü bir özel sektör varlığı için mücadele ediyor, bu konuda düzenlemelere gidiyorsak medya sektöründe de önceliğimiz güçlü bir özel sektörünün varlığıdır." 
-"Uluslararası medyanın yatırım yapmasını önemsiyoruz"
Yerli sermayenin yanı sıra uluslararası sermayenin de sektöre yatırım yapmasını önemsediklerini, bu konuda, RTÜK Yasası'nda değişikliğe gittiklerini ve yabancı sermaye payını artırdıklarını hatırlatan Akdoğan, şunları kaydetti:
"İnsan eziliyorsa, insan faktörü devre dışı kalıyorsa ondan sonra sermaye ve diğer şeyler bunlar birbirini tamamlayan faktörler, ama önce insan demek durumundayız ve emekçilerin şartlarını öncelikle değerlendirmek durumundayız. Bu sadece bir iş, kazanç, Ekmek meselesi değil, gazeteci dediğimiz insan topluluğu fikirsel, zihinsel bir iş yapıyor. Bu yüzden onun başka ekonomik problemlerle çok fazla boğuşmaması gerekiyor."
"Dünyada ne tür gelişmeler oluyor, diğer ülkeler bu sorunlarla nasıl başa çıkıyorlar, ne tür düzenlemeler yapıyorlar? Bu konuda akademik olarak bu süreçleri takip ediyoruz" diyen Akdoğan, "İnşallah bu sürecin sonucunda işvereni ve çalışanı ile tüm medya sektörünün sorunlarını çözecek, sağlıklı bir yasayı çıkarmaya muvaffak oluruz. Bu konuda söyleyecek sözü olan kim varsa dinlemeye hazırız" diye konuştu.
Akdoğan, çalıştaylar sonrasında ortaya çıkan taslağı ele alacaklarını ve TBMM'nin gündemine taşıyacaklarını belirterek, katılımcılara teşekkür etti. (A.A, Ankara_Ulusal Haber)