1 Mayıs 2017 Pazartesi

KHK/690: "KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME OLAĞANÜSTÜ HAL KAPSAMINDA BAZI DÜZENLEMELER YAPILMASI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME" RESMİ GAZETE & TAM METİN

29 Nisan 2017 CUMARTESİ
Resmî Gazete
Sayı : 30052
KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME
OLAĞANÜSTÜ HAL KAPSAMINDA BAZI DÜZENLEMELER YAPILMASI
HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME
Karar Sayısı: KHK/690
Olağanüstü hal kapsamında bazı düzenlemeler yapılması; Anayasanın 121 inci maddesi ile 25/10/1983 tarihli ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4 üncü maddesine göre, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’nca 17/4/2017 tarihinde kararlaştırılmıştır.
BİRİNCİ BÖLÜM
Yargı ile İlgili Düzenlemeler
MADDE 1 – 6/1/1982 tarihli ve 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanuna 3/H maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 3/I maddesi eklenmiştir.
“Soruşturma ve kovuşturma usulü:
MADDE 3/I – Bölge idare mahkemelerinde görev yapan başkan, daire başkanı ve üyelerin görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçları ve şahsi suçlarıyla ilgili soruşturma ve kovuşturmalar, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 47 nci maddesi hükümleri uyarınca yürütülür. Ancak, anılan maddede yer alan en yakın bölge adliye mahkemesi ibaresinden, görev yapılan bölge idare mahkemesinin bulunduğu ilin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesi anlaşılır.”
MADDE 2 – 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46 ncı maddesinin mülga altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.
“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır.”
MADDE 3 – 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 47 nci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
“Soruşturma aşamasında hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Cumhuriyet başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli bölge adliye mahkemesi ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi birinci ceza dairesi başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı, numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, birinci ceza dairesi başkanı tarafından incelenir.
Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcıları ile ceza dairelerinin idarî yaptırım kararı verme yetkisi bakımından 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 22 ila 31 inci maddeleri uygulanır. Cumhuriyet savcısının verdiği idarî yaptırım kararlarına karşı bölge adliye mahkemesi ceza dairesine başvurulabilir.”
MADDE 4 – 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununa 27 nci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 27/A maddesi eklenmiştir.
“Yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen boşanma kararlarının nüfus kütüğüne tescili
MADDE 27/A – (1) Yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca boşanmaya, evliliğin butlanına, iptaline veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin olarak verilen kararlar; bizzat veya vekilleri aracılığıyla tarafların birlikte başvurması, verildiği devlet kanunlarına göre konusunda yetkili adlî veya idarî makam tarafından verilmiş ve usulen kesinleşmiş olması ve Türk kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması şartlarıyla nüfus kütüğüne tescil edilir.
(2) Nüfus kütüğüne yapılacak tescil işlemleri, yurt dışında kararın verildiği ülkedeki dış temsilcilikler, yurt içinde ise Bakanlık tarafından belirlenen nüfus müdürlükleri tarafından yapılır.
(3) Bu maddede sayılan şartlar yerine getirilmediği gerekçesiyle tescil talebi reddedilen kararların Türkiye’de tanınması, 27/11/2007 tarihli ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun uyarınca yapılır.
(4) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından yönetmelikle belirlenir.”
MADDE 5 – 11/12/2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 38 inci maddesinin dokuzuncu fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “Kurula” ibaresi “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına” şeklinde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki cümleler eklenmiştir.
“Başsavcılık tarafından yerine getirilecek müteakip iş ve işlemlerde 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46 ncı maddesinin altıncı fıkrası hükümleri uygulanır. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır.”
MADDE 6 – 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir.
“Göçmen kaçakçılığı suçunda kullanılan araca elkoyma
EK MADDE 1 – (1) Göçmen kaçakçılığı suçunun işlenmesinde kullanılan araçlara, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 128 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüne göre elkonulur.
(2) Birinci fıkraya göre elkonulan aracın;
a) Soruşturma ve kovuşturma devam ederken aynı suçun işlenmesinde tekrar kullanılması,
b) Türkiye’de sicile kayıtlı olmaması,
c) Toplam yolcu sayısına göre önemli sayıda göçmen taşınırken ele geçirilmesi,
ç) Suçun işlenmesini kolaylaştıracak özel tertibatının bulunması,
hallerinden birinin varlığı durumunda, elkonulan araç sahibine iade edilmez. Bu durumda sahibinin, aracın değeri kadar teminatı elkoyma tarihinden itibaren otuz gün içinde Maliye Bakanlığına teslim etmesi halinde, araç sahibine iade edilir. Aksi takdirde, Maliye Bakanlığı tarafından soruşturma ve kovuşturma sonucu beklenmeksizin derhal tasfiye olunur. Tasfiyenin satış suretiyle gerçekleşmesi halinde, satıştan elde edilen gelirden aracın muhafaza edilmesi ve satışı için gerekli olan bütün masraflar karşılandıktan sonra kalan miktar, kovuşturma sonucuna göre işlem yapılmak üzere emanet hesabına alınır.
(3) İkinci fıkra hükmünün uygulanmasındaki değerden, kara araçlarında kasko değeri; deniz araçlarında tekne ve makine sigortasına esas teşkil eden değer; sigortasız araçlar ile hava ve demiryolu araçlarında ise piyasa değeri anlaşılır.”
İKİNCİ BÖLÜM
Milli Savunma ile İlgili Düzenlemeler
MADDE 7 – 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 35 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 8 – 926 sayılı Kanunun 82 nci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Fakülte, yüksek okul veya meslek yüksek okulu mezunu olup da astsubay nasbedilmek üzere temel askerlik eğitimine tâbi tutulanlardan başarılı olanlar astsubaylığa nasıp onayı tarihinden geçerli olarak astsubay çavuşluğanasbedilirler. Bu personelin astsubaylık nasıpları hangi tarihte olursa olsun, kademe ilerlemesi veya üst rütbeye yükselmelerine esas olacak nasıpları için onay takvim yılının 30 Ağustos tarihi esas alınır ve kademe ilerlemesi veya üst rütbeye yükselmelerinde 79 uncu ve 80 inci madde hükümlerine göre işlem yapılır. Nasıp düzeltilmesinden ötürü maaş veya maaş farkı ödenmez ve diğer özlük hakları verilmez. Astsubay meslek yüksek okullarını başarıyla bitirenler ise o yılın 30 Ağustos tarihinde astsubay çavuşluğa nasbedilirler. Bunlardan;
a) Astsubay meslek yüksek okullarını bitirip de astsubay çavuş nasbedilmeden önce astsubaylar hakkında açığa alınmayı gerektiren bir suçtan haklarında kamu davası açılanlar veya herhangi bir suçtan tutuklanan ya da gözaltına alınanların astsubay çavuşluğa nasıpları yapılmaz. Bunlardan öğrencilik hukukunun kaybedilmesine sebep olacak şekilde mahkûm olanlarla okul yüksek disiplin kurulunca okulla ilişiğinin kesilmesine karar verilenler hariç olmak üzere haklarında kovuşturmaya yer olmadığına, ceza verilmesine yer olmadığına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,beraate veya kamu davasının her ne sebeple olursa olsun ortadan kaldırılmasına karar verilenlerle gözaltına alınanlardan başka bir işlem yapılmaksızın serbest bırakılanlar astsubay çavuşluğa nasbedilir ve nasıpları emsalleri tarihine götürülür.
b) Kazai, idari veya sıhhi zorunluluklar nedeniyle astsubay meslek yüksek okullarını 30 Ağustostan sonra bitirenler, bitirdikleri ayın sonundan geçerli olarak astsubay çavuşluğa nasbedilirler. Bunların nasıpları emsalleri tarihine götürülür.”
MADDE 9 – 926 sayılı Kanunun ek geçici 92 nci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesine “Kuvvet Komutanının teklifi ve Millî Savunma Bakanının onayı ile” ibaresinden sonra gelmek üzere “31/12/2017 tarihine kadar” ibaresi eklenmiş ve aynı fıkrada yer alan “pilot subayların” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 10 – 31/7/1970 tarihli ve 1325 sayılı Millî Savunma Bakanlığı Görev ve Teşkilâtı Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.
“d) Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarında görev alacak personelin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması hizmetlerini Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü aracılığıyla,”
MADDE 11 – 1325 sayılı Kanunun 4 üncü maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
“Bakanlık, kanunla yerine getirmekle yükümlü olduğu hizmetleri; tüzük, yönetmelik, tebliğ, genelge ve diğer idari metinlerle düzenlemekle görevli ve yetkilidir.
Bakan, Müsteşar ve her kademedeki Bakanlık ve kuruluş yöneticileri, gerektiğinde sınırlarını yazılı olarak açıkça belirlemek şartıyla yetkilerinden bir kısmını astlarına devredebilir. Ancak yetki devri, yetki devreden amirin sorumluluğunu kaldırmaz.”
MADDE 12 – 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 23 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“(7) 10/11/1988 tarihli ve 3497 sayılı Kara Sınırlarının Korunması ve Güvenliği Hakkında Kanun uyarınca görev verilen Kara Kuvvetleri Komutanlığı hudut birlikleri (desteğine/emrine verilen unsurlar dahil) personeli ile yardım talep edilmesi halinde kaçakçılıkla mücadele görevi verilen Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personeline de bu maddede düzenlenen usul ve esaslara göre ikramiye ödenir.”
MADDE 13 – 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanununun 20 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.
“h) Terör örgütleriyle ilişkisi olmak: Terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmak, bu örgütlere yardım etmek, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanmak ya da kullandırmak, bu örgütlerin propagandasını yapmaktır.”
MADDE 14 – 6413 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“(1) Aşağıda belirtilen durumlar disiplinsizliği alışkanlık hâline getirme olarak kabul edilir ve bu durumlarda sözleşmeli subay ve astsubaylar hariç subaylar ve astsubaylar hakkında ayırma cezası verilebilir.
a) En son alınan disiplin cezasının kesinleştiği tarihten geriye doğru son bir yıl içinde onsekiz disiplin cezası puanı veya en az iki farklı disiplin amirinden toplam oniki defa veya daha fazla disiplin cezası almak.
b) En son alınan disiplin cezasının kesinleştiği tarihten geriye doğru son beş yıl içinde otuzbeş disiplin cezası puanı veya en az iki farklı disiplin amirinden toplam yirmibeş defa veya daha fazla disiplin cezası almak.”
MADDE 15 – 22/1/2015 tarihli ve 6586 sayılı Millî Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Bunlara ödenecek ücretin net tutarı, birinci dereceli Millî Savunma Uzmanına ödenen aylık net tutarının yıllık ortalamasının %150’sini aşmamak üzere Bakan tarafından tespit edilir.”
MADDE 16 – 9/11/2016 tarihli ve 6756 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesi Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“c) Astsubay meslek yüksekokulları ile yabancı diller ve savunma ile ilgili diğer yüksekokullardan,”
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
İç Güvenlik ile İlgili Düzenlemeler
MADDE 17 – 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 11 inci maddesinin (D) fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “Jandarma Genel Komutanlığının veya” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 18 – 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun ek 12 nci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesine “Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlar” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçları” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 19 – 18/12/1981 tarihli ve 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununun 3 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı birliklerinin bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla konuşlu bulunduğu hizmet binaları, karakollar ve benzeri yerler için, kendiliğinden özel güvenlik bölgesi oluşmuş sayılır. Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı birliklerinin yeni konuşlanacakları aynı neviden yerler bakımından konuşlanma tarihinden itibaren kendiliğinden özel güvenlik bölgeleri oluşmuş sayılır. Bu fıkra çerçevesinde oluşturulan özel güvenlik bölgelerinin sınırları İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenir. Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı birliklerinin konuşlu bulundukları yerlerin özel güvenlik bölgesi olması lüzumlu görülmüyorsa İçişleri Bakanlığı tarafından buna ilişkin ayrıca bir karar alınır. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar İçişleri Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.”
MADDE 20 – 9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 12 – Sahil Güvenlik Komutanlığının halihazırda devam eden yabancı ülkeler ile eğitim ve işbirliği faaliyetleri, askeri eğitim işbirliği anlaşmaları ve protokollerinde belirtilen esaslara göre İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülür.”
MADDE 21 – 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun 19 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Bütçe kanunları ve diğer kanunlarla Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetlerine tanınan gümrük, her türlü vergi, resim, harç ve ardiye ücretlerine ilişkin muafiyet ve istisna hükümleri Jandarma Genel Komutanlığı hakkında da uygulanır.”
MADDE 22 – 2803 sayılı Kanunun geçici 7 nci maddesinin birinci fıkrasına “esaslara göre” ibaresinden sonra gelmek üzere “İçişleri Bakanlığı tarafından” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 23 – 11/6/2010 tarihli ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununun 27nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının birliklerince talep edilen içme ve kullanma sularına ilişkin analizler ilgili mevzuatına göre Sağlık Bakanlığına bağlı laboratuvarlarda ücretsiz olarak yapılır.”
MADDE 24 – 5996 sayılı Kanunun 45 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“(4) Bakanlık tarafından üçüncü fıkra uyarınca yürütülen gıda denetim ve kontrol hizmetleri, satın alma amaçlı yapılan denetim ve kontrol hizmetlerini kapsamaz. Üçüncü fıkra uyarınca yapılan resmi denetim ve kontrollerde herhangi bir uygunsuzluk tespit edilmesi halinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ilgili birimleri ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına bu Kanunun yaptırımlarla ilgili hükümleri uygulanmaz. Tespit edilen uygunsuzluklarla ilgili gerekli önlemler, ilgili Komutanlık tarafından alınır. Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı ile bunların bağlılarına 30 uncu madde hükümleri uygulanmaz.”
MADDE 25 – 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “edilir” ibaresi “edilebilir” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 26 – Ekli (1) sayılı cetvelde yer alan kadrolar ihdas edilerek 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Emniyet Genel Müdürlüğüne ait bölümüne eklenmiştir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Sosyal Güvenlik ile İlgili Düzenlemeler
MADDE 27 – 18/3/1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Kanununun 74 üncü maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş, aynı maddenin sekizinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, onuncu fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “ek 16 ncı ve ek 17 nci maddeleri” ibaresi “mülga ek 16 ncı ve mülga ek 17 nci maddeleri ile 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun ek 15 inci maddesi” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddenin beşinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
“Güvenlik korucularından 55 yaşını dolduranların görevleriyle ilişikleri kesilir.”
“Güvenlik korucusu olarak görevlendirilenler hakkında 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu ile 25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu hükümleri uygulanmaz.”
MADDE 28 – 442 sayılı Kanunun ek 16 ncı ve ek 17 nci maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 29 – 442 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 4 – Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce güvenlik koruculuğu görevi sona ermiş olanlardan mülga ek 16 ncı veya mülga ek 17 nci madde hükümleri kapsamında aylık bağlanmasına, tazminat veya ölüm yardımı ödenmesine hak kazananlar hakkında anılan mülga madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. Ayrıca, mülga ek 16 ncı madde kapsamında aylık bağlanmasına hak kazanan güvenlik korucularının vefatı halinde, 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre hak sahiplerine, müracaat tarihini takip eden aybaşından itibaren aylık bağlanır ve geçmişe dönük herhangi bir ödeme yapılmaz.”
MADDE 30 – 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun ek 79 uncu maddesinin altıncı fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“Ödemeler, her eğitim-öğretim yılında bir kez olmak üzere, ilgili eğitim-öğretim yılının Eylül ayında geçerli olan memur aylık katsayısı ve aynı eğitim-öğretim yılındaki öğrenim seviyesine göre hesaplanarak 1 Eylül-31 Aralık tarihleri arasında toptan yapılır. Öğrenim durumu ve seviyeleri tespit edilemeyenlere ise ilgili eğitim-öğretim yılı içinde talepleri üzerine eğitim ve öğretim yardımları ödenir.”
“Birinci fıkra kapsamında aylık almakta olanlar da aynı usul ve esaslar çerçevesinde bu yardımdan yararlandırılır.”
MADDE 31 – 5434 sayılı Kanunun ek 81 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Türk Silahlı Kuvvetlerine” ibaresi “Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 32 – 29/8/1977 tarihli ve 2108 sayılı Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasasının 1 inci maddesinin üçüncü fıkrasına “il özel idare” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıkları” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 33 – 2108 sayılı Yasanın 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “4 üncü maddesi kapsamında sigortalı” ibaresi “4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri kapsamında sigortalı” şeklinde, “aylık ve gelir” ibaresi “aylık” şeklinde ve aynı maddenin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Birinci fıkra kapsamında bulunanların prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanacak sosyal güvenlik primleri, il özel idareleri veya yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıkları tarafından doğrudan Sosyal Güvenlik Kurumuna ödenir. Sosyal güvenlik primlerinin karşılığı her yıl İçişleri Bakanlığı bütçesine konulur ve yılı içinde söz konusu bütçeden il özel idare ve yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıkları bütçelerine aktarılır.”
MADDE 34 – 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 30 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına (j) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiştir.
“k) 18/3/1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Kanununun 74 üncü maddesine göre görevlendirilen güvenlik korucuları,”
MADDE 35 – 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 7 ncimaddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “(d) ve (e)” ibaresi “(d), (e) ve (f)” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 36 – 5510 sayılı Kanunun 35 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “üçüncü fıkrasının (d) ve (e)” ibaresi “dördüncü fıkrasının (d), (e) ve (f)” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 37 – 5510 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan tablonun (13) numaralı sırasına “Türk Silâhlı Kuvvetlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “, Jandarma Genel Komutanlığında ve Sahil Güvenlik Komutanlığında” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 38 – 5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesinin sekizinci fıkrasının (f) bendinde yer alan “Türk Silâhlı Kuvvetlerinin” ibaresi “Türk Silâhlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı mensuplarının” şeklinde, aynı maddenin onikinci fıkrasında yer alan “Türk Silâhlı Kuvvetleri mensupları” ibaresi “Türk Silâhlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı mensupları” şeklinde ve “Millî Savunma Bakanının” ibaresi “ilgisine göre İçişleri Bakanının veya Millî Savunma Bakanının” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 39 – 5510 sayılı Kanunun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (3) numaralı alt bendinde yer alan “Türk Silâhlı Kuvvetlerinde” ibaresi “Türk Silâhlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığında” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 40 – 5510 sayılı Kanunun 53 üncü maddesinin birinci fıkrasına “diğer sigortalılık durumu” ibaresinden sonra gelmek üzere “, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında muhtar sigortalılığı ile aynı maddenin birinci fıkrasının (b) bendindeki diğer sigortalılık statülerine aynı anda tabi olacak şekilde çalışılması durumunda muhtar sigortalılığı” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 41 – 5510 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Türk Silâhlı Kuvvetleri” ibaresi “Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 42 – 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (9) numaralı alt bendinde yer alan “74 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre görevlendirilen kişiler ile aynı Kanunun” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 43 – 5510 sayılı Kanunun 69 uncu maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan “(d) ve (e)” ibaresi “(d), (e) ve (f)” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 44 – 5510 sayılı Kanunun 70 inci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “(1), (3) ve (9)” ibaresi “(1) ve (3)” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 45 – 5510 sayılı Kanunun 80 inci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.
“d) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki muhtar sigortalılarının aylık prime esas kazançları, günlük prime esas kazanç alt sınırının otuz katıdır.”
MADDE 46 – 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinin birinci fıkrasının (j) bendine “İsteğe bağlı sigortalılar” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve muhtar sigortalılar” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 47 – 5510 sayılı Kanunun 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.
“b) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendindeki muhtar sigortalılar hariç bu bent kapsamında sigortalı olanlar, isteğe bağlı sigortalı olanlar ve 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (d) ve (g) bentlerinde sayılan kişilerin kendileri,”
“h) Muhtarlardan 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalılığı olanların il özel idareleri veya yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıkları,”
MADDE 48 – 5510 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.
“EK MADDE 15 – 442 sayılı Kanunun 74 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince güvenlik korucusu olarak görevlendirilenler, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılır ve haklarında uzun vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası hükümleri uygulanır.
Güvenlik korucusu olarak göreve başlayanlar ile görevleri sona erenlerin sigortalı işe giriş ve sigortalı işten ayrılış bildirgeleri, çalışmaya başladıkları tarihinden itibaren bir ay içinde ilgili valiliklerce verilir. Bunların prime esas günlük kazançları bu Kanunun 82 nci maddesi uyarınca belirlenen prime esas günlük kazanç alt sınırıdır. İlgili primlerin sigortalı ve işveren hissesinin tamamı valiliklerce ödenir.
Güvenlik korucularının veya valiliğin talebi üzerine Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi sonucu, çalışma gücünün en az %60’ını veya vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybettiği Kurum Sağlık Kurulunca tespit edilen güvenlik korucuları malûl sayılır.
Güvenlik korucusu olarak görev yapmakta iken 55 yaşını dolduranlardan en az 15 yıl bu görevde bulunmuş olanlara yaşlılık aylığı bağlanır. Bu fıkra kapsamında yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için ayrıca terör suçlarından hüküm giymemiş olmak şarttır. Hüküm giymeden önce aylık bağlanmış olması halinde ise bağlanan aylık kesilir.
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla güvenlik korucusu olarak görevde bulunanların valiliklerin talebi üzerine güvenlik korucusu olarak geçen ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmadığı süreleri için müracaat tarihinde geçerli olan prime esas kazanç alt sınırı ve %32.5 oranı üzerinden hesaplanacak prim tutarları, tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde valiliklerce ödenir. Bu süre içinde sigorta primlerinin ödenmemesi halinde bu Kanunun 89 uncu maddesi hükümleri uygulanarak primler tahsil olunur.
Bu maddenin yürürlük tarihinden önce görevi sona erenler ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanun kapsamında emekli, yaşlılık veya malûllük aylığı ya da 442 sayılı Kanunun mülga ek 16 ncı maddesi veya 2330 sayılı Kanun kapsamında aylık bağlanmış olanlar hakkında bu madde hükümleri uygulanmaz.
Bu madde kapsamındaki sigortalılarla ilgili olarak bu maddede aksine hüküm bulunmaması kaydıyla bu Kanunun ilgili hükümleri uygulanır. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları tespit etmeye Kurum yetkilidir.”
MADDE 49 – 5510 sayılı Kanunun geçici 16 ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt bendinde belirtilenler için 6 ncımaddenin birinci fıkrasının (ı) bendi ile 80 inci maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen “otuz” ibaresi, bu maddenin yürürlüğe girdiği yıl için “onbeş” olarak uygulanır ve prime esas günlük kazancın otuz katını geçmemek üzere takip eden her yıl için bir puan artırılır.”
MADDE 50 – 5510 sayılı Kanunun geçici 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Türk Silâhlı Kuvvetleri” ibaresi “Türk Silâhlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 51 – 5510 sayılı Kanunun geçici 21 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu ile İlgili Düzenlemeler
MADDE 52 – 2/1/2017 tarihli ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasına birinci cümlesinden önce gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiş ve aynı maddenin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Üyeler, Komisyondaki görevleri süresince kurumlarından aylıklı izinli sayılır.”
“(3) Komisyon üyelerinin üyelik görevleri kapsamındaki karar, görev ve fiillerine ilişkin hukuki, idari, mali ve cezai sorumlulukları hakkında 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 37 nci maddesi uygulanır.”
MADDE 53 – 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 10 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“(3) Komisyonun karara bağladığı dosyaya ilişkin olarak Komisyonda bulunan tüm evrak, birinci fıkra kapsamına giren dosyalarda ilgilinin son görev yaptığı kurum veya kuruluşa, ikinci fıkra kapsamına giren dosyalarda ilgili kurum veya kuruluşa, diğer dosyalarda ise ek 1 inci maddeye göre husumetin yöneltileceği kurum veya kuruluşa devredilir.”
MADDE 54 – 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 11 inci maddesinin birinci fıkrasına “Ankara idare mahkemelerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ilgilinin en son görev yaptığı kurum veya kuruluş aleyhine” ibaresi ile aynı fıkraya aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“Bu davalarda ayrıca Başbakanlığa husumet yöneltilemez.”
MADDE 55 – 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki ek madde eklenmiştir.
“Açılacak davalarda husumet
EK MADDE 1 – (1) Komisyon kararlarına karşı açılacak iptal davaları;
a) Kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarılan ya da ilişiği kesilenlerce en son görev yapılan kurum veya kuruluş,
b) Devlet memurları ve işçiler dahil Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarılanlarca Millî Savunma Bakanlığı,
c) Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı teşkilatlarından çıkarılanlarca İçişleri Bakanlığı,
ç) Öğrencilikle ilişiği kesilen öğrencilerce Millî Eğitim Bakanlığı,
d) Kapatılan derneklerce İçişleri Bakanlığı,
e) Kapatılan vakıflarca Vakıflar Genel Müdürlüğü,
f) Kapatılan sendika, federasyon ve konfederasyonlarca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı,
g) Kapatılan özel sağlık kuruluşlarınca Sağlık Bakanlığı,
ğ) Kapatılan özel öğretim kurumları, özel öğrenci yurt ve pansiyonlarınca Millî Eğitim Bakanlığı,
h) Kapatılan vakıf yükseköğretim kurumlarınca Millî Eğitim Bakanlığı,
ı) Kapatılan özel radyo ve televizyon kuruluşlarınca Radyo ve Televizyon Üst Kurulu,
i) Kapatılan gazete, dergi, yayınevi, dağıtım kanalı ve haber ajanslarınca Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü,
j) Resen emekliye sevk edilmiş, kendi isteğiyle emekli olmuş, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü hükümlerine göre meslekten veya Devlet memurluğundan çıkarılmış ya da müstafi sayılmış olup rütbeleri alınan Emniyet Teşkilatı personelince İçişleri Bakanlığı,
aleyhine açılır.”
MADDE 56 – 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 1 inci maddesinin üçüncü fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiştir.
“Bu dosyalar hakkında yargı mercilerince karar verilmesine yer olmadığına ve tarafların yaptıkları masrafların üzerlerinde bırakılmasına dosya üzerinden kesin olarak karar verilir, vekâlet ücretine hükmedilmez. Bu dosyalar, yeni bir başvuru şartı aranmaksızın incelenmek üzere Komisyona gönderilir.”
MADDE 57 – 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“Komisyona intikal ettirilecek başvurular
GEÇİCİ MADDE 2 – (1) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin kapsamına giren konularda bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılmış olan başvurular, süre şartı hariç 7 nci maddedeki şartlara uygun olması halinde ilgili kurumlarca işleme alınmak üzere Komisyona intikal ettirilir.”
ALTINCI BÖLÜM
Medya Hizmet Sağlayıcılarla İlgili Düzenlemeler
MADDE 58 – 15/2/2011 tarihli ve 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesine “üçüncü” ibaresinden sonra “ve dördüncü” ibaresi ile maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“(4) Türkiye’ye ait uydular üzerinden Türkçe olarak Türkiye’ye yönelik yayın yapan veya yayın dili Türkçe olmamakla birlikte Türkiye’ye yönelik ticari iletişim yayınlarına yer veren yayın kuruluşları, bu maddenin diğer fıkralarına bakılmaksızın Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yargı yetkisi altında kabul edilir. Bu kuruluşların da Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yargı yetkisi altındaki kuruluşlar gibi Üst Kuruldan yayın lisansı alması zorunludur.”
MADDE 59 – 6112 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “künye bilgilerini, iletişim adresini” ibaresi “künye, iletişim ve adres bilgileri ile kayıtlı elektronik posta adresini” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 60 – 6112 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “koruyucu sembol kullanılmadan” ibaresi “koruyucu sembol kullanılsa dahi” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“(4) Radyo ve televizyon yayın hizmetlerinde, arkadaş bulma amacıyla kişilerin tanıştırıldığı ve/veya buluşturulduğu türden programlara, takviye edici gıdalar ve benzeri destekleyici ürünler de dâhil olmak üzere herhangi bir ürünün ilgili mevzuatına aykırı olarak sağlık beyanıyla satışına, pazarlanmasına ve/veya reklamına, sohbet, arkadaşlık ve eş bulma hatlarının ve hizmetlerinin tanıtımına yer verilemez. Katma değerli elektronik haberleşme hizmet numaraları, yerel aranır numaralar, benzeri özel içerikli hizmetlere ilişkin numaralar ile özel ücrete tabi diğer sabit ve mobil numaralar kullanılmak suretiyle, izleyici ve dinleyicileri yanıltıcı ve/veya haksız kazanca neden olacak şekilde yarışma, çekiliş, lotarya ve benzeri adlar altında ödül ve ikramiye taahhüt edilemez ve bu yöntemle ürün tanıtımı, satışı ve pazarlaması yapılamaz.”
MADDE 61 – 6112 sayılı Kanunun 32 nci maddesinin;
a) Birinci fıkrasında yer alan “(a), (b), (d), (g), (n), (s), (ş) ve (t) bentlerindeki yayın hizmeti ilkelerine” ibaresi “(a), (b), (d), (f), (g), (ğ), (h), (n), (ö), (s), (ş) ve (t) bentlerindeki yayın hizmeti ilkelerine ve aynı maddenin dördüncü fıkrasına” şeklinde değiştirilmiştir.
b) İkinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.
“8 inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı gözönünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir.”
c) Beşinci fıkrasında yer alan “ilkelere” ibaresi “ilkelerle dördüncü fıkrasına” şeklinde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki cümleler eklenmiştir.
“8 inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir. Programlarının yayını veya yayınları süreli durdurulan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yaptırım kararının tebliğine rağmen kararın gereklerine aykırı olarak yayınlarına devam etmesi halinde yayın lisansının iptaline karar verilir.”
ç) Altıncı fıkrasının birinci cümlesine “kaybedilmesi” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile 6 ncı maddenin beşinci fıkrasında düzenlenen yükümlülüğün yerine getirilmemesi” ibaresi eklenmiştir.
d) Sekizinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“Üst Kurul; ihlalin ağırlığı, haksız ekonomik kazancın ve tekrarın varlığı ile son beş yılda uygulanan idarî yaptırımlar gözetilmek suretiyle ikinci fıkrada belirtilen her bir ihlal için bir defaya mahsus olmak üzere, idarî para cezası uygulamak yerine medya hizmet sağlayıcı kuruluşu uyarabilir.”
e) Onuncu fıkrasının birinci cümlesine “uyarı” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve idarî yaptırım” ibaresi eklenmiş, aynı cümlede yer alan “elektronik posta adresine gönderilmek suretiyle” ibaresi “kayıtlı elektronik posta adresine” şeklinde ve bu fıkranın ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Üst Kurula bildirilen kayıtlı elektronik posta adresine tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması halinde Üst Kurula bildirilen adrese yapılan bildirim tebligat yerine geçer.”
MADDE 62 – 6112 sayılı Kanunun 37 nci maddesinin birinci fıkrasına (v) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve mevcut (y) bendi (z) bendi olarak teselsül ettirilmiştir.
“y) Yayın hizmetlerinde ailenin ve çocukların korunması ilkesini gözeterek, ailenin bütünlüğü ve sürekliliği ile çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişimlerini destekleyecek nitelikteki aile ve çocuk dostu yapım ve dizileri, Üst Kurulca bir önceki yılda uygulanan idari para cezalarının yüzde yirmisini aşmamak kaydıyla, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile birlikte belirlenecek usul ve esaslara göre teşvik etmek.”
YEDİNCİ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
MADDE 63 – 23/5/1928 tarihli ve 1322 sayılı Kanunların ve Nizamnamelerin Sureti Neşir ve İlanı ve Meriyet Tarihi Hakkında Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.
“EK MADDE 1 – Resmi Gazete, basılı olarak ve internet ortamında yayımlanır. Resmi Gazetenin içeriği, düzeni, basımı, dağıtımı ve ilanlara ilişkin usul ve esaslar ile bu Kanunun uygulanmasına ilişkin diğer hususlar, Başbakanlık tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.”
MADDE 64 – 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 64 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Rektör, yıllık iznini ve yurtdışına çıkış için gerekli izni Yükseköğretim Kurulu Başkanından, diğer yöneticiler ise bir üst makamdan alırlar.”
MADDE 65 – 2547 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.
“EK MADDE 31 – Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu Millî Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenen yurtdışındaki yükseköğretim kurumları, enstitü ve merkezlerden mezun olanların eğitimlerine ilişkin olarak almış oldukları diploma ve derecelerin denklik işlemleri yapılmaz ve bu hususta başlamış olan işlemler tamamlanmaz.”
MADDE 66 – 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa 61 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 61/A maddesi eklenmiştir.
“Gayrimenkul sertifikası
MADDE 61/A – (1) Gayrimenkul sertifikası, ihraççıların inşa edilecek veya edilmekte olan gayrimenkul projelerinin finansmanında kullanılmak üzere ihraç ettikleri, gayrimenkul projesinin belirli bağımsız bölümlerini veya bağımsız bölümlerin belirli bir alan birimini temsil eden nominal değeri eşit sermaye piyasası aracıdır. Gayrimenkul sertifikası ihracına ilişkin usul ve esaslar Kurulca belirlenir. Kurulca belirlenen esaslara ihraççı bazında muafiyet verilebilir veya bu maddede öngörülen esaslardan farklı esaslar belirlenebilir.
(2) Gayrimenkul sertifikası itfa edilinceye kadar gayrimenkul sertifikası ihracı karşılığında elde edilen fon ile gayrimenkul sertifikasına konu bağımsız bölümler, ihraççının yönetiminin veya denetiminin kamu kurumlarına devredilmesi halinde dahi amacı dışında tasarruf edilemez, rehnedilemez, teminat gösterilemez, kamu alacaklarının tahsili amacı da dahil olmak üzere haczedilemez, iflas masasına dahil edilemez ve bunlar hakkında ihtiyati tedbir kararı verilemez.
(3) Gayrimenkul sertifikasının vadesi sonunda edimlerin yerine getirilememesi veya getirilemeyeceğinin anlaşılması durumunda, ihraççının gayrimenkul sertifikalarına ilişkin yükümlülükleri saklı kalmak kaydıyla, konuyu görüşmek üzere gayrimenkul sertifikası sahipleri toplantısı yapılır. Bu toplantıya ilişkin esaslar Kurulca belirlenir. Kurulca belirlenen esasların dışında kalan konularda 6102 sayılı Kanunun anonim şirketlerin genel kurul toplantılarına ilişkin hükümleri uygulanır.”
MADDE 67 – 6362 sayılı Kanunun 99 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“(4) Türkiye’de yerleşik kişilere yönelik olarak internet aracılığıyla yurtdışında kaldıraçlı işlem ve kaldıraçlı işlemlerle aynı hükümlere tabi olduğu belirlenen türev araç işlemleri yaptırıldığına ilişkin bilgi edinilmesi halinde, Kurulun başvurusu üzerine Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ilgili internet sitesine erişimi engeller.”
MADDE 68 – 20/6/2013 tarihli ve 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanunun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasına (c) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiştir.
“ç) Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi,”
MADDE 69 – 6493 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin birinci fıkrasına “bankalar” ibaresinden sonra gelmek üzere “, Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 70 – 6493 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“(1) Ödeme kuruluşu ve elektronik para kuruluşu ile Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketinin bu Kanun kapsamındaki denetimi Kurum tarafından yapılır.”
MADDE 71 – 6493 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“(4) Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi, bu Kanunun 14 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası ile 18 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrası hükümlerine tabi değildir. Bu Kanunun diğer hükümlerinin Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketine uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurulca belirlenir. Kurul, bu Kanun kapsamında Kurumca yapılacak denetim sonucunda Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketinin, bu Kanun kapsamındaki ödeme hizmeti sunma veya elektronik para ihraç etme faaliyetlerini geçici veya süresiz olarak durdurabilir.”
MADDE 72 – 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 4 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“(5) Bu maddede öngörülen usuller uyarınca, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakıyahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilerek idari işlem tesis edilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılanların itirazları üzerine yapılacak değerlendirme sonucunda görevlerine iadesine ilişkin işlemler aynı usullerle yapılır. Bu kapsamda görevine iade edilenlere kamu görevinden çıkarıldıkları tarihten göreve başladıkları tarihe kadar geçen süreye tekabül eden mali ve sosyal hakları ödenir. Bu kişiler, kamu görevinden çıkarılmalarından dolayı herhangi bir tazminat talebinde bulunamaz. Bu personelin görevlerine iadesi, kamu görevinden çıkarıldıkları tarihte bulundukları yöneticilik görevi dışında öğrenim durumları ve kazanılmış hak aylık derecelerine uygun kadro ve pozisyonlara atanmak suretiyle de yerine getirilebilir.”
MADDE 73 – 10/11/2016 tarihli ve 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 19 uncu maddesine üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiş ve mevcut dördüncü fıkra yedinci fıkra olarak teselsül ettirilmiştir.
“(4) Üçüncü fıkra kapsamında gerçekleştirilen varlık ve malvarlığı değeri satışlarına bağlı olarak elde edilen gelirden borçlar ödendikten sonra kalan tutar, şirket işlerinde kullanılabilir. Üçüncü fıkra kapsamında gerçekleştirilen fesih ve tasfiye işlemleri sonunda borçlar ödendikten sonra kalan tutar, yargılamanın kesin hükümle sonuçlandırılmasına kadar bir kamu bankasında açılan hesapta nemalandırılır.
(5) Üçüncü fıkra kapsamında gerçekleştirilen satış ve tasfiye işlemlerinde azınlık hisselerinin sahiplerinin rızası aranmaz.
(6) Kayyımlık görevi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından yürütülen şirketler, açtıkları davalarda harçtan muaftır.”
MADDE 74 – 6758 sayılı Kanunun 45 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Sadece Emniyet Genel Müdürlüğü ile Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü” ibaresi “Emniyet Genel Müdürlüğü, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü ile Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü ve Orman Genel Müdürlüğü” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 75 – 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrasında yer alan “, çeşitli statülerde istihdam edilen sözleşmeli personele,” ibaresi “3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanununun 49 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca çalışan sözleşmeli personel ile çeşitli statülerde istihdam edilen sözleşmeli personele” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 76 – Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin;
a) 31 inci, 37 nci, 38 inci, 39 uncu, 41 inci ve 50 nci maddeleri 27/7/2016 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,
b) 35 inci, 36 ncı ve 43 üncü maddeleri 6/1/2017 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,
c) 32 nci, 33 üncü, 40 ıncı, 45 inci, 46 ncı, 47 nci, 49 uncu ve 51 inci maddeleri yayım tarihini izleyen aybaşında,
ç) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,
yürürlüğe girer.
MADDE 77 – Bu Kanun Hükmünde Kararname Bakanlar Kurulu tarafından yürütülür.



                                                                                                                        Recep Tayyip ERDOĞAN
                                                                                                                            CUMHURBAŞKANI
            Binali YILDIRIM
                    Başbakan

22 Nisan 2017 Cumartesi

Veee… (referandum oyununda) HAKEM GOL ATTI!. Prof. Dr. Tülay Özüerman

Veee… HAKEM  GOL  ATTI!…
Prof. Dr. Tülay Özüerman
           Tüm Türkiye’nin 16 Nisan’a kilitlendiği, evet/hayır maçı (!) sonuçlandı.
Uzun soluklu iktidar odaklı fiili yönetimin kapsama alanını anayasa ve yasaların dışına çıkarak genişlettiği; Bu genişletilmiş alanda kendi yasalarını “fiili” olarak uygularken, baskılardan sadece sızlanarak, eşit olmayan koşullarda yarışmayı baştan reddedemeyen muhalefet, maçın sonunda şike yapıldı dediğinde, aldığı yanıt; ‘Atı alan Üsküdar’ı geçti’ oldu.
Atı baştan kaptırmış ve itirazı süreç üzerinden yapma fırsatı kaçırılmış, yaratılan sonuca itiraz ediliyor olunca, “sonuç üzerinden” dayatılan meşruluk (!) anlayışına dayalı iktidarın galibiyeti ilan edilmiş oldu.
Malumun ilanı da diyebilirsiniz.
            “Evet” üzerine iktidar tüm devlet gücü ile bastırdığı gibi, “hayır” iradesi üzerine de ayrıca ithamlarla baskı kurarak süreç içinde üstünlük kurmuştu ve iktidar lehine propagandada sınır yoktu. “Hayır” cephesinin propaganda alanı sınırlı, hatta iktidar ve yandaşlarınca kara propagandanın hedefiydi.
           Sandık sadece sonuç değildir.
Öncesi ve sonrasıdır sandığın kaderini belirleyen. Öncesindeki yarışın adil olmadığı tartışmalarına, sonrasında iki buçuk milyon oya tekabül ettiği söylenen mühürsüz oyların “geçerli” olduğu açıklaması ile hakem durumundaki YSK, sandığın kaderini yetkisinin dışına çıkarak belirlemiş oldu.
            Yarıdan bir fazlasının nicelik anlamına geldiği, oysa ülke kaderi ve kurumsal dönüşümlerin  söz konusu olduğu  süreçlerde nitelikli çoğunluğun arandığı özellikle hukukçular ve siyasetin duayenlerince bilinen gerçektir.
            Şirket yönetiminden farklıdır ülke yönetimi.
            Skor olarak sonuca odaklı maçlardan da farklı olması gerekir.
            Ne ki; ülke hayır ve evet olarak, cephe/kesit/kısım/taraf/yön/kanat/bölüm….. ne derseniz ikiye ayrılıp, kimin kime gol attığı üzerinden konuştuğumuzda, kazanan olarak ilan edilenin de kaybettiği bir sonuç ortaya çıkabiliyor.
           Bu referandumun galibi yok.
Kaybeden hukuk, demokrasi, kurumsallık adına biriktirdiklerimizle tüm toplumdur.
Adalet duygumuzun incindiği nice durumdan sonra artık adalete ilişkin tek bir umut kırıntısının kalmadığı bir dönemeçteyiz. Adında “adalet” sözü geçen bir partinin iktidarda olduğu  bir dönemde bunların yaşanıyor olması da ironiden de öte!… 
            Maçı kazanmak için, sahanın sahibinin her türlü manevrayı çalıştırmasına futbolda şike deniliyor. Bu durumda maçın sonucu şaibeli (HİLELİ) oluyor. Referandum için söz konusu olan ne şike, ne de şaibe; meşruluğu tartışmalı bir sonuçla atılacak tüm adımların da meşruluk sorunu olacak.
            Meşruluğun dayanağı sandıktan bir şekilde çıkarılan sonuç değil, kamunun vicdanıdır.
Kamu vicdanının yarısını yaralayıp, diğer yarısı ile yola devam edildiği bir sistemde  yarım kalan iktidar toplumu  bütünleştiremez. Buradan sadece meşru olmayan zora dayalı bir sistem ortaya çıkar.
            Toplumun tüm kesitleri, hatta “evet” cephesinin hepsinin içine sinen bir sonuç yok ortada.
            Mühürsüz pusula ve zarflar seçime mühür vurdu ve  bu seçim toplumun vicdanında mühürlendi. Yüksek Seçim Kurulu’nun seçimlerin anayasa ve yasalara uygun bir şekilde yapılıp yapılmama durumunu kontrol etmesi gerekirken, yasanın dışına çıkması; “Yandaş Seçim Kurulu” yakıştırmalarına konu edilmesi, hepimiz için kaygı verici bir durumdur.
            Kurumlar, güçlerini anayasa, yasalar, geçmişte ve günümüzde rollerine uygun işlevleri ile yurttaşların huzur, güven, barış, adalet gibi beklentilerini karşılamak için varlar. Başka deyişle iktidarlara göre biçim almazlar. Hiçbir sebep, kurumların işlevlerinin çarpıtılmasını haklı kılamaz.
            YSK’nın CHP’nin mühürsüz zarfların iptali başvurusunu reddi, her deprem sonrasında enkaz altında kalanları arayış seslenişini anımsattı: Orada kimse var mı?
            Yurttaşlar olarak sesimizi duyuracağımız, itirazları iletebileceğimiz ve vicdanımızı susturacak adil bir karşılık alabileceğimiz kaç kurum kaldı?      
            Hakemin attığı golü yedik mi yemedik mi? tartışması ve mühürsüz pusulalarla pusulası şaşmış  vaziyetteyiz.
            Gerçeğin görünür ve net olmasına karşın, haklı, doğru öne çıkamıyorsa, sebep hukukta yaratılan boşluk, yasa marifeti ile baskılanan toplum, iktidar odaklı yönetimdir.
            İktidarın kalıcılaşması ve tekçi biçimin yerleştirilmesi çabalarına biz yurttaşların da dâhil edilişimiz iktidar/muhalefet zıtlaşması üzerinden ve sandıklar marifeti  ile yürütülür; biz sandıklar/tartışmalarla oyalanırken, adı artık anılmayan “çözüm süreci” bizi de içine katarak ilerletiliyor.
             Güven, huzur, barış, adalet, birlik içinde yaşayacağımız günler için çaba gösterirken tüm bunları talep edebileceğimiz kaç kurum kaldı diye düşünmeliyiz.
             Hakemler bile gol atar hale gelmişse, hem de hepimizin gözü önünde?!…
             Nereye kadar seyirci kalacağız?!
             Tam da ulusa egemenliğinin verildiği günün arifesinde…
             Hani egemenlik devredilemez, iktidar devredilirdi?!
             Nasıl iktidar devredilmez, egemenlik devredilir hale geldi?
             Yine de;      
             Yarınlara dair umutlarımız, tüm hırpalanmalara karşın elimizde hala bizi biz yapan Cumhuriyet değerlerimiz var.
             Güzel çocuklarımızın aydınlık yüzler ve mutlu gözlerle yarına bakabileceği bir Türkiye düşümüzden hiç vazgeçmeyeceğiz; bundan böyle daha zor olduğunu bilerek…
             Egemenlikte hep birlikte açtığımız kocaman gedikle, geriye sadece çocukların bayramı kaldı.
             Bayramınız kutlu olsun çocuklar.

19 Nisan 2017 Çarşamba

YSK (Yüksek '!!!!' Seçim Kurulu) NEDİR, NE İŞE YARAR? İlhan CİHANER CHP İstanbul Milletvekili ve eski Erzincan Başsavcısı

Mühürler kasıtlı olarak basılmadı çünkü…
YSK KARARI VE REFERANDUM ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME…
CHP İstanbul Milletvekili ve eski Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) referandumda mühürsüz oyların da geçerli sayılacağına dair kararına ilişkin olarak bir değerlendirme yazısı yazdı. Cihaner, mühürlerin kasıtlı olarak basılmadığını söylerken bunun sebebinin “referandum sonucunda ‘Hayır’ çıkması durumunda 2014 yerel seçimlerinde Bitlis Güroymak’ta yapıldığı gibi iptal edilme alternatifinin rezerv tutulduğunu” ifade etti. Cihaner’in “YSK kararı ve referandum üzerine bir değerlendirme”başlıklı yazısı şöyle:
YSK NEDİR, NE İŞE YARAR?
İlhan CİHANER
CHP İstanbul Milletvekili ve eski Erzincan Başsavcısı 
Demokrasilerin  olmazsa olmaz koşullarından birisi seçimlerin yargı yönetim ve denetiminde yapılmasıdır. Nitekim Anayasa;
67. Madde : “…Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır…”
79.Madde; “…Seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır…”
Bu yönetim ve denetim işi,  İlçe ve İl Seçim Kurulları ile Yüksek Seçim Kurulu (YSK) aracılığıyla yapılır.
İlçe  seçim kurullarının başkanı yargıçtır. İki üyesini belli nitelikteki kamu görevlileri arasından kura ile seçilir. Diğer üyeleri siyasi partilerin temsilcilerinden oluşur.
İl seçim kurulları hepsi yargıç olan üç üyeden oluşur.
YSK üyelerinin dördünü Yargıtay, üçünü ise Danıştay kendi üyeleri arasından seçerler. İkişer üye de yedek olarak belirlenir. Yani YSK üyelerinin tamamı “yüksek”  yargıçtır. YSK Başkan ve Vekilini bu üyeler seçer.
YSK ve il seçim kurullarında siyasi parti temsilcileri de bulunur. Ancak bu temsilciler görüşmelere katılmakla birlikte oy kullanamazlar.
Asıl belirleyici olan YSK’dır. Seçmen kütüklerini oluşturur, ilkeleri belirler, genelgeler çıkarır, seçim materyallerini (zarf, pusula, mühür, vs) temin eder, eğitimler verir, itirazların nihai olarak karara bağlar.
Anayasa YSK’nın genel görevini tanımlamış;
 “Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını ve Cumhurbaşkanlığı seçimi tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur.Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.”
Bu kadar yetki şu nedenle verilmiş: Seçim güvenliğinin sağlanması, seçimin adil ve dürüst yapılmasını temin etme. Ama görülüyor ki bu güveni vermek bir yana YSK bizatihi seçim güvenliğine tehdit oldu. Adeta bir millet, seçimde hırsızlık yapılmasın diye seçim güvenliği uzmanı kesildi. Sadece bu bile YSK için yeterince utanç verici. Varlık nedeni seçimin güvenliği olan bir kurulun “oy hırsızlığı” yapmaması için çırpınan milyonlar!
Seçim süreçlerini idare ederken uyacağı kanunlar da var YSK’nın. Yani hukuk devletinin gereği olarak YSK da kanunlara uymak zorunda. Kanunda açıkça düzenlenmiş bir konuda kanuna aykırı bir karar veremez.
Seçimlerle ilgili nerede her şeyi -mevzuat çerçevesinde- belirleyen bu kurul, bir müddet öncesine kadar ülkenin en güvenilir kurumlarından birisiydi. Referandum nedeniyle verdiği “tercih” mührü dışındaki “evet” mührünü ve sandık kurullarının mührünü taşımayan oy pusulaları ve zarfları geçerli sayarak varlık nedenini ve güvenilirliğini bir anda ortadan kaldırdı. Hatta tüm kanunları değersiz metinler haline getirdi.
Son yıllarda örneklerini çok gördüğümüz “fiili durumu” geçerli saydı.
Önce bir ara tespit; Bu tipik bir Fethullahçı yargı pratiğidir. Kumpas davalarında çok sık gördük. CMK’nın emredici hükümlerini dinlemiyorlardı. Eğer bir yargıç açık hükme rağmen tersine karar veriyorsa bu karar hukukun “yanlış” uygulanması olarak ele alınamaz. Mutlaka ama mutlaka gizli ve/veya kirli bir gerekçesi vardır.
Şimdi uymadıkları kanun maddelerini yazalım:
298 sayılı kanunun 77. Maddesi:
“Sandık kurulu, and içme, sandığı yerleştirme, kapalı oy verme yerini düzenleme işlerini bitirdikten sonra, hazır bulunanlar önünde, birleşik oy pusulalarını sayar, her birinin üzerine, sandık kurulu mühürünü basar, böylece üzerinde sandık kurulunun mührü bulunan birleşik oy pusulalarının sayısını tesbit eder. Birleşik oy pusulası kullanılmayan seçimlerde, ilçe seçim kurulu başkanından teslim alınan ve ilçe seçim kurulu başkanlığı mühürünü taşıyan özel zarfları sayar, her birinin üzerine sandık kurulu mühürünü basar, böylece üzerinde biri ilçe seçim kurulunun, diğeri sandık kurulunun mühürleri bulunan çift mühürlü özel zarfların sayısını tespit eder.”
Yoruma gerek var mı? Ama tekrar vurgulayalım ; “mührünü basar” diyor kanun, basabilir değil, “BASAR!”
298 sayılı kanunun 101/1-3 Maddesi: Arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan, … birleşik oy pusulaları geçerli değildir.”
Tekrar vurgulayalım;
Arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan birleşik oy pusulaları GEÇERLİ DEĞİLDİR. “Geçerli sayılabilir“ değil, “YSK karar verir” değil, açık ve net GEÇERLİ DEĞİLDİR.
Kanun bu kadar açık ve kesinken, YSK gerekçesini iki gün sonra duyurduğu bir karar verdi. Bu kararla sandık kurulu mühürünü taşımayan oy pusulalarının geçerli sayılacağına karar verdi.
Doğal olarak bireysel vaka ve itirazlarla ilgili olarak tartışmalı durumlarda karar verebilir. İşte Mühürün yanlış yüzeye basılması, mürekkebin taşması böyle bir karardır.
Ama mühür yoksa genel bir kararla geçerlidir demesi açıkça kanunu çiğnemektir.
Bu kararın hukuksuzluğunu madde madde yazmaya çalışacağım:
1- Bu madde yani pusulanın arkasının mühürlü olması şartı, doğrudan sahte pusula ve zarf kullanımının önüne geçilmesi kadar o pusulanın o sandıkta kullanıldığını garanti etmekiçin getirilmiştir. Pusulaların filigranlı olması sadece doğrudan sahte pusula basılması yoluyla yapılan sahteciliğe bir yere kadar engel olabilir. Kaldı ki filigran haricinde çok daha yüksek güvenlikle basılan banknotların bile taklit edildiği günümüzde filigran tek güvenlik gerekçesi oluşturmaz.
Her seçim/referandumda zarf ve pusulaların 400 lü paketlerle gönderme zorunluluğu nedeniyle nerede ise seçmen sayısının üçte biri kadar fazla pusula basıldığı gözetilirse, ancak kullanılmayan zarf ve pusulaların tam bir envanteri çıkarıldıktan sonra usulsüzlük iddası filigran üzerinden değerlendirilebilir.
Filigran ve sair güvenlik önlemleri (teslim zinciri, kurullardaki parti temsilcileri vs) yeterli olsaydı ayrıca mühür şartı getirilmezdi. Özetle pusula gerçek olsa bile seçmenin oyunu o sandıkta kullanıldığının garantisi mühürdür.
2- YSK başkanının ilk açıklaması, “dışarıdan getirilerek kullanıldığı kanıtlanmadığı sürece” mühürsüz oyları geçerli sayacakları yolunda oldu. İşte sandık kurulu mühürü şartı bunun için var. Şimdi sormak lazım sayın YSK ya; Bir seçmen olarak ben nasıl kanıtlayacağım bunu? Verin oy pusulalarını kriminal laboratuvara inceleteceğim dersem verecek misiniz? onlarca video toplu mühür basma vakasını gösterdi. Tek birisini incelemeye aldınız mı? Kim, nasıl kanıtlayacak söyler misiniz? Yanımızda adli bilirkişi mi taşıyalım?
3- YSK başkanı gerekçeli karar açıklanmadan ikinci bir iddiada bulundu; “Vatandaşa verilen, akşamdan beri tartışmaya konu olan, geçersiz olduğu ileri sürülen oy pusulaları ve zarfları; YSK tarafından imal ettirilen, gerçek, doğru, sahte olmayan oy pusulası ve zarflardır. Sahte olan oy pusulası ve zarf, zaten geçerli değildir. Kimsenin herhangi bir şüphesi yok” .
Anladık milletin en az yüzde 49’unu “şüphesini” duymamış! ya da  “kimse” saymıyor! peki bu pusula ve zarfların hangileri olduğunu nereden biliyor? çünkü aynı açıklamasında“Biz, şu anda itibariyle bin midir, 5 bin midir, 10 bin midir, 20 bin midir; gerçekten bilmiyoruz. Bunlar itiraz üzerine yeniden geldiğinde, gelir mi, gelmez mi; onu da bilmiyorum. Bir bakılır. Şu anda ne bizim ne siyasi partilerin kaç tane böyle oy var, onubilmemiz mümkün değil” demiş! o zaman sahte olup olmadığını nasıl incelediniz?
4- Arka arkaya kısa aralıklarla seçimler yaşadık. Tüm partilerin yanında, Hayır ve Ötesi, Oy ve Ötesi  gibi oluşumlar ve örgütlü olmayan yurttaşların farkındalığı bu kadar fazla iken, verilen onca eğitim ve genelge varken, bu kadar yaygın mühürsüzlük ve eksik ya da fazla zarf pusula vakası olağan değil. Henüz itiraz gelmeden YSK’ya başvuru yapanın AKP li temsilci olması, aşağıdaki senaryoları akla getirmektedir.
a-) Mühürler kasıtlı olarak basılmadı. Böylece Hayır çıktığında aynen 2014 Yerel Seçimlerinde Bitlis Güroymak’ta olduğu gibi iptal ettirilme alternatifi rezerv tutuldu.
b-) Doğrudan doğruya her sonucu tartışmalı hale getirmek.
Her halükarda bireysel ya da arizi olmadığı anlaşılan sayı ve yoğunlukta vaka söz konusudur. Ancak YSK nın kararı ile birçok yerde mühürlerin sonradan basılarak ikmal edildiği bu haliyle gerçek boyutun ölçülemez hale geldiği anlaşılmaktadır. Bu bile başlı başına bir şaibe ve iptal nedenidir.
5- Bu referandumda çok fazla başkası yerine oy kullanma vakası da oldu. Bu gibi durumlarda asıl seçmen oy kullanamadı. Ankara milletvekilimiz Ali Haydar Hakverdi yerine oy kullanan bir kişi imza aşamasında tespit edildi. Madem  gerekçe de belirtildiği gibi; “Sandık seçmen listesinde yazılı herkesin oy kullanma hakkı bulunmaktadır. Anayasanın 67 ve 90/5. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 No.lu Protokolün 3. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, sandık kurullarının hata veya ihmali sonucu mühürlenmeyen oy zarfı ve oy pusulası ile kullandırılan oyların geçerli kabul edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.” Ve madem ki “sandık kurullarının görevini yapmamaları seçmenin hakkını kullanmasına engel olamaz” , o zaman yine soralım sayın YSK’ya yerine oy kullanılan seçmenin günahı ne? onlarında oy kullanabileceğine dair bir karar vermediniz?
Ne yapılmalı?
Toplumun nerede ise yarısı bu seçime hile karıştırıldığına dair kanaati tamdır. YSK bu güvensizliği ortadan kaldırmak zorundadır. Mühürsüz pusulaların geçerli sayılması yalnızca gerekçelerden birisi.  Ortaya dökülen görüntüler, tehditle oy kullanma vakaları, özellikle güneydoğuda müşahitler ve parti temsilcileri olmadan yapılan sayımlar, mükerrer oy kullanmalar, toplu oy kulanma görüntüleri, vs. Bu kadar önemli değişiklikler bu kadar şaibeli bir referandumla yapılırsa ölü doğar. Zaten alabildiğine hukuksuz, gayri adil bir propaganda süreci bu değişikliğin “meşruiyetini” önemli ölçüde sakatlamıştı.
Yüksek olasılıkla YSK Başkanı kendisine güvenilmesini bekliyordur. Ama kusura bakmasın bugüne kadar yaptıkları,  Fethullahçıların yargıya egemen olduğu dönemde yaptığı görevler ve hakkında bir FETÖ itirafçısının beyanları bu güveni duymamıza engel. Hukuk katledilirken sesini duymadık hiç. Kurumsal güvenden de bahsetmeyin bize. İşte KPSS sınavları.
Çok daha basit usulsüzlük iddialarıyla Avusturya Anayasa Mahkemesi 2016 başkanlık seçimlerini iptal etmişti. Bu şaibeyle devam edilemez. Bu iddia edildiği gibi bir mızmızlanma ya da yenilgiyi kabullenmemek  değil.
Yapılması gerekenler: Öncelikle  tam kanunsuzluk nedeniyle referandumun iptali gerekir. Raporlanan usulsüzlükler hakkında etkin bir soruşturma başlatılıp, örgütlü bir girişim olup olmadığı, sahte materyal kullanılıp kullanılmadığı, toplu mühür basılıp basılmadığı, gizli sayım yapılıp yapılmadığı ortaya çıkarılmalıdır.
Haa diyorsanız ki bize ne sizin güveninizden, meşruiyetten o zaman hepimizi zor günler bekliyor demektir.

14 Nisan 2017 Cuma

Kimyasal bahane, hedef Irak-Suriye paylaşımı

Kerkük’e Kürt bayrağı çekilmesinden Musul operasyonuna, İdlip’te kimyasal komplodan Türk-Rus normalleşmesinin yara almasına, Fırat Kalkanı operasyonunun bitirilmesinden ABD’nin füze saldırısına kadar pek çok olay, doğrudan birbiriyle ilgili. Hatta 16 Nisan’da yapılacak başkanlık referandumu bile…
MEHMET ALİ GÜLLER
Örneğin Times yazarı Roger Boyes açık açık “Erdoğan’ın referandumu kazanması Ortadoğu için iyi olacak” diye yazmaktadır. (Sputnik, 12 Nisan 2017) Zira Erdoğan, Trump’ın ABD Başkanı seçilmesiyle birlikte yeninden Suriye paylaşımı için heveslenmiştir…
Bu olgular arasındaki bağı ortaya koyabilmek için önce o olguları süreç ve aktörleri üzerinden inceleyelim:
59 TOMAHAWK, 7 HEDEF
ABD’nin İdlip’teki (Han Şeyhun) kimyasal komployu bahane ederek Suriye’ye yaptığı füze saldırısının birden çok hedefi vardı. 4’ü majör, 3’ü minör olan bu hedefler özetle şunlardı:
1) Esad’ın kuzeye taarruzunu kesmek: Rusya hava kuvvetleri destekli Suriye Ordusu son birkaç aydır kuzeye doğru taarruz ediyor. Halep’in kurtarılması siyasi çözüm sürecinin önünü artık tamamen açmıştı. Geriye iki yer kalıyordu: Nusra’nın hâkim olduğu İdlip ve IŞİD’in hâkim olduğu Rakka…
İşte 5 Nisan tarihli kimyasal komplo, tam da Suriye Ordusu’nun İdlip’i kurtarmaya yönelik hamlesi sürecinde ortaya atıldı. Böylece Esad’ın İdlip’i kurtarmasının engellenebilmesi için Batı’nın askeri müdahalesine gerekçe yaratılmaya çalışıldı.
2) Kantonları korumak: ABD, bu füze saldırıyla Suriye’nin kuzeyindeki PYD kantonlarını da güvenceye almak istedi. Kobani, Menbiç, Rimelen, Hol ve Şedadi’de kurduğu askeri üslerin ardından daha büyüğünü Til Beder’de inşa etmeye başlayan ABD, bu sıralı üslerle kantonlar arasında bir koruma zinciri oluşturmaya çalışıyor.
3) Siyasi çözümü engellemek ve Rusya’yı Suriye’nin federasyonlaşmasına mecbur etmeye zorlamak:ABD Suriye’ye ilk kez füze saldırısı yaparak siyasi çözüme giden süreci dinamitlemek istedi. Siyasi çözüm baltalanırsa, Rusya’nın da er geç Suriye’nin paylaşımını kabul etmek zorunda kalacağını hesaplıyor.
4) Türkiye-İran-Rusya iş birliğini bozmak: ABD’nin bölgede en istemediği durum, Rusya, İran ve Türkiye’nin ittifak kurmasıdır. ABD işte bu füze saldırısıyla bu iş birliğini de hedef aldı ve müttefiki Türkiye’yi bu ittifaktan koparmaya çalıştı.
ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford ile CIA Başkanı Mike Pompeo’nun Türkiye ziyaretiyle başlayan süreçte zaten Erdoğan İran karşıtı bir çizgiye yerleşmeye başlamıştı!
5) Suriye hava saldırısını İsrail saldırılarına açık hale getirmek: İsrail bir süredir Suriye’de hava operasyonları yapıyordu. Hatta bu operasyonlardan birinde Suriye’nin bir İsrail uçağını vurduğu da iddia edilmişti.
İsrail, Suriye’ye Atlantik saldırısının başladığı ilk günden beri önüne Golan tepelerinin alınmasını ve Suriye’nin bölünerek arada Dürzilerin hakim olduğu bir tampon bölgenin istemektedir. (Golan bölgesinde bulunan petrol ve doğal gaz rezervleri de önemli bir neden elbette.)
6) ABD’nin güç gösterisi yapma ihtiyacı: Çok kutuplu yeni yapıda müttefiklerin gösterdiği merkez kaç eğilimlerine karşı ABD’nin müttefiklerini kendine çekme ihtiyacı oluştu. Örneğin Kore DHC’ye karşı “güç gösterisi” yapılamaması, ABD’nin Pasifik’teki Japonya, Güney Kore, Filipinler gibi müttefiklerini etkiliyor. Örneğin Suriye’ye karşı “güç gösterisi” yapılamaması, ABD’nin bölgedeki Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar gibi müttefiklerini etkiliyor. Müttefikler, merkez kaç eğilimler ile başka merkezlere doğru yanaşıyor. İşte ABD Tomahawk’larla bu merkez kaç eğilimli durdurmaya çalıştı.
7) İç politikadaki basınç: Trump seçildiği günden beri (ki seçim sürecinde başlamıştı) Rusya’yla irtibatlandırılmak üzerinden bir iç politik basınçla karşı karşıya. Göçmenlerle ilgili yasası yargıdan, Obama’nın sağlık politikasını geri çekme çabası Kongre’den dönen Trump, diğer yandan yönetimiyle partisi arasındaki sorunlarla boğuşuyor. Trump bu süreçte yönetime aldığı kimi isimleri de kurban vermek zorunda kaldı.
İşte bu füze saldırısıyla Trump ABD kamuoyuna sahada Rusya’yla karşı karşıya olduğunu göstermek ve “başkan olmak” istedi.
AKP’NİN ASTANA SÜRECİNİ GEVŞETMESİ VE İRAN KARŞITLIĞI
Bu kimyasal komplo ve ABD’nin füze saldırısı öncesinde Türkiye açısından bölgede çok önemli bir gelişme yaşanmıştı. AKP Hükümeti, ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’un Türkiye ziyaretine saatler kala Fırat Kalkanı operasyonunun bitirildiğini ilan etmişti.
Diğer yandan ABD’yle Rakka operasyonunun şartları için pazarlıklar yapılıyordu. ABD Genelkurmay BaşkanıDunford ile CIA Başkanı Pompeo muhataplarıyla ayrıntıları masaya yatırmıştı.
Bu öylesine birbiriyle bağlı ve iç içe geçmiş bir süreçti ki, ABD’yle pazarlıklar yapılırken, Türkiye aynı zamanda Rusya ve İran’la iş birliğini de ağırlaştırmaya başlıyordu.
Örneğin Türk heyeti Astana-3 görüşmeleri başladığı halde ilk gün Kazakistan’a gitmiyordu. Ancak görüşmeler başladıktan sonra ikinci gün toplantılara dahil oluyordu. Türkiye’nin tutumu muhatapları tarafından “Astana sürecini gevşetme çabası” olarak yorumlanıyordu.
Diğer yandan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmada fiilen Rusya’yla imzaladıkları Moskova deklarasyonunu ve Astana anlaşmalarını yok hükmünde ilan ediyordu.Çavuşoğlu “Astana sadece ateşkese odaklanmalıdır. Suriye’deki geçiş sürecinin ve siyasi çözümün konuşulabileceği tek yer Cenevre’dir” diyerek ABD’nin dışarıda bırakıldığı asıl çözüm platformunu yok sayıyordu. (Akşam, 23 Şubat 2017)
Çavuşoğlu aynı konuşmasında Erdoğan’ın “İran, Suriye ve Irak’ı iki Şii devleti haline getirmeye çalışıyor” şeklindeki suçlamasını anımsatarak, Tahran’ı bu eğilime son vermeye çağırıyordu.
TÜRK-RUS NORMALLEŞMESİNE DARBE
İşte bu süreçte başlayan Türk-Rus normalleşmesinin ağırlaşması ve yara almaya başlaması, kimyasal komplo ve ABD’nin füze saldırıyla zirve yapmış oldu! Sorun şu aşamada karşılıklı tarım, ekonomi, ticaret ve turizm kartlarıyla mücadele şeklinde sürüyor.
Ancak Erdoğan’ın kimyasal komplo sonrası ABD’yi Suriye’yi vurmaya davet eden ve “Trump’ın açıklaması lafta kalmasın, bir Türkiye olarak, bize ne düşüyorsa, bunu yapmaya hazırız” demesi (Sözcü, 6 Nisan 2017) ile füze saldırısı için de “olumlu ama yeterli değil” demesi (Yeni Şafak, 7 Nisan 2017) Moskova’da büyük sıkıntı yarattı.
Son olarak Ankara’nın “Han Şeyhun saldırısında sarin gazı kullanıldığı kesinleşti” iddiası, Moskova’yı artık açıktan sert eleştiriler yapmaya itti. Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Zaharova “Han Şeyhun’daki olayla ilgili tespitleri Türkiye değil, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü yapmalı” dedi! (Sputnik, 12 Nisan 2017)
Zaharova ayrıca masaya turizm ve tarım kartlarını da koydu: “Bence Türkiye Sağlık Bakanlığı, turizm sezonu öncesinde deniz sularının analizi, turizm bölgelerindekiler de dahil olmak üzere gıda ürünlerinin kalite-kontrolü ile uğraşmalı.”
ERDOĞAN-BARZANİ ORTAKLIĞI VE KERKÜK
Tüm bu gelişmelerle bağlantılı olarak, Irak cephesinde de önemli olaylar yaşandı.
İlki Kerkük’e Kürt bölgesi bayrağının asılmasıydı. Tam da Barzani’nin bağımsızlık referandumu kararı aldığı,Barzani ve Talabani partilerinin referandum için ortak komisyon kurduğu bu süreçte Kerkük’e bayrak asılması, Kerkük’ü Irak’tan koparma hamlesiydi.
Haliyle önce Bağdat, ardından da Tahran sert tepki gösterdi. Türkiye kamuoyu da gelişmeye tepkiliydi. Önce mecburen Çavuşoğlu’nun Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yaptı: “Kerkük’e Irak Kürt Bölgesi Yönetimi bayrağının asılmasını doğru bulmuyoruz. Bayrak asılması Irak anayasasına aykırıdır.” (Milliyet, 28 Mart 2017)
Ardından bu cılız tepkiyi 16 Nisan başkanlık referandumu sürecinde dengelemek üzere Erdoğan konuştu: “Kerkük’te ikinci bir bayrağın asılmasını kesinlikle yanlış buluyorum. Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’ne sesleniyorum, bu yanlıştan bir an önce dönün.” (NTV, 4 Nisan 2017)
Oysa o bayrak çok değil, Kerkük’ten bir ay önce Barzani’nin ziyareti dolayısıyla İstanbul ve Ankara’da göndere çekilmişti! (Sözcü, 26 Şubat 2017)
Yani aslında AKP Hükümeti’nin tepkisi salt başkanlık referandumunun gereğiydi. Kaldı ki Barzani’nin ziyareti Bağdat’a karşı birkaç yıldır sürdürülen AKP-KDP ittifakının gereği olarak “bağımsızlık referandumu” ve Dicle Kalkanı gündemliydi!
Evet, Barzani Erdoğan’a Kürt oylarını kazandırmak için gelmişti ve karşılığında da “bağımsızlık referandumu” için onay almıştı.
Ayrıca Erdoğan ve Barzani, PKK’ye karşı da müttefikti. Barzani PKK’nin Sincar’dan çıkmasını isteyecek,Erdoğan da Dicle Kalkanı operasyonu ile Sincar ve Kandil’e operasyonlar yapacaktı. (PKK zaten bir süredir Kandil’i boşaltıyor ve Suriye’ye geçiyordu. Irak Kürdistanı’nda muhalefet olmaktansa, Suriye Kürdistanı’nda iktidar olmak kuşkusuz PKK’nin işine geliyor. Tabi bu PKK’nin Irak’ı tamamen boşaltacağı anlamına gelmiyor. Bu arada piyonların karşılıklı konumlandığı küçük satranç tahtasının asıl kazananı ise ABD oluyor; Washington adım adım Kürt Koridoru’nu inşa ediyor!)
Kerkük’e Kürt bölge bayrağının asılmasının da Ankara için bir sürpriz olmadığı ortada. Kaldı ki Ankara, daha IŞİD’in Musul baskını sırasında peşmergenin Kerkük’ü ele geçirmesine göz yumarak, aslında Kerkük’ün Kürt bölgesine dahil edilmesi planına zaten onay vermişti!
Hep belirttik: Kerkük petrolü nedeniyle Küridstan’ın kalbidir; Kerkük olmadan Barzani bağımsızlığa gidemez!
İSTANBUL’DA IRAK’I 3’E BÖLME TOPLANTISI
Gelelim tabloyu tamamlayan bir diğer gelişmeye…
Aydınlık yazarı Rafet Ballı yazdı: Mart ayının üçüncü haftasında, yani tam da Kerkük’e Kürt bayrağı asılması sürecinde, Irak’ın sünni liderleri İstanbul’da toplanmıştı. Kimler yoktu ki? Irak Meclis Başkanı Selim Abdullah Cuburi, Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Usame Nuceyfi, Irak Başbakan Yardımcısı Salih Mutlak, Iraklı iş adamı Şeyh Hamis Hacer, Sünni Ulema heyeti temsilcileri, milletvekilleri…
Tabii Türk diplomatlar da…  Ama daha önemlisi toplantıda ABD’li ve Ürdünlü diplomatların da bulunuyor olmasıydı! (Aydınlık, 11 Nisan 2017)
Açık ki bu “sünni” buluşma, Türkiye’nin ABD isteğiyle son aylarda girdiği “şii” İran karşıtı konumunun gereğidir ve ABD’nin baştan beri esas hedefi olan Irak’ın üçe bölünmesi girişimiyle ilgilidir.
Zira eş zamanlı olarak Kerkük’e Kürt bayrağı asılmakta, Barzani bağımsızlık referandumu kararı almakta, AKP Hükümeti Kuzey Irak’a Dicle Kalkanı askerî harekâtı yapmaya hazırlanmaktadır!
Irak’taki bu tabloyu tamamlayan son gelişme ise Erdoğan’ın dış politika başdanışmanı İlnur Çevik’in Celal Talabi’yi ziyaret etmesidir! (Sputnik, 12 Nisan 2017)
2 DEVLETTEN 5 DEVLETÇİK ÇIKARMA HEDEFİ
Peki tüm bunlar ne anlama gelmektedir?
En son “ABD’nin ‘yeni Ortadoğu’ tezgahı” diye yazdık. (mehmetaliguller.com, 5 Ekim 2016)
1) Irak’ı fiilen Kürt ve Arap bölgesi diye ikiye bölen ABD, Suriye’deki tabloyla paralel olarak artık Irak’ı Kürt, Şii Arap ve Sünni Arap olarak üçe bölmeyi hedefliyor.
2) ABD ayrıca Suriye’yi de Kürt bölgesi, Sünni Arap bölgesi, Alevi bölgesi ve Dürzi bölgesi olarak dörde bölmeyi istiyor.
3) Irak ve Suriye’de bu bölünmeler gerçekleştiğinde de, Irak ve Suriye’deki Sünni Arap bölgeleri ile Kürt bölgelerini kendi aralarında birleştirmek istiyor.
Böylece iki devletin bölünmesiyle toplam beş devletçik oluşacak!
İşte ABD “asıl hedefi olan” bu tablo için yeniden bir atak yapmış oldu. Füze saldırısı, Barzani’nin bağımsızlık hamlesi ve Kerkük’e Kürt bölge bayrağı asması, AKP Hükümeti’nin Astana sürecini gevşetmesi, hatta Fırat Kalkanı’nın bitirilmek zorunda kalınmasıyla PYD kantonlarına yeniden alan açılmış olması gibi gelişmelerin tamamı, bu hedefle ilgilidir.
Fakat mesele şudur: ABD’nin buna gücü var mı? Rusya ve bölge ülkeleri bu girişime karşı koymayacak mı?
KOMŞULARLA BARIŞ İÇİN BAŞKANLIĞA HAYIR!
ABD’nin buna gücü yok ve Rusya-İran-Suriye bloğu ABD’nin bu planının önünde kararlılıkla durmaktadır.
Fakat bu tabloya önemli oranda etki yapacağı için bizi, asıl ülkemizin nasıl konumlanacağı ilgilendirmektedir.
Burada da önümüzde duran en yakın ve acil mesele, başkanlık referandumudur. Ya evet sonucuyla Erdoğan başkan olarak Türkiye’yi ABD’nin yanında Irak ve Suriye’yi paylaşma savaşlarına sokacak, ya da hayır sonucuyla Türkiye “komşularla iş birliğine” zorlanacak!
Kısacası, “bir oy”un dünya açısından bu kadar değerli olduğu bir seçime gidiyoruz…
Mehmet Ali Güller
13 Nisan 2017