6 Ekim 2015 Salı

Eşit vatandaşlık-tam demokrasi!, Sadi SOMUNCUOĞLU & Milli Düşünce Merkezi

Eşit vatandaşlık-tam demokrasi!
Sadi SOMUNCUOĞLU
Türkiye Milli Düşünce Merkezi Başkanı
Seçim bildirgesi ile CHP, bölücü terör örgütünün isyanına "Kürt sorunu" adını vermekte ve "çözümün eşit yurttaşlık ve tam demokraside" olduğunu savunmaktadır.
Bildirgede şu görüşlere yer verilmektedir; "Cumhuriyet tarihinin en önemli sorunlarının başında gelen Kürt sorunu, bir demokrasi eksikliği sorunu olarak anlaşılmalıdır. Sorunun çözümü için de esas olan daha fazla özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti anlayışıdır... Kürt sorununun salt bir güvenlik sorunu olarak görülmesi, yurttaşlarımızın insani ve demokratik taleplerinin geri çevrilmesine yol açmıştır. Güvenlikçi bakış açısından kaynaklanan yanlış uygulamalar, demokratik muhalefetin sindirilmesine ve yurttaşlarımızın önemli bir bölümünü mağdur eden ve aidiyet duygularını zedeleyen baskılara yol açmıştır... Günümüzde herkesin canını yakan, binlerce insanımızın hayatına mal olan bir şiddet ve terör ortamı yaşanmaktadır..."
Buradaki çarpıtılan kavramlara geçmeden önce, CHP siyasetinin kendisini meşru Devletimiz ile bölücü terör arasında nereye yerleştirdiğine işaret etmek isteriz. Bildirgenin tamamında "Türk" adı (Resmi isimlendirmelerin dışında) bir defa olsun geçmezken, "Kürt" adı pek çok defa tekrarlanmaktadır.
Yine, "Kürt sorununun çözümü için tam demokrasi ve eşit vatandaşlık"bölümünde ise; zamanımızın en vahşi ve kanlı terör örgütlerinden olan; 30 yıldır çocuk, kadın, sivil demeden 40 binin üzerinde masum insanımızı katleden; şehirleri yakıp yıkan; demokrasi ve özgürlükleri yok ederek vatandaşlarımızı sindiren; uluslararası hukuka göre insanlığa karşı işlenen suçların 2'nci sırasında yer alan, uluslararası toplum tarafından ve ülkemizdeki pek çok yargı kararları ile terör örgütü sayılan PKK/KCK'ya, herhangi bir suçlamada bulunulmadığını üzülerek görüyoruz.
Buna karşılık bu bölümün tamamında Türkiye Cumhuriyeti'nin suçlandığına ve sorunun"baskı politikaları, yasaklar ve insan hakları ihlallerinden" kaynaklandığına dair fütursuzca iddialarda bulunulduğuna şahit oluyoruz. Adeta karşımıza, Türkiye'mizi uçurumun kenarına getiren Oslo, İmralı ve Dolmabahçe "mutabakatlarına" katıldığını ilan eden, 3'üncü bir taraf olarak taklitçi bir CHP çıkıyor.
Atatürk'ün, "Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir"vecizesi ile şu CHP'nin haline bakın!
Eşit vatandaşlık
Şimdi şu meşhur "eşit vatandaşlık" konusuna dönebiliriz.
Eğer bildirge, Anayasa 10. Maddedeki gibi "kanun önünde herkes ayrım gözetilmeksizin eşittir" ve 66. Maddedeki gibi "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür" temel hükümlerini kastetseydi, mesele kalmazdı. Ayrıca "eşit vatandaşlık" demesi gerekmezdi. Ama CHP bunu kabul etmiyor.
Seçim bildirgesinde (s. 30) "Kürt yurttaşlarımız" ifadesini kullanmak suretiyle etnik bir eşitlikten bahsettiği anlaşılıyor.
Demek ki CHP; Türk Milletine mensup bireylerin ve vatandaşların kanun önünde eşitliği kavramını çarpıtarak, etnik gruplara mensup kişilerin eşitliğine dönüştürmeyi düşünmektedir. "Kürt sorunu"nun çözümü için de böyle bir etnik ayrışmayı ve"kolektif/grup kimliklerine" göre eşitliği şart olarak görmektedir.
Bu konuda, Haçlılar, PKK/KCK ve AKP muktedirleri de aynı görüşü savunduğundan, 10 yıldır bu yolda atılan adımlarla ülkemiz bugünlere getirilmiştir.
Tam demokrasi
Malum, ülkemizde çok partili demokratik sistem vardır. Ancak kalkınma, gelişme ve eğitim seviyemiz oranında. Aydınlarımızın ehliyet ve liyakati ise, belirleyici olmaktadır. Bu anlamda demokrasimizin pek çok meselesi vardır. Bilindiği gibi demokrasiler, insan temel hak ve özgürlükleriyle ilgili kavramdır ve toplumun bütünü için geçerlidir. Ancak şu veya bu kesim, şu veya bu bölge, şu veya bu etnisite gibi gruplar için demokrasi olamaz.
Ama bizde bölücü terörün etkisiyle, kişi hakları grup/etnisite haklarına dönüştürülerek demokratikleşme, etnik grupların eşitliği gibi uygulama görebilmektedir.
Böyle olunca da bölücü terör örgütü demokrasi gereğince bizden ayrı bir devlet ve toprak istemektedir. Buna göre, CHP bildirgesindeki olmazsa olmaz gibi gösterilen "tam demokrasi"den neyi anlamamız gerekiyor? "Tam demokrasi" bireyler/vatandaşlar için değil de "Kürt sorunu"nun çözümü için şart koşulduğuna göre, grup/etnisite haklarından bahsedildiği anlaşılıyor. Bu çerçevede, "yerel yönetimlerin idari ve mali özerkliklerini sınırlayan düzenlemeleri kaldıracağız. Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı üzerindeki çekinceleri kaldıracağız" vaadi ile PKK/KCK terör örgütünün kurmakta olduğu "özyönetimin/bağımsız devletin" temellerine harç taşıyor.
Kılıçdaroğlu, "Kürt sorunu güvenlik politikalarıyla çözülmez, 30 yıllık tecrübe bunu gösterdi" diyerek, 2002'de terörün nasıl yenildiğini unutmuşa benziyor. Sonra da, sorunun "toplumsal uzlaşma ile çözüleceğini, bunun merkezinin de TBMM olduğunu" vurguluyor. Yani, Türk Milletinin egemenliğinin en yüce kurumu olan TBMM'de, bölücü terör örgütünün siyasi temsilcisi ve destekçisi gibi hareket eden AKP-CHP ile kanla, canla, ilimle irfanla kurduğumuz mübarek devletimizi ve vatanımızı nasıl bölüşeceğimizi tartışacakmışız, öyle mi?
Görülüyor ki, Türkiye'miz bir avuç çetenin eline nasıl geçmişse, Büyük Atatürk'ün kurduğu CHP'de aynı akıbete uğramış... Çok yazık!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder