25 Şubat 2019 Pazartesi

DARBE GİRİŞİMİ / VESAYET / DARBE "RIFAT SERDAROĞLU" - Demokrat hem de sosyallisinden demokrat yıların CHP’lisi Deniz Baykal aniden kendini ortaya attı ve Atatürk’ün kurduğu Lâik Cumhuriyeti ve Demokrasiyi yıkacak Türkiye’yi Federe İslam Devletine götürecek pandoranın kutusunu açıverdi.

RIFAT SERDAROĞLU: 
DARBE GİRİŞİMİ 
VESAYET
DARBE

2002 seçimlerinde Erdoğan Milletvekili olamadı. Çünkü Anayasal ve yasal engeli vardı. Böyle bir şey olabilir miydi? Yargı kararı-mahkûmiyet-temiz kâğıdı ne demekti yani! O sıradan biri miydi ki yargı kararları onun önünü kessin? Adamın partisi iktidar olmuş kendi milletvekili bile seçilemiyor. Hiç böyle bir rezillik olabilir miydi? İşte size buz gibi bir darbe girişimi ve Yasal Vesayet!

Demokrat hem de sosyallisinden demokrat yıların CHP’lisi Deniz Baykal aniden kendini ortaya attı ve Atatürk’ün kurduğu Lâik Cumhuriyeti ve Demokrasiyi yıkacak Türkiye’yi Federe İslam Devletine götürecek pandoranın kutusunu açıverdi.

Kimse ona “Hadi Sayın Genel Başkan git bu ayıbı düzelt” dedi mi? Demedi!

Erdoğan’ın durumunda Baykal olsaydı Erdoğan aynı işi yapar mıydı?

Niye yapsın ki? Hem bu durum özel değildi ki geneldi geneeeel!

Neyse eğdiler büktüler Siirt’in 3 köyünde yapılan seçimde birdenbire bir hile buldular. Siirt seçimleri önce iptal edildi yandaş basında hala reklamları yayınlanan uluslararası dolandırıcı Jet Fadıl’ın adamı istifa ettirildi ve Erdoğan Milletvekili seçildi.

İlk darbe girişimi böylece def edilmiş ve Erdoğan TBMM’ye girmişti.

Aradan bir miktar zaman geçince yaklaşık 20 yıldır CHP’nin başında olan o zaman 71 yaşındaki Baykal’ın bir seks kaseti yayınlandı! Kasette bir CHP’li Kadın milletvekili ile Baykal vardı! Dünya bu kasetle Baykal’ın kıçını görmüştü.

Baykal istifa etti. Kaseti kimin yayınlattığı bu güne kadar bulunamadı iyi mi?

Bu defa “Vesayet” galip gelmiş ve darbe önlenememişti. Darbe CHP’nin kafasını gözünü yardı. O günden beri de CHP bir türlü toparlanamadı.

CHP devre dışı bırakılıp “etkisiz eleman” konumuna getirilince. Sıra diğer darbe girişimlerini önlemeye ve vesayet zincirinin kırılmasına gelmişti.

AKP-FETÖ-CIA işbirliği bu konuda harikalar yaratıyordu! Önce Askeri Vesayet bitirilmeliydi!

Türk Ordusunun Genelkurmay Başkanı “Öcalan ile aynı seviyeye düşürülerek

8 metrekarelik hücreye hapsedilirken Mehmet Ağar için özel cezaevi açılıyordu!

Askeri Vesayet ’in bitirilmesinde en başarılı aktörler Özel Paşa ile Hulusivil Paşa oldu. Önce Askeri okullar kapatıldı. Askeri Hastaneler Menzil tarikatının emrine verildi. En sonunda Türk Ordusu tüm gelenek ve görenekleriyle tarihe gömüldü Savunma Bakanına bağlandı. Hulusivil Paşanın işi bitip Bülent Arınç gibi kapının önüne konulduktan sonra Savunma Bakanlığına sürekli uyuyan eski Bakanın sıkmabaşlı kızı veya “Kız Bekir” namlı yiğit getirilirse hiç şaşırmayın!

Sivil elbise ile esas duruş gösteren eski Paşa artık rahatlıkla Atatürk’e küfreden yobazlardan ders almaya Fidan oğlan ile birlikte evlerine kadar gidebilirdi!

Oh be sonunda Askeri Vesayet de sıfırlanmıştı! Yaşasın demokrasi…

Sonra FETÖ’nun gazete ve televizyonlarında bir reklam yayınlanmaya başladı;

İki komşu huzur içinde oturup zenginleşirken aralarında kavga çıkınca tekme-tokat birbirlerine giriyorlar ve ikisi de kan revan içinde kalıyordu.

Yani FETÖ “böyle olmayalım şimdi kardeşlik zamanı” diye mesaj gönderiyordu!

Fakat AKP ve FETÖ kaynak paylaşımında anlaşamayınca öyle bir kavga çıktı ki ortalığı pislik götürdü.

AKP 17/25 Aralık Hırsızlık-Yolsuzluk-Rüşvet olaylarına “Darbe Girişimi” adını verdi ve tüm milleti darbeye karşı koymaya çağırdı!

Bazı geri zekalılar; “Ulan bunun neresi darbe? Bal gibi malı götürmüşsünüz işte! Baksanıza kendi Bakanlarınız bile ben yapmadım o yaptı demedi mi?” şeklinde konuştular. Ama AKP önderliği çok başarılı bir şekilde bu darbe girişimini atlatıp tüm serveti sıfırlamanın bir yolunu buldu.

Sonunda baktılar vesayetleri teker-teker bitiremiyorlar Türkiye Cumhuriyeti’ni dönüştürüp kökünden bitirelim diye karar verdiler. Örnekleri CIA tarafından dünyanın pek çok bölgesinde uygulanmış bir“Kontrollü Darbede” karar kıldılar ve uyguladılar. Cumhurbaşkanı darbe girişimini Marmaris’te otelde 4 uçak ve 2 helikopter eşliğinde Başbakan ise bir otoyol tünelinde kahramanca izlediler.

Ertesi sabah “Bu darbe girişimi bize Allah’ın bir lütfudur” dediler.

Gene mahkemeler safhası başladı. Darbeyi engelleyemeyen tüm üst düzey komutanlar yerlerinde kaldılar ve terfii ettiler!

Gariban 33 tane silahsız er darbe girişiminde bulundukları gerekçesiyle yargı tarafından YEDİŞER DEFAÖmür boyu ağırlaştırılmış hapse mahkûm ettirildiler…

Evini kirasını ev sahibi öyle istedi diye Bank Asya’ya yatıran öğretmenler zindana atıldı! Kardeşi FETÖelemanı olanlar Bakan yapıldı. Bu arada çok sayıda kişinin malına mülküne el kondu. Tıpkı Uzan Ailesi ve Adnan Hoca gibi…

Sonunda her şey tüm makamlar tüfekli kuvvetlerden İHA’lara kır bekçilerinden SİHA’lara kadar hepsi Sayın Cumhurbaşkanı’na bağlandı. Siz sağ ben selamet! Vatana ve millete hayırlı ve uğurlu olsun…

Demokrasi Hukuk Devleti Lâik Cumhuriyet Özgür ve Adil Seçimler mi?

Geç kardeşim geç bundan sonra o ne derse o!

Benim diyeceğim şudur;

Kar ne denli çok yağarsa yağsın yaza kalmaz bokla yapılan sidikle bozulur!

Olan önündeki hırsızlıkları-haksızlıkları görmek istemeyen gariban halka olur!

Zengin dağdan aşırır yine halleder işini gariban muhallebi yerken kırar dişini…

“Çalıyorlar ama çalışıyorlar” veya “Bunlar besmele ile çalıyorlar” demeyecektin be gariban kardeşim. Sen yine bunlara oy vermeye devam et…

21 Şubat 2019 Perşembe

BİZ BU HALE NASIL GELDİK "YİTİRDİKLERİMİZ" Temel Sağıroğlu, (TURKİSH NEWS) - Emniyet Genel Müdürlüğü ne demek istedi? (Türk ve Avrupa medyası bir polis memurunun gözaltına almak istediği kız çocuğuna elleriyle yaptığı tacizi konuşuyor.)

Emniyet Genel Müdürlüğü ne demek istedi?..
Türk ve Avrupa medyası bir polis memurunun gözaltına almak istediği kız çocuğuna elleriyle yaptığı tacizi konuşuyor.
Bu iğrenç olaydan hemen sonra Emniyet Genel Müdürlüğü bir açıklama yaparak:
“Eylemci kadının babası Fetöcüdür” dedi.
Öyle ise tamam.
“Baba Fetöcü ise onun eşi ve çocukları müslümana helaldir.”
Demek istenilen bu mudur?
Eğer buysa biz bu zihniyeti 15 Temmuzdan hatırlıyoruz
Peki bu açıklama bizi şaşırttı mı?
Elbetteki hayır
Biz millet olarak son 17 yılda bir çok değerimizi yitirdik.
15 Temmuz darbe girişimi ile de insanlığımıza son noktayı koyduk.
Eğmeden bükmeden dosdoğru yazacağım…
Hem nalına hem mıhına vurmadan yazacağım…
Çekinmeden, korkmadan yazacağım…
Noktasına virgülüne dokunmadan;
Sansürleyerek işlenen suçları hafifletmeden yazacağım…
*****
17 Temmuz 2016
— Bana bak. Orospu çocuğu. Bana bak bana. Rütben ne senin ulan ibne
— Piyade Binbaşıyım
— Çocuğun var mı ulan şerefsiz senin.
— Evet 10 Aylık kız çocuğum var benim.
— iyi… Senin o 10 aylık çocuğuna da tecavüz edeceğim şerefsiz.
Bu diyaloğu hatırladınız mı?
Hatırlamayan veya duymayan varsa bir defa daha hatırlatayım.
Hiç birimizin kabul ve tasvip etmediği, şiddetle lanetlediği 15 Temmuz darbe girişiminden sonra tutuklanan ve suçunun karşılığı olan cezayı yüce Türk adaletinin vermesini bekleyen darbeci bir Türk Subayının hiçbir şeyden habersiz masum 10 aylık bebeğine yapılan sözlü taciz ve tecavüzdü. Bu diyaloğun pedofili kafası ise Polis üniforması giyinmiş insanımsı bir yaratıktı.
Bu ucube unutuldu. Hakkında bir soruşturma dahi açılmadı. Pedofili sapık bu insanımsı yaratık için kahraman diyenler bile oldu ya..
İşte o gün;
Adaletimizi yitirdik.
*****
16 Temmuz 2016
— Abi vurmayın. Yemin ediyorum bizi tatbikata gidiyoruz diyerek getirdiler.
— Abi kurban olayım. Çekme Anam görmesin. Kendisi kalp hastası.Üzüntüsünden ve kahrından ölür.
— Abi bize ne emir verdilerse onu yaptık. Yapmasak bizi vururlardı. Vurma abi ne olur vurma.
Verilen emri uygulamaktan başka hiçbir günahı ve suçu olmayan bu yavruları kemerlerle, ucu çivili sopalarla döverek, boğazlarını kesti ve sonra köprüden aşağı attılar. Bunları yapanlara ömür boyu hukuki dokunulmazlık sağlandı ya….
İşte o gün;
Hukukumuzu yitirdik.
***
31 Aralık 2016
Başbakan Binali Yıldırım 2016-2017 yılbaşı akşamı Gaziantep’in Oğuzeli İlçesi’nde İl Göç İdaresi, Geri Gönderme Merkezi’ndeki askerler arasında bulunuyordu.
Başbakan Yıldırım ile karavana yiyen uzman çavuş Mahmut Uslu, Ankara’da yaşayan annesi Mürşide Uslu’yu telefonla arayarak yeni yılını kutlamıştı.
Uzman Çavuş Mahmut Uslu’nun, telefonunu alarak anne Mürşide Uslu ile konuşan Başbakan Yıldırıma Mürşide Uslu:
— “Oğlumu çok özledim, yanıma gelsin” dedi.
Başbakan Binali Yıldırım ise, Mürşide Uslu’ya
— “Çocuklarınız bize emanet, burada iyiler” diyerek cevap verdi.
Sadece 30 gün sonra Suriye’de yürütülen Fırat Kalkanı Harekatı’nda Mürşide annenin yavrusu uzman çavuş Mahmut Uslu şehit oldu.
Şehidin Annesi ağıtlar yakarak ağlarken, aynı saatlerde Başbakan Binali Yıldırım Meclisteki grup toplantısında milletvekilleri ve izleyicilere fıkralar anlatarak kahkahalar atıyordu ya….
İşte o gün;
Ahlakımızı yitirdik.
****
24 Kasım 2015
— Eyyyy Rusya siz ne zaman erkekçe savaşmayı öğreneceksiniz?
— Aynı ihlal bugün yapılsa Türkiye yine aynı karşılığı verecektir.
— Rus Uçağının vurulması emrini bizzat ben verdim
— Eyyyy Amerika senden dost ve müttefik olmaz
— Telefonları kırın, Amerikan dolarlarını yakın
Bu söylemleri hepimizin gözünün içine baka baka yapanlar ve bu eylemlere katılıp telefonlarını kırarak, Amerikan dolarlarını yakanlar utanmadan, arlanmadan tükürdüklerini yaladı ve özür dilediler ya….
İşte o gün;
Özgürlüğümüzü yitirdik.
****
22 Mart 2016
Türkiye kan dondurucu, iğrenç bir olaya şahit oldu. Türkiye’deki en yaygın Şeriatçı vakıflardan biri olan ve Erdoğan ailesininde mailece etkinliklerine katıldığı Ensar Vakfı’nın Karaman’da ki Anadolu İmam Hatip ve İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği’nin kiraladığı evlerde kalan 45 öğrenciye tecavüz edildi ve dönemin Aile ve Sosyal Politikalar bakanı Sema Ramazanoğlu:
— “Bir kerelikten birşey olmaz” dedi.
Kendisine Milli, Yerli ve Müslümanım diyenler de yedi, yuttu ve hiçbir tepki göstermedi ya….
İşte o gün;
Namusumuzu yitirdik.
****
25 Aralık 2013
“Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın rüşvet ve yolsuzluk ifadelerinin bulunduğu bir operasyon sebebiyle “istifa ediniz ve beni rahatlatacak deklarasyonu yayınlayınız” şeklindeki tarafıma yapmış olduğu baskıyı kabul etmiyorum. İmar planlarının büyük bir bölümü Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın onayıyla yapıldı. Bu milleti ve vatanı rahatlatmak için sayın Recep Tayyip Erdoğan’ında istifa etmesi gerektiğine inandığımı ifade ediyor, yüce milletime saygılar sunuyorum.” diyen kişi dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktardı.
17- 25 Aralık olaylarında bu açıklamayı NTV ekranlarından 80 milyon Türk Vatandaşının yüzüne okudu ve bizlerden bazıları da duymazlıktan, görmemezlikten, bilmemezlikten geldi ya….
İşte o gün;
Şerefimizi yitirdik.
*****
30 Kasım 2016
Süleymancıların Aladağ’da ki 31 kız öğrencinin kaldığı yurtta yangın çıktı ve çıkan yangında, 11 yavrumuz diri diri yanarak can verdi. İhmal ve istismar kurbanı olan bu 11 çocuğun ailesi önce şikayetçi oldu ve daha sonra katil cemaatçilerden para aldıkları iddiasıyla şikayetlerini geri çektikleri konuşuldu ya…
İste o gün ;
Onurumuzu yitirdik
*****
16 Temmuz 2016
Sakarya’da toplanan yobazlar askeri lojmanların kapısına dayanarak;
“Kuran da yeri var, bunların karıları bizlere helaldir. Onları bizlere verin” diye bağırdı.
Bu askerlerin en başındaki kişi sessiz kalarak bu yobazları koruyan ve kollayanların safında yer alarak onların emirlerine girdi ya….
İşte o gün;
Biz İNSANLIĞIMIZI yitirdik.
Şimdi içimizde insanlıktan ne kadar kırıntı kaldı
Yada
Ne kadar insanımız kaldı
1 Nisan sabahı bunu göreceğiz
Sevgiyle kalın

19 Ocak 2019 Cumartesi

Cumhur İttifakı, “devlet projesi” ve egemen sınıfların krizi (BİRGÜN.NET.06 Ocak 2019)

Cumhur İttifakı, “bir devlet projesi” ve egemen sınıfların krizi!.. 

(BİRGÜN.NET.06 Ocak 2019-Pazar)
AKP’nin siyasal anatomisinde yer alan ve daha önceki hükümetler dönemine ait olmayan ideolojik (siyasal İslam) ve siyasal (16 yıl ve Başkanlık sistemi) özgünlükler hiç kuşkusuz iktidar momentini biçimlendirmektedir ancak ‘form’a esas ‘özgünlüğü’ partinin temel sınıfsal karakteri kazandırmaktadır
KANSU YILDIRIM
2019 yılı –emekçi sınıflar kadar– Türkiye’deki egemen sınıflar ve siyasi iktidar açısından da zor bir yıl olacak. Sadece ekonomik krizden kaynaklanan ve bunun siyasal pratiklere (seçmen davranışına) yansımalarına indirgenemeyecek olan yapısal sorunların sayısı artacağı gibi bu sorunlar çeşitlenecek de. Bu durumu belirli bir akış dâhilinde özetlememiz mümkündür.
•••
AKP-MHP ittifakı ya da nam-ı diğer Cumhur İttifakı, 15 Temmuz darbe girişimi ve OHAL döneminden sonra siyasal yaşamın kritik bir döneminde iktidar ortağı oldular. Aslında bu iki parti, 1980 sonrası toplumsal hayatın her hücresine yerleştirilmeye çalışılan Türk-İslam Sentezinin vücut bulmuş hali olarak karşımıza çıktı demek yanlış olmaz. Siyasal İslam ve milliyetçiliğin güncel sentezi, OHAL gibi kritik bir dönemeçte iktidar bloku içerisindeki ideolojik konsolidasyonu sağladığı kadar, kamu bürokrasisinde de kadro düzeyinde bir yenilenme anlamını taşıdı. Bu noktada şu görüş ileri sürülebilir: AKP ve MHP arasındaki asimetrik birlikteliğe dayanan bu pragmatik ittifak süreci, bir bakıma da iktidar bloku içerisindeki egemen sınıfların varoluş koşullarını korumaya dönük sınıfsal reflekslerinin ürünüdür. Sorulması gereken soru ise bu ittifakın herhangi bir projesinin gerçekten mevcut olup olmadığıdır.
•••
Türkiye’deki devlet biçimine dair analizlerde giderek yaygınlık kazandığı gözlenen bir yanılgı mevcut ve söz konusu yanılgı, AKP iktidarının kendinden menkul bir ‘form’a sahip olduğu tezinden kaynaklanıyor. Gerek devlet yönetiminde gerekse de sermaye fraksiyonlarıyla kurulan ilişkilerde partiye atfedilen aşırı/abartılmış ‘özgünlük’ bu yanılgıyı perçinlemektedir. AKP’nin siyasal anatomisinde yer alan ve daha önceki hükümetler dönemine ait olmayan ideolojik (siyasal İslam) ve siyasal (16 yıl ve Başkanlık sistemi) özgünlükler hiç kuşkusuz iktidar momentini biçimlendirmektedir ancak ‘form’a esas ‘özgünlüğü’ partinin temel sınıfsal karakteri kazandırmaktadır.
AKP iktidarı, 12 Eylül Darbesinden sonra yerleştirilmeye çalışılan ve ideolojik kertede Türk-İslam Sentezinin, siyasal kertede başkanlık projesinin, ekonomik kertede finansallaşmaya dayalı birikim rejimi modelinin başlıca taşıyıcısı ve yürütücüsüdür. ‘Özgünlük’ olarak görülen öğelerin tümü aslında neoliberal dönemin ilk yıllarında mayalanmıştır ve bugün artık bu maya tutmuştur. Bu öğeleri sıralayacak olursak:

a) Siyasal İslam’ın son birkaç yılda ‘siyasal din’ formunu alması, buna bağlı olarak gündelik yaşamdaki maddi ilişkileri tanzim etmesi ve Cumhur İttifakı eşliğinde milliyetçi eksene de yerleşerek Türk-İslam Sentezinin hâkim şekline dönüşmesi…

b) 12 Eylül’den sonra başta cunta, ANAP/Turgut Özal ve TÜSİAD çevrelerinin üzerinde çalıştığı, yürütmede aşırı merkezileşmenin ve yoğunlaşmanın planlandığı başkanlık monokrasisi projesinin bugün atipik bir modelle de olsa uygulanmaya konulması…

c) 1980’lerin sonunda başlayan finansal serbestleşmenin AKP döneminde derinleşmesi; 2001 yılında TCMB yasasının değiştirilmesi ve Bankanın ‘bağımsızlaşması’ ve ‘fiyat istikrarını sağlamak’ (enflasyonla mücadele) amacının yerleştirilmesi; bu doğrultuda AKP’nin 2005 yılında IMF programını yenilemesi…1
•••
Gerek Anayasa yapım süreçlerinde ve Anayasa referandumlarında, gerekse de kamu mimarisinin başkanlığa entegrasyonunda AKP’nin keyfi hareket etmediğini tersine aslında belirli bir sermaye projesini kademeli biçimde uygulamakta olduğunu görmemek, bugün artık olanaklı değildir. Erkler (Yasama-yürütme-yargı) arasındaki bütünleşmenin 2010 Referandumu ile hızlandırılması, devletin zor ve güvenlik aygıtlarının birbiri ardına hazırlanan paketlerle ‘iç güvenlik’ konseptine göre dizayn edilmesi, parlamenter sistem çalışmaktayken yasama sürecinde tek sesliliği arttıran torba yasa tekniği ve kararnameler aracılığıyla, OHAL dönemi Kararnameleri (bürokratik tasfiyeler) ve TMSF aracılığıyla piyasaya müdahale mekanizmalarının arttırılmasını aynı anda yürütebilen bir strateji izlenmiştir.

Söz konusu stratejiler, Bob Jessop’ın belirttiği şekliyle söylersek, ‘devlet projesi’ etrafında somutluk kazanmaktadır. Devlet aygıtı, sürekli oluşum halinde olan, çatışmalı, melez bir yapıdır ve formel eş biçimliliğin sağlanabildiği durumlarda bile kurumsal bütünlüğe haiz bir içsel somut birliğe sahip değildir.2 Farklı sınıf fraksiyonlarının ve bunların siyasi temsilcilerinin birden çok sayıda çıkarı ve talebi bulunmakta, kimi zaman söz konusu sınıfların projeleri arasında rekabet yaşanmaktadır. Bu doğrultuda, aslında her sınıfın özgül bir ‘devlet projesi’ olduğu, hâkim olan projenin baskın hale geldiği ve devlet iktidarı aracılığıyla somutluk kazandığı söylenebilir. Jessop’a göre, devlet projeleri, verili bir devletin dışında toplumsal güçlerle ittifak yapan aydınlar aracılığıyla oluşturulabilir, devlet aygıtları içerisinde detaylandırılabilir, başka bir projeden kopyalanabilir. Sürekli ve dayanıklı projeler ise anayasal anlaşma veya kurumsal uzlaşmaya gömülü olanlardır.

Devlet projesi kavramı, temsilden ziyade özgün bir yönetimsel rasyonaliteye işaret eden, devletin farklı alanlardaki ve farklı ölçeklerdeki çeşitli eylemlerini tek bir vektörel doğrultuda birleştirmeye çalışan bir tür siyaset etme mahareti [statecraft] ile ilişkilidir. Jessop’ın bu perspektifini takip edersek, AKP farklı tarihsel dönemlerde birbirinden hayli farklı toplumsal öznelerle işbirliği yaparak ve gerektiğinde onları tasfiye ederek, yeri geldiğinde ilgili dönemi Anayasa hazırlıkları ve referandumlarla bağıtlayarak hâkim projeyi görece istikrarlı “sürekli ve dayanıklı” hale getirmiştir. Anayasa metinleri de hâkim devlet projesinin normatif ifadesidir.

AKP ve MHP arasındaki asimetrik birliktelik, darbe girişimi sonrasında “milletin ve devletin bekası” odaklı bir formülasyona dayanmasına karşılık, esasen AKP’nin yürütücü pozisyonda olduğu ‘devlet projesi’nin siyasal ayağını oluşturmaktadır. Siyasal ayak, 16 Nisan Referandumundan sonra başkanlık sistemi ile nihai formuna kavuşmuş, devlet idaresi ve aygıtları buna göre yeniden düzenlenmiş, burjuva sınıf fraksiyonları (TÜSİAD, MÜSİAD, TOBB, sanayi-ticaret odaları) başkanlık projesi etrafında konsensüse varmışlardır.
•••
Türkiye egemen sınıfları açısından yeni sistem, doğrudan iş adamı ve iş kadınlarından oluşan bir kabineyle her ne kadar sermaye birikimi önündeki bürokratik sürtünmeyi azaltsa ve grev yasaklarında olduğu üzere sınıf zorunu örgütleme kolaylığı sağlasa da, üç temel gösterge burjuva sınıf konsensüsün kırılganlığının, daha doğru bir ifadeyle sermaye fraksiyonları arasındaki gerilimin artacağına işaret etmektedir:

Birinci gösterge inşaat odaklı büyüme modelinin içerisinde bulunduğu krizdir. Uzun zamandır inşaat sektörü temsilcilerinden yükselen çağrılar, konut balonunun patladığı yönündedir. Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği’nin “Aralık 2018 Sektör Raporu”na göre iç pazarda daralma yaşanırken ihracat ivme kazanıyor; inşaat faaliyetlerini sınırlayan finansman sıkıntıları sürüyor; inşaat sektörü birkaç yönden mali sıkışıklık yaşıyor; talepteki ve satışlardaki gerileme ile birlikte nakit akışlarında önemli bir daralma yaşanıyor. Üstelik ekonomideki büyümeye karşın inşaat sektörü üçüncü çeyrekte yüzde 5.3 küçülmüş durumda ve ayrışmanın dördüncü çeyrekte de süreceği tahmin ediliyor. Rapora göre yeni banka kredilerini kullanma olanağının da hemen hemen kalmadığı görülüyor; artan inşaat maliyetleri nedeniyle işletme sermayesi ihtiyacı yükseliyor; mevcut banka kredi borçlarının geri ödenmesinde artan döviz kurları ve faizler nedeniyle sıkışıklıklar yaşanıyor. Sektör, inşaat sektörünün “2019 yılına biriken yapısal sorunları ile girdiğini”, “inşaat ve konut sektörlerinde talep ve finansman tarafında süreli ve geçici destekler yerine, kalıcı bir dengenin kurulması için yeni politikalara” ihtiyaç olduğunu belirtmiştir.

İkinci gösterge konkordato ilanlarıdır. Konkordato ilanında en önemli etken olarak TL’nin 2018 yılında dolar karşısında yüzde 30’a yakın değer kaybetmesi gösterilmektedir. Ticaret Bakanı konkordato ilan eden şirket sayısını Aralık 2018 itibariyle 979, TBMM Adalet Komisyonu Başkanvekili Yılmaz Tunç ise geçen yılın son 8 ayında konkordato ilan eden şirket sayısını 1.401 olarak duyurdu. 2003 yılında yürürlüğe giren iflas erteleme, OHAL ile askıya alınmış ve 15 Mart 2018’te yürürlüğe giren bir torba yasa ile tamamen kaldırılmıştı. Atilla Yeşilada gibi ekonomi yazarlarına göre bu süreç “ölüm döngüsü”nün ardışık iki fazını oluşturmaktadır. Ana firma borçlarını ödemeyince, ona mal satan onlarca küçük tedarikçi darboğaza girmekte, bankaların geri dönmeyen kredileriyse döngünün ikinci fazını oluşturmaktadır. “Yeniden yapılandırma borçluları öyle cesaretlendirmiş ki, 3.2018 sonunda ödenen/tahakkuk eden kredi faizi oranı yüzde 70’in altına düşmüş. Yani bankaya nakit girmiyor. Nakit girmeyince banka da kredi veremiyor. Tarihi bir kredi daralması yaşıyoruz.” (Bazı şirketler: Karaca Giyim, Ulusoy, Pamukkale, Hotiç, Keskinoğlu Tavukçuluk, Aynes, Angora Halı, Emay İnşaat, DSG inşaat, Remoil, Makro Market, Dizayn Boru, Aker İnşaat, BETA Ayakkabı, vd.)

Üçüncü gösterge ise istihdam yaratan ve yatırım yapan sermayenin ülkeden çıkışının hızlanmasıdır. TEPAV’ın Aralık 2018’de yayımladığı “Türkiye’ye Gelen ve Türkiye’den Giden Doğrudan Yatırımlardaki Gelişmeler”3 araştırmasına göre ODI: Yurt dışına giden, FDI: Yurt içine gelen doğrudan yatırımlar demektir. ODI/FDI oranındaki yükseliş̧, yerleşiklerin yurt dışına yönelişinin, yabancıların yurt içine yönelişinden daha hızlı arttığını göstermektedir. ODI/FDI oranı alt dönemler itibarıyla incelendiğinde, 2002-2007 dönemindeki azalan trendin, 2008-2018 döneminde yön değiştirerek artışa geçtiği dikkat çekmektedir (Şekil 1). Söz konusu oranın bu dönemlerdeki ortalamasına bakıldığında 2002-2007 döneminde gerçekleşen yüzde 15,7’lik seviyenin, 2008-2018 döneminde yüzde 25,9’a, 2012-2018 döneminde ise yüzde 31,8’e yükseldiği görülmektedir. TEPAV’ın araştırmasına göre “son yıllarda ODI/FDI oranında gerçeklesen bu yükseliş̧, bir yandan Türkiye’nin doğrudan yatırımlar için cazibesini kaybetmeye başladığını gösterirken, bir yandan da yurt içindeki yerleşiklerin yurt dışındaki fırsatları daha yakından takip etmeye başladığına işaret etmektedir.”

New York Times’ta haberleştirilen, “Global Wealth Migration Review” araştırmasına dayanan bulgulara göre 2016 ile 2017 yılları arasında, Türkiye’nin varlıklı diliminin yüzde 12’sine denk gelen, en az 12 bin dolar milyoneri, servetlerini yurt dışına aktardı. Konkordato ilan eden şirketler ve servetlerini yabancı ülkelere transfer edenler sermaye içerisinde de bir gerilimin parçası olmaya başlamışlardır. Örneğin NG Holding Kurucu Başkanı Nafi Güral, konkordato ilan eden şirketlerin 10’da 9’unu samimi bulmadığını, Londra’daki arsasını satsa borçlarını ödeyebilecek durumda olanların dahi konkordato ilan ettiğini, yurtdışına sermaye kaçıranların “vatana ihanet eden kesim” olduğunu dile getirmişti.4
•••
Karl Marx, siyasal örgütlenme biçiminin ekonomik örgütlenme biçimine karşılık geldiğini belirtmişti. Başkanlık sisteminin yani devlet projesinin siyasal ve yönetimsel etabı tamamlanmasına karşılık, sistemin üzerinde yükseleceği ekonomik kolonlar kriz koşulları ile birlikte artık istikrarlı bir yapıda değildir. Jessop’a dönersek, devlet projesi belirli politika alanlarındaki kararları ve bu kararlar arasındaki siyasal uyumu biçimlendiren kamu politikası oluşturma paradigmalarına eklemlenir. Bugün potansiyel bir siyasal krizi, kitle bağları, sosyal yardım rejimi, hamaset ve propaganda ile geçici olarak aşma olanağı varsa da aynı olanak ekonomik krizi aşmak için geçerli ve yeterli değildir; böyle bir kamu politikası bulunmamaktadır. İnşaat odaklı büyümenin tıkanışı, şirket iflaslarının artışı ve sermaye çıkışının hızlanması göstermektedir ki, yangın alarmı çalmakta ancak kovada su bulunmamaktadır.

AKP’nin ve asimetrik ortağı MHP’nin önündeki en büyük sorunsal, iktidar bloku içerisindeki sınıf fraksiyonlarının gerilimlerini bastırabilmek ve krizi atlatabilmek üzere yeni bir birikim rejimine kapı aralayabilme zorunluluğudur. Daha önceki bir yazımızda5 belirttiğimiz üzere yeni birikim rejiminin asal öğelerinden birisi askeri-sınai kompleks temelli bir sanayileşme programı tercihi olsa dahi, iktidarın mevcut gidişatına bakarak eldeki kadrolarla bu programı gerçekleştirebilme olasılığı hayli düşük görünmektedir. Kriz de egemen sınıfları bu yönüyle, yine bir sermaye birikim rejimi yetmezliği üzerinden vuracaktır.

1 Korkut Boratav, “Ekonomik kriz forumu: Çarkın dönmesi imkansız, yolun sonu IMF”, BirGün, 05.08.2018
2 Bob Jessop, Devlet: Dün Bugün Gelecek, çev. Atilla Güney, Epos Yayınları, Ankara, 2018.
3 TEPAV, Aralık 2018, www.tepav.org.tr/upload/mce/haberler/2018/odi_fdi/turkiyeye_gelen_ve_turkiyeden_giden_dogrudan_yatirimlardaki_gelismeler__aralik_2018.pdf
4 “Londra’daki arsasını satsa borcunu öder”, Sabah, 1.1.2019.
5 Kansu Yıldırım-Ebubekir Aykut, “Devlet, birikim rejiminin sancıları ve askeri-sınai kompleks”, BirGün, 12.08.2018

24 Aralık 2018 Pazartesi

Lozan Antlaşması 2023'de Bitecek, Biz de Madenlerimizi Çıkarabileceğiz "Mahfi EĞİLMEZ" Vergi-Algı Net.İnternet Sitesi -Lozan Antlaşması 100 Yıllık Geçici Bir Antlaşma mı?

Lozan Antlaşması 2023'de Bitecek, Biz de Madenlerimizi Çıkarabileceğiz
Mahfi EĞİLMEZ
Son yıllarda nereye dönsek şöyle bir iddiayla karşılaşıyoruz: ‘Lozan Antlaşması 100 yıl süreli yapılmıştır. Antlaşmaya ekli gizli maddelerde, Türkiye’nin bor ve petrol başta olmak üzere madenlerini çıkarması yasaklandığı için biz bunlardan yararlanamıyoruz. Antlaşmanın süresi 2023 yılında dolacak, dolayısıyla 2023’den itibaren madenlerimizi yer üstüne çıkarıp kullanarak ve ihraç ederek hızla gelişmiş ülke statüsüne geçeceğiz.’
Bu iddia doğru mu yoksa bir şehir efsanesi mi? Eğer doğruysa bugüne kadar çıkaramadığımız madenlerimizi çıkararak 2023’den sonra zengin olacağız demektir. Eğer bu bir şehir efsanesiyse o zaman bunu kanıtlayalım ve tarihin çöplüğüne atalım.
Lozan Antlaşması 100 Yıllık Geçici Bir Antlaşma mı?
Lozan Antlaşması metnine aşağıdaki linkler aracılığıyla ulaşılabilir:
BARIŞ ANTLAŞMASI 1
BARIŞ ANTLAŞMASI 2
Metni baştan sona incelediğimizde Lozan Antlaşmasının süreli olmadığını, Türkiye’nin bor ve petrol başta olmak üzere yer altı zenginliklerinin çıkarılmasını engelleyici herhangi bir madde veya düzenleme içermediğini görmek mümkün. Lozan Antlaşması’na ekli gizli maddeler veya antlaşma ekleri olup olmadığı konusunda bugüne kadar ortaya herhangi bir şey çıkmadı. O nedenle madenlerimizi çıkarmamızı engelleyen gizli düzenlemeler olup olmadığı konusunun gerçek olup olmadığını en kritik konumdaki üç kaynağın (bor, ham petrol ve doğal gaz) çıkarılıp çıkarılmadığını inceleyerek anlayabiliriz.
Madenlerimizi Çıkaramıyor muyuz?
Türkiye’nin madenlerini çıkarıp çıkaramadığı konusunu incelerken üzerinde en çok durulan üç kaynağa ilişkin verileri ele alacağız: Bor, ham petrol ve doğal gaz.
Bor madeni
Bor madeni, cam ve seramik ürünleri üretiminde, demir – çelik sektöründe (kompakt yapıda cüruf elde etmek için), temizlik malzemeleri sektöründe (deterjan vb temizleyiciler üretiminde), tarım sektöründe (gübre üretiminde) ve daha birçok alanda kullanılan önemli bir madendir.
Bor madeni ile ilgili veriler ve bilgiler için aşağıda linki verilen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Eti Maden İşletmeleri Bor Sektör Raporu 2015’e bakılabilir:
BOR SEKTÖR RAPORU
Dünyadaki bor rezervi 2015 yılı itibariyle 1,3 trilyon ton olarak hesaplanmaktadır. Bu rezervin yüzde 73,2’si Türkiye’de, yüzde 6,1’i ABD’de, yüzde 3,6’sı Çin’dedir. Görüleceği gibi Türkiye bor rezervinde dünyada açık ara ilk sıradadır. Aynı yılda dünya bor üretimi 4,2 milyon tondur. Bu üretimde Türkiye yüzde 48 ile birinci sırada, ABD yüzde 29 ile ikinci sırada ve Güney Amerika ülkeleri (Arjantin, Şili, Peru ve Bolivya) yüzde 12 ile üçüncü sırada yer almaktadır.
Türkiye, bor madeni ihtiyacında kendi iç talebini karşıladıktan sonra ihracat da yapmaktadır. Türkiye’de bor madeni üretimini üstlenmiş olan Eti Maden İşletmelerinin 2015 yılı bor madeni satış gelirleri toplamı 809 milyon Dolar olup bunun 787 milyon Doları ihracat geliridir.
Petrol, yaşamımızda her alanda kullanılan önemli bir kaynaktır. Ham petrol, arıtılarak enerji hammaddesi olarak kullanılmasının yanı sıra birçok türevi de farklı sektörlerde girdi olarak kullanılmaktadır. Doğal gaz, özellikle üretim ve ısınmada enerji kaynağı olarak kullanılan hayati bir kaynaktır.
Ham petrol ve doğalgaz
Ham petrol ve doğal gaz ile ilgili veriler ve bilgiler için aşağıda linki verilen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Ham Petrol ve Doğal Gaz Sektör Raporu 2016’ya bakılabilir:
HAM PETROl ve DOĞALGAZ SEKTÖR RAPORU
Dünya petrol rezervi (konvansiyonel olmayan petrol hariç) 1,7 trilyon varil, doğal gaz rezervleri 187,1 trilyon m3’dür. Türkiye’nin 2015 yılı itibariyle saptanmış ham petrol rezervi 334,5 milyon varil, doğalgaz rezervi ise 3,7 milyar m3’dür. Dünyada petrol üretimi günlük olarak 91 milyon varil, doğal gaz üretimi yıllık olarak 3,5 trilyon m3’dür. 2015 yılında Türkiye, günlük ortalama olarak tükettiği 503 bin varil ham petrolün 51 bin varilini kendi kaynaklarından (yüzde 10) üretmiş, kalan miktarını ithal etmiştir. Aynı yılda Türkiye, yıllık olarak tükettiği toplam 48,8 milyar m3 doğal gazın 398 milyon m3’ünü kendisi üretmiş (yüzde 0,8) kalan kısmını ithal etmiştir.
Madenleri arama ve kullanma faaliyetlerimiz engelleniyor mu?
Buraya kadar yaptığımız inceleme bize Türkiye’de bor, ham petrol ve doğal gazın bulunduğunu ve herhangi bir engelle karşılaşmaksızın çıkarılıp üretildiğini ve satıldığını gösteriyor. Acaba iddia edildiği gibi Lozan Antlaşmasına bağlı gizli maddeler veya eklerde doğal kaynaklarımızı aramamızı, bunlara ilişkin rezervleri saptamamızı engelleyen düzenlemeler var mıdır? Bu sorunun yanıtını vermek için var olup olmadığını veya var ise nerede olduğunu bilmediğimiz gizli düzenlemelere bakamayacağımıza göre elimizde sadece arama faaliyetlerine bakma seçeneği kalıyor.
Yukarıda değindiğimiz Bor Sektör Raporundaki veriler Türkiye’nin dünyada en büyük rezerve ve üretime sahip olduğunu ortaya koyduğuna göre Türkiye’nin bor rezervlerini belirleme, arama ve üretme konusunda herhangi bir engelle karşılaşmadığı açıkça ortaya çıkıyor. Yine yukarıda değindiğimiz Ham Petrol ve Doğal Gaz Sektör Raporu’na göre son on yılda Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı tarafından açılan sondaj kuyusu sayısı 1.594 adettir. Mart 2016 itibariyle Avrupa’nın en fazla sondaj yapan ülkesi Türkiye’dir. Türkiye’de bu tarih itibariyle açılan aktif sondaj kulesi sayısı 28’dir. Türkiye’yi 19 kule ile Norveç ve 10 kule ile İngiltere izlemektedir. Petrol ve doğal gaz aramaları Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının yanı sıra yerli ve yabancı şirketler tarafından yoğun biçimde yapılmaktadır. Bu bilgi ve veriler bize Türkiye’nin ham petrol ve doğal gaz arama, saptama ve çıkarma konusunda herhangi bir engelle karşılaşmadığını gösteriyor.
Sonuç
Lozan Antlaşması’nın, doğal kaynaklarımızı aramayı engelleyici gizli maddeleri olduğu ve antlaşmanın 100 yıl süreli olması nedeniyle 2023’de yürürlükten kalkacağı, ondan sonra bizim bu kaynakları çıkararak hızla gelişmiş ülke konumuna geçeceğimiz biçimindeki iddiayı ele aldık ve inceledik. Lozan Antlaşması metnine ilişkin incelememizde; antlaşmanın süreli olduğuna ilişkin hiçbir düzenleme olmadığını gördük. Ardından antlaşma metninde yer almayan ve doğal kaynaklarımızı çıkarmamızı engelleyen gizli düzenlemeler olup olmadığını araştırmaya geçtik. Burada elimizde gizli metin vb olmadığı için doğal kaynaklarımızı arayıp aramadığımızı analiz etmeye giriştik. En kritik üç kaynak olan bor, ham petrol ve doğal gazı örnek olarak seçip devletin resmi raporlarından konuyu araştırdık. Bu araştırmalarımızda gördük ki doğal kaynaklarımızı yeterince arıyoruz ve bulduklarımızı devreye sokabiliyoruz. Yani bunları aramamıza engel olan hiçbir düzenleme veya başka bir engel söz konusu değil.
Ve sonuçta bu iddianın sadece bir şehir efsanesinden ibaret olduğunu kanıtlamış ve tarihin çöplüğüne atmış olduk.
www.mahfiegilmez.com. Bu yazı, Sn. Eğilmez’in özel izni ile yayınlanmaktadır.
YASAL UYARI: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları yazara aittir. Yazar adı ve "vergialgi.net" internet sitesi adı kullanılmadan alıntı yapılamaz.
KAYNAK: https://vergialgi.net/ekonomi-maliye/lozan-antlasmasi-2023-de-bitecek-biz-de-madenlerimizi-cikarabilecegiz/?fbclid=IwAR2GIgsUKVXBaTr-_4wlgqaYkVnicOaTaiNohMxJ47Iq804_6bkU9Hl5r5Q

10 Aralık 2018 Pazartesi

EKONOMİ İLE İNAT OLMAZ "Rifat SERDAROĞLU" 10 Aralık 2010 "DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ" - Ekonomik sistemler arası tartışmanın, ekonomi yönetimini eleştirmenin, suçlu aramanın şu an sırası değil. Çünkü fabrikada-çarşıda-tarlada-mutfakta olmak üzere her yerde yangın var!

EKONOMİ 
İLE İNAT OLMAZ
Rifat SERDAROĞLU
10 Aralık 2010
"DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ"
Ekonomik sistemler arası tartışmanın, ekonomi yönetimini eleştirmenin, suçlu aramanın şu an sırası değil.
Çünkü fabrikada-çarşıda-tarlada-mutfakta olmak üzere her yerde yangın var!

Yılbaşından bu yana (Brezilya-Hindistan-Güney Afrika) ülkelerinin ulusal paralarının ABD Doları karşısında kaybı ortalaması YÜZDE ON BUÇUK oldu.
Türk Lirası ise yılbaşına göre tam tamına YÜZDE KIRK İKİ değer kaybetti.
Bizim de içinde bulunduğumuz “Kırılgan Beşli” denilen bu ülkelerden, TL 4 kat fazla değer kaybetti.
Yani onlar 1 fakirleşti biz 4 fakirleştik.
Şimdi çare zamanı, çözüm zamanı ama bir cümle ile söylemeliyim ki Türkiye olarak, ekonomi alanındaki düşüncelerimizi-tercihlerimizi değiştirmek zorundayız.
Global kapitalizmin ahlaksızlığına çare olsun diye ekonomistler dünyaya sosyalizmi dayatmaya kalktılar. Bunların ikisi de enternasyonalist’tir.
İkisi de ULUS DEVLETE karşıdır ve ikisinin de ekonomik anlayışının temelinde PARA vardır. Bu ikili aynı ana-babanın çocuklarıdır. Farkları yoktur.
Eksikleri de aynıdır. İki sistemde de “AHLAK” çok eksiktir.
Üretim ilişkileri, sistemi ne olursa olsun “sömürünün her türlüsüne karşı çıkacak” bir ekonomik ahlak etrafında birleşmek, ekonomik ahlakı sağlayacak özerk kurumları oluşturmak zorundayız…
Geçen hafta, TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Toplantısında, iş insanlarımızın ortak feryadı şöyle idi; “İflaslar başlarsa, durum daha da kötüye gider.
Dalga dalga KOBİ’lere, esnafa ve vatandaşa yayılır.”
Kimdir TÜSİAD? Ekonomideki ağırlığı ciddiye alınmalı mı?
-TÜSİAD, 4.500 civarında şirketi temsil eder.
-Kayıtlı istihdamın %50’sini (Kamu ve Tarım hariç) sağlar.
-Dış Ticaretimizin %85’ini (enerji ithalatı hariç) gerçekleştirir.
-Ülkede toplanan Kurumlar Vergisinin %80’ini öder…

TÜSİAD’ın önerilerini, uyarılarını dikkate almayan siyasetçinin aklı kıt demektir.
TÜSİAD YİK toplantısında bu kişilerin yüzlerine bakarak hakaret eden siyasetçi ise akıl ve ruh sağlığı bozuk biridir.
TÜSİAD’ın sadece eli değil, gövdesi de taşın altındadır.
Bu arada, TÜSİAD önemli bir STK olarak, Cumhuriyet ve Demokrasi için görevini tam olarak yapmış mıdır? Yapamamıştır!
Özel sektör borçlarından başlayacak bir ekonomik kriz, tüm ülkeyi kasıp kavurur.
Devleti yönetenlerin görevi, Türk Ekonomisinin paydaşlarıyla, dünya gerçeklerini-ekonominin gerçeklerini- Türk Milletinin gerçeklerini masaya koyup, efendice tartışmak ve çözümü milletle paylaşmak olmalıdır.
Sayın Cumhurbaşkanının ekonomi ile bilgi ve deneyimini hepimiz biliyoruz. Kendileri, inanıyorum ki ekonomideki uluslararası terimlerin bazılarını yeni duymuştur.
Bayat simidi ısıtıp satarak, karkas etten sucuk yapıp satarak, Ülker bayiliği yaparak öğrenilen ekonomi ilmi (!) ancak “Sağ cep kasa, sol cep muhasebe” örneğinde görüleceği gibi çok ilkel olarak kabul edilir!
Türk Hazinesinin ve maliyesinin başına konan damadın ekonomi bilgisi ise
“değil mi Güler Hanım, değil mi Hüsnü Bey” diyecek ve Çalık Holdinge verilen, verilecek katkı kadardır.
Eyy Türk Milleti’nin babaları;
İstediğiniz kişiyi kızınız için damat olarak seçebilirsiniz. Tüm evlenen çiftlere mutluluklar dileriz.
Fakat kızınıza çeyiz olarak, Türk Milletinin malı olan hazinemizi, maliyemizi ve varlıklarımızı veremezsiniz.
Devletin kör kuruşu heder edilirse, hesabını sizden mutlaka sorarlar.
Ama bugün ama yarın…
Sayın Cumhurbaşkanı, size önerimiz şudur;
-Damadı görevden alıp, sarayda geri hizmette görevlendirin.
-Ekonominin başına, kendini ispatlamış, deneyimli kadroları getirin.
-Merkez Bankası gibi ekonomik hayatla ilgili “Özerk Kuruluşlara” müdahale etmeyin.
-Akıllı ve dürüst siyasetçi, para ile ilgili işlere elini-kolunu sokmaz, sokmayın.
-Uzmanları dinleyip onlara hem yetki hem de sorumluluk verin ve lütfen karışmayın.
-Ekonominin tüm paydaşlarını, çözüm bulmak amacıyla bir araya getirin.
Bu toplantının “Asgari Ücret Komisyonu” çalışması gibi olmasına fırsat vermeyin…
Siz, Sayın Bahçeli ile birlikte Cumhur İttifakını ayakta tutmak ve 21. Yüzyılın efsane buluşu olan “Millet Bahçeleri” açmak için çalışın, çok çalışın…
Sağlık ve başarı dileklerimle 10 Aralık 2018
Rifat Serdaroğlu

3 Aralık 2018 Pazartesi

Rahim Cavadbeyli için ortak duyuru İran'a iade edilmek üzere Van'da tutuklu bulunan Azerbaycan asıllı Türk milliyetçisi Rahim Cavadbeyli için ortak basın bildirisi yayımlandı.

Rahim Cavadbeyli için ortak duyuru
İran'a iade edilmek üzere Van'da tutuklu bulunan Azerbaycan asıllı Türk milliyetçisi Rahim Cavadbeyli için ortak basın bildirisi yayımlandı.

İran'a iade edilmek üzere Van'da tutuklu bulunan Azerbaycan asıllı Türk milliyetçisi Rahim Cavadbeyli için ortak basın bildirisi yayımlandı.
Azerbaycan asıllı, sayısız eseri ve makalesi olan bir Türk milliyetçisi, hukukçu, aydın Rahim Cavadbeyli’ye, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Ofisi tarafından “özgürlüğüne yönelik bir tehdit ile karşı karşıya kalacağı bir ülkeye gönderilemez” statüsü verilmişti. Cavadbeyli, 2 Ağustos’ta gözetim altına alınarak iade edilmesi halinde idam edileceği İran’a gönderilmek üzere Van’daki sığınma kampına gönderildi. Zor şartlarda yaşayan Cavadbeyli için İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından istisnai durumu nedeniyle verilen vatandaşlık sözü de yerine getirilmedi.
Cavadbeyli'nin serbest bırakılması için başta Yeniçağ yazarı ve Millî Düşünce Merkezi Genel Başkanı Sadi Somuncuoğlu ve Aydınlar Ocağı'nın da yer aldı bir çok sivil toplum örgütü bir araya gelerek basın bildirisi yayımladı.
"SURİYELİLERE TANINAN HAKLAR CAVADBEYLİ'DEN NEDEN ESİRGENİYOR"
Yayımlanan ortak basın bildirisinin tam metni şöyle:
"Soruyoruz?
Rahim Cavadbeyli mahkûm değil, BM korumasına tabi bir MÜLTECİDİR. İran'a iade edilemez. Buna rağmen 4 aydır Van Sığınmacılar Kampı'nda tutuluyor.
Neden?
İran Dışişleri Bakanı'nın Türk hükümetinden ısrarla iadesini istediği Rahim Cavadbeyli, İran Türklerinin demokrasi ve insan haklarını savunan önemli bir lideridir. 4 yıldır Türkiye'de Birleşmiş Milletler koruması altında siyasi mültecidir. Tarih ve eğitim alanında yayımlanmış makaleleri ve kitapları vardır. Ankara'da, Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans öğrenimi görmektedir.
Cavadbeyli, 3 Ağustos'ta aniden, hiçbir bilgi verilmeden ve gerekçe gösterilmeden gözaltına alınarak dört gün bekletildikten sonra Van Kurubaş Geri Gönderme Merkezi Sığınmacılar Kampına konuldu. Böylece bütün özgürlüklerinden mahrum edildi.
Kardeş bildikleri Türkiye'deki bu beklenmedik durum karşısında Tebriz caddelerinde binlerce Türk, "Azerbaycan var olsun! Rahim Bey azâd olsun!" sloganlarıyla yürüyerek tepkilerini gösteriyor.
Cavadbeyli, uluslararası koruma altında bir mülteciyken, dört aydır Van'daki sığınmacılar kampında hangi gerekçeyle tutuluyor? Anayasa Mahkemesi'nin 13.09.2018 tarihli "mültecilerin geldikleri ülkeye iadeleri mümkün değildir" kararına rağmen, nasıl oluyor da mahkûm muamelesine tabi tutuluyor?
Yıllardır PKK terör örgütünün üst düzey yöneticilerini Türkiye'ye karşı koruyan İran rejimi, 1925 yılına kadar ülkenin egemeni olan 40 milyonu aşkın Türk'ün sivil haklarını meşru yollardan savunan bir lideri Türkiye'den hangi cesaretle talep edebiliyor?
Suriye, Irak, Somali, Myanmar, Filistin'de insan hakları ihlallerine duyarlı davranan Türk Hükümeti, aynı duyarlılığı neden Rahim Cavadbeyli'den esirgiyor?
Milyonlarca Suriyeli sığınmacıya vatandaşlarımızın sahip olmadığı haklar bahşedilirken, temel insan haklarının Cavadbeyli'den esirgenmesinin sebebi Türklüğü müdür?
Hastaneye sevki sırasında sanki mahkûmmuş gibi hiçbir hukuk kuralı tanınmadan kelepçe vurulmaya kalkışılması, Cavadbeyli'nin bunu şiddetle reddetmesi üzerine hastaneye sevkinden vazgeçilmesi nasıl izah edilebilir?
Aşağıda imzaları bulunan bizler, bu soruların cevaplarını öğrenmek istiyoruz. Bu Rahim Cavadbeyli'nin de bizim de en temel insani hakkımızdır.
Sorularımızın hukuka dayalı bir cevabı yoksa Rahim Cavadbeyli derhal serbest bırakılmalıdır."
BİLDİRİYE İMZA ATAN İSİMLER ŞÖYLE:
Millî Düşünce Merkezi Genel Başkanı
Sadi SOMUNCUOĞLU
İstanbul Aydınlar Ocağı Genel Başkanı
Prof. Dr. MUSTAFA ERKAL
Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği Genel Başkanı
Fehmi KİRAZ
Ankara Forumu Derneği Genel Başkanı
Obahan OBAOĞLU
Ankara Türk Ocağı Başkanı
Türkan HACALOĞLU
Ankara Aydınlar Ocağı Genel Başkanı
Dr. Sinan DEMİRTÜRK
Millî Düşünce Merkezi İstanbul Şubesi
Sadık GÜNER
Kocaeli Aydınlar Ocağı Başkanı
Süleyman PEKİN
Antalya Aydınlar Ocağı Başkanı
Baki KÜÇÜKOKUDAN
Sakarya Aydınlar Ocağı Başkanı
Mustafa Kemal CERRAHOĞLU
Türk Dünyası Kadınlar Dostluk ve Dayanışma Derneği Gen. Bşk
Hediye KARAKUŞ
Konya İdealist Kadınlar Derneği Başkanı
Emine MUŞTU
Ahde Vefa Turan Birliği Sosyal Dayanışma Derneği Başkanı
Harun MERAL
Mefkûre Mektebi
Ülkücü Düşünce Derneği Başkanı
Ahmet SELÇUK
Millî Devlet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
Berkan SÖZER
Yeni Ufuk Dergisi
Mevlüt Şahin Emekli Öğretmen Malatya
Nuri Oğuz Çakmak Emekli Memur Kayseri
Cansu Demir Öğretmen İzmir
Bülent Yılmaz Finansçı Tiflis
Fatih Turgut Serbest Meslek Erzurum
Mehmet Sayar Emekli Astsubay Mersin
Gürcan Siviş Öğrenci İstanbul
Mehmet Özdemir İstanbul
Saffet Koç Emekli Memur
Beycan Gökbulut
Ali Ihsan Tekelioğlu
Serbest Meslek Denizli
Ahmet Dalar Emekli Öğretmen Eskişehir
Levent Meydan
Veli Koç Grafiker Denizli
Leyla Türkeli Emekli Öğretmen Ankara
Yunus Emre Can Öğrenci
Mehmet Turan Tanşekuay Gaziantep
Selami Yıldırım Emekli Öğretmen Eskişehir
Cafer Küçük Mühendis Ankara
Oğuz Han Öğrenci Brüksel
Hüseyin Albay Mali Müşavir Kahramanmaraş
Arif Açıkel Makine Mühendisi Yozgat
Ali Poyraz Fersahoğlu Öğrenci Adana
Mehmet Aslan Serbest Meslek Gaziantep
Serdar Varol Emekli Memur Kahramanmaraş
İlhan Albayrak İstanbul
Muhsin Aktaş
Mehmet Ay Emekli Öğretmen Nevşehir
Hakan Yavuz Sosyolog İstanbul
Bayram Yıldız Öğretim Üyesi
Volkan Tarhan Çalışma Ekonomisti Aydın
Emrullah Özdemir Yazar Ankara
Karahan Yüksek Ziraat Müh.
Fahrettin Bal Emekli Memur
Serhan Yılmaz Emekli İstanbul
Sevin Süğlün Emekli Öğretmen Denizli
Mehmet Nuri Serbest Denizli
Ahmet Sarıçiçek
Namık Kemal Pişgin Ankara
Vehbi Akkılınç Balıkesir
Burcu Dokuzlar Eskişehir
Oğuzhan Oğuz Bursa
Kutluay Benli Sakarya
Ömer Kütük Mühendis Bursa
Mehmet Kemal Bayrak Mühendis
Serap Dertli Emekli Öğretmen Kahramanmaraş
Esra Karaman Ankara
Nagehan Penbeci Öğrenci Kastamonu
Abdullah Karakuş İzmir
Ali İhsan Bacalan
Ahmet Şatıroğlu Emekli İstanbul
Ali Mas Emekli Balıkesir
Ömer Birinci Emekli Öğretmen
Ömer Faruk Güder
Ali Özer Kilis
Alptekin Emekli İnşaat Müh. Kayseri
Rıdvan Mevlüt Kaya Emekli Öğretmen Mersin
Ahmet Katlıoğlu Bursa
Bekir Kayık Emekli Bankacı İstanbul
Ali Gökhan Hafızoğlu Mühendis
Murat Gül Emekli Memur
Oktay Kılıç Çorum
Ali Kuzkaya Offenbach
Mehmet Hamdi Demirer Elektrik Teknisyeni
Mehmet Baysalhan
Cengiz Duran Mali Müşavir
Muharrem Kocademir Emekli
Ahmet Canlı Emekli
Osman Dumlupınar Eczacı Kayseri
Cahit Koyuncu Çanakkale
Mete Büyükmurat Gaziantep
Mehmet Yıldız Serbest Meslek Oslo
Reyhan Özçiftçi Serbest Meslek Ankara
İbrahim Kemal Özdemir Kayseri
Recep Bayram İşletmeci Ankara
Kemal Çopuroğlu Emekli Öğretmen
Bayram Yelen Eğitimci Ankara
Ali Erkan Elektrik Teknikeri
Abdurrahman Yaray Ziraat Teknikeri
Oğuz Gürz Elektronik Teknikeri
Yılmaz Alan
Yavuz Sümbül Ziraat Mühendisi
Mehmet Aksoy Emekli Memur
Ali Meral Öğretmen
Aydın Taş Gazeteci
Şinasi Apaydın Mühendis
Vahit Konar Öğretim Üyesi
Okan Balkan İzmit
Nesib Nesibli Öğretim Üyesi Trabzon
Abbas Aslan
Serkan Akgöz Yazılım Uzmanı
Macit Güngör Eğitimci
İlhan Aksu Emekli Öğretmen
Orhan Özkan Emekli
Gökbörü Tekin Çiftçi
Ramazan Altınay
Sümeyye Altınay
Mehmet Uzun Emekli
Gülerer Yüksek Ziraat Müh.
Halit Serdar Paksoy Emekli Öğretmen Kahramanmaraş
Abdurrahman Peri Muhasebeci
Ali Göker Emekli
Cüneyt Öztürk Teknisyen
Ziya Cantürk Kimya Mühendisi
Cüneyt Birkök Öğretim Üyesi
Şemsettin Ceylan Emekli Astsubay
Aykut Kişi Özel Güvenlik Müdürü İstanbul
Mehmet Uysal Öğretim Üyesi
Rıfat Uğrar Emekli Bürokrat
Hasan Levent Sümen Harita Mühendisi
Ertan Gün Muhasebeci
Neşet Ciğer
İdris Gök
Ahmet Karahaliloğlu Şoför
Nursen Nermin Öztürk
Murat Yapıcı Doktor Bolu
Mahmut Torun
Mehmet Göksal
Melih Dinçel
Talat Küçük Emekli
Ali Rıza Saklı Öğretim Üyesi
Tuncay Nehir İnşaat Mühendisi
Ali Tanırgan İşçi
Yavuz Selim Birtane Öğrenci
Ahmet Gümrükçü Sigortacı
Nizam Işık Avukat
Hayrettin Özpek
İbrahim Duman Şoför
Mete Ateş Doktor
Serhun Uyanık Avukat
Murat Ünsaldı Emekli Memur
Yusuf Duran Kayseri
Hüseyin Akar Emekli Öğretmen Muğla
Hasan Kutlu Emekli Memur
Fatma Yanık Emekli Öğretmen
Ertuğ Fırat Emekli Memur
Yılmaz Baş Emekli Memur
Mehmet Kılınç Emekli Öğretmen
Sinan Doğrulmaz Annecy/Fransa
Mehmet Akif Sağdıç
Hasan Özdemir Kuyumcu
Çağlar Emekli Sivil Savunma Uzm.
Nursal Seçkin
Paki Küçüker Öğretim Üyesi
Nurullah Yılmaz Mali Müşavir
Şaban Demir Emekli
Ali Çorapçı Emekli
Turan Arı Emekli Öğretmen
Hayati Acar
Şahin Toker Emekli Ankara
Hasan Çelik Bilge İstanbul
Ümit Demir Esnaf
Hayrani Altıntaş Emekli Öğretim Üyesi Ankara
Nazire Özcanalp Ev Hanımı
Ay Tigin Ata
Necip Çukurtarla İnsan Kaynakları Yöneticisi
Bekir Bozkaya İzmir
Gülay Akşen Emekli Memur
Adil Yüksel
Mehmet Şevket Zık Emekli
İsmet Rizeli Emekli Öğretmen
Ahmet Akkaya Emekli Tesisatçı
Mehmet Karcı
Adnan Tuksal Esnaf
Ali Özturan Emekli Belediye Başkanı
Yaşar Kılıç Makine Mühendisi
Meral Yalçınkaya Emekli Öğretmen
Ahmet Çelik Emekli Belediye Başkanı
Metin Öztürk Serbest Meslek
Serdar Kalmuk Avukat
Osman Bağ Serbest Meslek
Cengiz Yıldırım Ziraat Mühendisi
Abdülgani Akbulut Emekli
Ertan Öngel Emekli
Cengiz Yıldırım Ziraat Mühendisi
Korkmaz Emekli Yüksek Ziraat Müh.
İlhami Çuhadar Doktor
Ömer Yuvalı Emekli
Mehmet Öcalan Kaufbeuren
Cebrail Şimşek Doktor
Zeki Kara Emekli
Şenol Ömerzade Emekli Araştırmacı
Berrin Bilginer Öğretmen
İbrahim Yıldırım Öğrenci
Cemil Alper Emekli MEB Müfettişi
Mustafa Akçay Emekli
Necmettin Kutlu
Namık Kemal Özkan Ziraat Yüksek Mühendisi
Bülent Avşar Özel Güvenlik
Muttalip Akar Esnaf Sivas
Ömer Topçu Emekli
Osman Ünal Emekli Doktor
Abit Gez Öğrenci Ankara
Can Kemaloğlu Emekli Yüksek Kimya Müh.
Mehmet Recai Perkel Emekli Öğretmen
Menderes Kaya Emekli
Turgut Albaş Mali Müşavir
Mehmet Ali Coşar Emekli
Hülya Kopar Ankara
Emine Özgenç Emekli Öğretmen
Erdoğan Temur Turizmci
Ertuğrul Yardımlı
Yener Bayraktar Mobilyacı
Ayzıt Türkeş Emekli Memur
Yakup Kaya İşçi
Sevim Bozkurt Balcı Kahramanmaraş
Ayten Şimşek Ulutaş Ev Hanımı
Enver Solak Bilgisayarcı Mersin
Nevzat Koç Muhasebeci
Zafer Gevişen Emekli
Ömer Ay Emekli Öğretmen
Mustafa Dönüş Emekli Öğretmen
Hadi Öztürk Münih
Kayhan Açıkol Serbest Meslek
Abdil Türkarslan
Nazmiye Arican Emekli
Ömer Yuran
Bayram Ali Bozkurt Emekli Memur
Muhitdin Yılmaz Öğretim Üyesi
Durmuş Kapak Ziraat Mühendisi
Cahit Şener Emekli
Melek Erdoğan Öğrenci
Haşim Marangoz Emekli Öğretmen
Ahmet Şakrucu Emekli
Mehmet Cengiz Akay Emekli Öğretmen
Zülfer Keloğlu
Murat Karatepe İşletmeci
Mithat Yılmaz Makine Mühendisi
Mehmet Aksoy Yazı İşleri Müdürü
Bahadırhan Tolu Güvenlik Personeli
Ramazan Beklevic Emekli Belediye Başkanı
Mahmut Günaydın Aarhus / Danimarka
Mustafa Esen Teknisyen Kırıkkale
Yaser Öztürk Tercüman
Selami Ertunç Emekli
Abdurrahman Tozluca Konya
Hamza Yılancı Kamu Emeklisi
Murat Topaloğlu Serbest Meslek
Qaşqay Celilov Hukukçu
Ercan Özçelik Özel Güvenlik
Dilek Hatunoğlu
Mehmet Can Emekli Ankara
Hasan Muhammet Güldaş Mühendis
Hasan Özcan
Nusret Biber Emekli Öğretmen
Hakan Tenekeci İşçi
Erhan Kır İşçi
Ethem Külhan Emekli
Niyazi Yılmaz İşçi
Haydar Möhür Emekli
Mustafa Yenişeker Şair
Ahmet Nizamettin Aktay Öğretim Üyesi
Mustafa Kamil Demir Edmonton
Rasim Patır İnşaatçı
Yasemin Akar Emekli Öğretmen
Beytullah Sezer Emekli Maden Mühendisi
Bekir Gürkan Özgün
Mustafa Horuz Güvenlik Görevlisi
Ahmet Özcan Emekli
Nezaket Naz
Ahmet Balcı Emekli
Yaşar Ertan Emekli Subay
Mehmet Ay Emekli Öğretmen
Durmuş Can
Yalçın Keman Emekli
Mürşide Okur Emekli Öğretmen
Şammas Baştuğ
Salih Dilek Emekli
Nevin Çelik Emekli Öğretmen
Aliseydi Polat Emekli Öğretmen
Ömer Altundeğer Emekli
Ahmet Daldı
Mertcan Koyuncu Öğrenci
Mehmet Kesen Emekli
Ali Özdoğru Emekli
Süleyman Paşa Garibağaoğlu Emekli Başkomiser
Sedat Akgün Yeminli Tercüman
İsmail Arıkboğa Emekli Öğretmen
Melike Aygün Emekli Öğretmen
İbrahim Aktaş
Şaban Buğra Kılınçarslan Öğrenci
Salih Yalçın Öğretmen
Kenan Aydoğdu Emekli
Kadir Yavuz Çevreci
Satılmış Sert
Burak Türk Öğrenci
Göksel Gökay
Onur Demircan Öğrenci
Turgay Çavga Elektronik Mühendisi
Adem Köktaş İşçi Almanya
Kemal Tuncer
Hazım Memiş Emekli Öğretmen
Mehmet Sakarya Ankara
Mehmet Ali Karaoğlu
Hasan H. Kank
Memet Şeref Şen Mühendis
Osman Yaşar Davarcı
Rasih Demirci
Merve Karagül Bankacı
Mehmet Hilmi Terzi Emekli Bürokrat
Kemal Çuhadar Emekli
Kerem Petekçi Ekonomist
M. Halistin Kukul
Bekir Paksoy
Abbasiye Şişman Eğitimci
Mehmet Emin Durmuş Serbest Meslek
Ahmet İnci Bankacı
Mehmet Kaya
Kenan Şahbaz Eğitimci/ Şair
Kutlay Varlı
Nedim Kaymakçı
Oğuzhan Bingöl Mali Müşavir
Murat Akpınar Emekli Memur
Üçler Uğurlu Dişhekimi/ İşadamı
Özdemir Bozdoğan
Ahmet Yavaş Emekli Öğretmen
Necati Beşirli
Yunus Nadi Özçelik Emekli Öğretim Üyesi
Bülent Yılmaz Finansçı
Aliseydi Yetgin Özel Güvenlik
Rıza Kırım Emekli
Ekrem Aksu Akademisyen
Gülsen Tanyıldız Mühendis
Engin Demir
Ahmet Yaşar Turan Mühendis
Aydın Parmaksızoğlu Brühl / Almanya
Ahmet Koç İşçi
Hasan Hüseyin Bindal
Murat Altıparmak Emekli Bürokrat
Aydın Özkan Emekli
Mustafa Ilgaz Konya
Önder Ergin Öğrenci
Mehmet Birer Emekli
İbrahim Etem Kahvecioğlu
Hamdi Yozgatlı Emekli Öğretmen
Seddar Büyüksarıyıldız Turist Rehberi
Yakup Seçkin
Ali Aydur
Sinan Yalçınkaya Antalya
Sedat Şanaldı Emekli Memur
Ali İloğlu Emekli
Bayram Ali Bozkurt
Sertan Başoğlu Emekli Banka Müdürü
-Nurdoğan Suat Kofoğlu
Necip Çankaya
Atalay Yağmur
Arslan Albay Emekli
Muharrem Nuri Çakar Şoför
Yusuf Elvan
Oğuz Akçay
Dilaver Kurt Ankara
Süleyman Demirel
Hasan Çekiç
Hakkı Yücel
Ertem Ömer
Mustafa Nevruz Sinaci Ekspert, Gazeteci, Araştırmacı-Yazar
Ulusal Haber Gazetesi ve Ulusal Ajans Genel Yayın Yönetmeni
Seydi Çevik
Bekir Yavuz Kaya Antalya
Hakim Boz Serbest Meslek
Fatih Akgören
Şenol Deniz
Aşır Işlak Emekli Memur
Kazım Singil İnşaat Mühendisi
Şaban Tokat
Adem Akbulut
Fikri Özgür Türk
Süleyman Aydın Ankara
Metin Savaş Yazar
Metin Genç Emekli Eğitimci Ankara
Ahmet Çetin Ertürk Ankara
Ahmet Hafi Topaldemir
İlham Tağıyev
Rahmi Bulut Ankara
Rahmi Erçetin Emekli Eskişehir
Bayram Önemli Londra
Muharrem Çamcı
Gürsel Ergan
Fatih Oğhan İzmir
Fatih Mehmet Yiğit
Ahmet Nuzumlalı Konya
Nizamettin Kurt
Olcay Kılıç
İskender Ağaoğlu Öğrenci İstanbul
Yusuf Hoşfikirer
Hüseyin Tamer Kayseri
Onur Muntazam Öğrenci Kayseri
Nazmiye Arıcan
Sinan Yalçınkaya
Sedat Şanaldı
Duranbey Gültekin Emekli bankacı
Mustafa Barış
Reyhan Özçiftçi
Mustafa KEPİR Muhasebe
Macit Yavas
Abdullah Karagul
Prof. Dr. Celal Tuncer
Mehmet Faik Tortop Diş Hekimi
Fakılı Emekli öğretmen.
Zülfer Keloğlu
Hakkı Göger Emekli
Yusuf Tüfekci Emekli
Aybike Güzay
Hali Demirbaș Reklamcı
Hüseyin TAVUKÇU Makina Mühendisi
Dursun Öcal Emekli
Paşa Kula Emekli Konya
Kaynak Yeniçağ: Rahim Cavadbeyli için ortak duyuru

20 Kasım 2018 Salı

Atatürk Üzerinden Kışkırtma Ve Kışkırtma Oyuncuları "Yıldıray Çiçek" (TÜRKGÜN-19 Kasım 2018 Pazartesi) -Türkiye 10 Kasım’da seri kışkırtmalara şahit oldu. Tartışmaları da hala devam ediyor. Delilerin, meczupların yaptığı kışkırtmalar akli melekeleri içine sığdırılır da, ya koskoca Diyanet İşleri Başkanı’nın yaptığı kışkırtmayı nereye sığdıracağız?

Atatürk Üzerinden Kışkırtma Ve Kışkırtma Oyuncuları
Yıldıray Çiçek
Eposta: yildiraycicek@turkgun.com
TÜRKGÜN: 19 Kasım 2018-Pazartesi
Geçirdiğim hastalıktan dolayı yazılarıma biraz ara vermiştim.
Yeniden hepinize merhaba…
Türkiye 10 Kasım’da seri kışkırtmalara şahit oldu. Tartışmaları da hala devam ediyor. Delilerin, meczupların yaptığı kışkırtmalar akli melekeleri içine sığdırılır da, ya koskoca Diyanet İşleri Başkanı’nın yaptığı kışkırtmayı nereye sığdıracağız?
Atatürk’ü anma ama azılı ve tescilli Atatürk düşmanıyla ölüm yıldönümünde poz ver!
Bu kışkırtma değil de nedir?
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, 10 Kasım’da çok büyük bir kışkırtmaya, AKP hükümeti de onu görevden almak yerine arkasında durarak büyük bir yanlışa imza atmıştır.
AKP sözcüsü Ömer Çelik geçtiğimiz hafta akıllara ziyan şu açıklamaları yapmıştır:
“Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Cumhurbaşkanımızın takdir ettiği bir ilim adamı ve takdir ettiği bir yöneticidir.
“Bu ziyaret insani bir ziyarettir.
“Diyanet İşleri Başkanımız çalışmaları sebebiyle Fetullahçı Terör Örgütü ve PKK Terör Örgütü gibi bir takım terör örgütlerinin de hedefindedir. “
Ali Erbaş, Atatürk’ün kurduğu bir kurum olan Diyanet İşlerinde başkanlık görevinde iken Atatürk’ün ölüm yıldönümünde, O’nu Cuma hutbesinde, Diyanet’in web sayfasında, şahsına ait sosyal medya sayfalarında anmaması birileri için dert değilken, maalesef Atatürk düşmanı ağzı bozuk, seviyesiz bir adama yapılan ziyareti meşrulaştırma derdine düşmüşlerdir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ü ölüm yıldönümünde anmak insani bir davranış değil de, ağzından ishal olmuş gibi Atatürk düşmanlığı yapan bir adamı ziyaret etmek mi insani oluyor?
FETÖ, Ali Erbaş’ı niye hedef seçsin?
Bu sorunun cevabını ben bir türlü bulamıyorum.
FETÖ’nün bir zamanlar dinler arası diyalog faaliyetlerini yürüten KADİP’in (Kültürler Arası Diyalog Platformu) yönetiminde yer almasından dolayı mı?
FETÖ darbe girişiminin beyni olan, firari Adil Öksüz’ün doktora tezi savunmasında jüri üyesi olmasından dolayı mı?
FETÖ’nün Abant toplantılarında sürekli katılımcı olmasından dolayı mı?
FETÖ mensuplarına “Gönül erleri” diye hitap etmesinden dolayı mı?
FETÖ’nün kapatılan “Kimse Yok Mu Derneği’nde” aktif bir şekilde yardım toplayan kişi olmasından dolayı mı?
Söylesene Sayın Ömer Çelik, FETÖ hangi sebepten dolayı Ali Erbaş’ı hedef seçecek?
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Atatürk düşmanlığını da açık açık göstererek Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak isteyen pkk’nın hedefi olmaktan çıkmıştır artık, değil mi Ömer Çelik?
Gerçi niçin hedef olduğunu da henüz anlayamadık!
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bizim tek andımız İstiklal Marşı’mızdır.” dedikten bir hafta sonra, Ömer Çelik’in Atatürk ve İstiklal Marşı düşmanlarının ziyaret edilmesiyle ilgili açıklamalarının her boyutu talihsizlik olmuştur.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a göre “tek andımız İstiklal Marşı” ise, İstiklal Marşı yazarı merhum Mehmet Akif Ersoy’a “Lan, serserinin teki, p.zev.nk “ diyen Kadir Mısıroğlu’nun ziyaretine bir devlet kurumunun başındaki kişinin gitmesine en büyük tepkiyi vermesi gereken AKP hükümeti değil mi?
Nerden bakarsan bak büyük bir tutarsızlık vardır…
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 10 Kasım’da çok anlamlı “Gazi’nin mücadeleci ve kurucu vasıflarını gençlerimize ve çocuklarımıza iyi anlatmalı, onun “en büyük eserim” dediği Cumhuriyetimizi ilelebet yaşatmak ve daha ileriye taşımak için üzerimize düşen sorumlulukları hep birlikte yerine getirmeliyiz.” açıklamasını yaparken, Atatürk düşmanını ziyarete giden ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifade ettiği sorumlulukları yerine getirmeyen Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’a sahip çıkılmasının mantığı nedir?
Kendisi Atatürk’ü anmayan Diyanet İşleri Başkanı, eğer hükümete haber vermeden 10 Kasım arifesinde Atatürk düşmanı birini ziyaret ettiyse bunda bilinçli bir tezgâh vardır. Yok, eğer hükümetin haberi var ve onay verdiyse, bunu da AKP’nin kendi celladına âşık psikolojiyle hareket ettiğine yoracağız.
Ali Erbaş bu sicille o koltukta artık oturamaz. Atatürk’ün kurduğu bir kurumun başında Atatürk’e saygılı olmayı bilen, sevgi besleyen biri olmalıdır. Hele hele ömrü Fethullah Gülen’in çizgisinde geçmiş birinden Diyanet İşleri Başkanı olmaz. Ali Erbaş, bu saatten sonra “Keşke Yunan galip gelseydi” diyen Kadir Mısıroğlu’nu da yanına alıp, Yunanistan’a yerleşmelidir.
AKP hükümeti de FETÖ mücadelesine gölge düşürmemeli ve Ali Erbaş’ı bir an önce o kutsal görevden almalıdır. Atatürk’e saygısızlık yapan akli dengesi yerinde olan-olmayan herkese de haddini bildirmelidir. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde söylediği “Ne Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ne de kıyafetinden dolayı vatandaşımıza hakaret edilmesine izin vermeyiz.” sözleri için, uygulama alanı ve eylemi muhataplarını beklemektedir.
Bu ülkenin, her kışkırtma peşinde koşan provokatöre çalışma alanı olmadığı gösterilmelidir.
“Milli ve yerli çizgi” Kadir Mısıroğlu gibi adamlara sahip çıkarak değil, Mustafa Kemal Atatürk’e, Mehmet Akif Ersoy’a sahip çıkarak olur.
“Tek andımız İstiklal Marşı” diyen AKP’nin sınavı bu saatten sonra başlıyor.
Ya “…Mısır’da 11 yıl kaldım fakat 11 saat daha kalsaydım artık çıldırırdım. Sana halisane bir fikrimi söyleyeyim mi? İnsanlık da Türkiye’de, milliyetçilik de Türkiye’de, Müslümanlık da Türkiye’de, hürriyetçilik de Türkiye’de. Eğer varsa Allah benim ömrümden alıp Mustafa Kemal’e versin.” Diyen merhum Mehmet Akif Ersoy’a sahip çıkacaklar…
Ya ”Bu marş bizim inkılabımızı anlatır. İnkılabımızın ruhunu anlatır. Bunu ne unutmak ne de unutturmak lazımdır. İstiklal Marşında istiklal davamızı anlatması bakımından büyük manalar vardır. Benim en beğendiğim yeri de burasıdır: “Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet; Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklal!” Benim bu milletten asla unutmamasını istediğim mısralar işte bunlardır. Hürriyet ve istiklal aşkı bu milletin ruhudur. Tarihe bakın. Bütün milletlerin bir esaret ve hürriyetsizlik devri geçirdikleri bir hakikattir. Bizim kahramanlarımız hürriyetini kaybedeceğini anlayınca nefsini ateşe vermiş ve küllerini bile düşmana teslim etmemiştir.” Türk budur. İstiklal Marşı’nın bu pasajı asırlar boyunca söylenmeli ve bütün yar ve ağyar anlamalıdır ki Türk’ün Mete hikayesinde olduğu gibi her şeyi hatta en mahrem hisleri bile tehlikeye girebilir, fakat hürriyeti asla… Bu pasajı her vakit tekrar ettirmek bunun için lazımdır. Bu demektir ki, efendiler, Türk’ün hürriyetine dokunulamaz.” diyen büyük önder ve komutan Mustafa Kemal Atatürk’e…
Ya da Atatürk’e ve Mehmet Akif Ersoy’a küfür ve hakaret eden Kadir Mısıroğlu gibi bir provokatöre sahip çıkacaklar.
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Atatürk düşmanı, Mehmet Akif Ersoy düşmanı, İstiklal Marşı düşmanı Kadir Mısıroğlu’na sahip çıkmış… AKP hükümeti de hem Ali Erbaş’a, hem de Kadir Mısıroğlu’na sahip çıkmış gözüküyor!
Atacağı adımlarla bu manzarayı bozacak yine AKP’nin kendisidir. Bakalım bu sınavın tam sonucu ne olacak?
Atatürk ve İstiklal Marşı bu toplumun ortak ve tartışılmaz değeridir. Bu değerleri tartıştırmak, hakaret ettirmek ve bunlara göz yummak Türk milletinin birliğine, huzuruna konulan dinamit olacaktır.
Son iki ayda, o kadar tuhaf, yanlış adımlar atılıyor ki, izahını yapmak mümkün olmuyor. Cumhur ittifakının hassasiyetini korumak, buna inanan herkes için milli vazifedir. Milliyetçi-Ülkücü bir yazar olarak, bunu hatırlatmakta bizlerin görevidir.
AKP içinde yerel seçimlere dair korku kendini her türlü boyutta gösterirken, niye toplumun değerleri ve hassasiyetleri konusunda daha dikkatli davranmazlar çok merak ediyorum. Aslında o kadar merak ettiğimiz konu var ki, zaman zaman cevaplarını arıyoruz, aramaya devam edeceğiz.